Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

08 Temmuz '16

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
225
 

Terörün de dini vardır...

Terörün de dini vardır...
 

Karikatür: Mehmet Tevlim


          Ülkeyi yönetenler, dinden nemalananlar, dini siyasetleri için kullananlar iki de bir beylik laflar ediyorlar: “Terörün dini yoktur” diyorlar…

Neye, hangi veriye dayandıklarını bilmeden veya bildikleri halde takiye yaparak bunu söylüyorlar…

Görünen köy kılavuz istemiyor…

Çevremizde, ülkemizde ve tüm Dünya’daki patlamalı terör olaylarını yaşıyoruz, görüyoruz ve duyuyoruz… Bu terör olaylarının çoğu günümüzde İslamiyet adına yapılmıyor mu ?..  Geçmişten günümüze uzanan çok sayıda İslami terör örgütlerinin adını bir çırpıda sayabiliriz. Suriye’de, Irak’ta, Afganistan’da, Pakistan’da, Avrupa’da, Ülkemizde yaşadığımız terör olayları ağırlıklı olarak din kaynaklı değil midir? Tüm Dünya’da yaygınlaşan bir algıyla birlikte İslamiyet’le terör olayları birlikte anılır hale gelmedi mi?..

Dini sadece siyasi ve kişisel hırsları için kullanarak ülkelerini yönetmeye çalışanlar; biraz da suçluluk psikolojisiyle bu sefer de :”Dinde, dinin özünde böyle bir şey yok” diyorlar.

Gerçekten dinde, dinin özünde böyle bir şey yok mu?

Bunu söyleyenler ya yalan söylüyorlar, ya da gerçeği tam olarak bilmiyorlar veya gerçeği bildikleri halde takiye yapıyorlar.

     Din faşizmi dünden bugüne çok can yakmıştır. Hıristiyan Dünyası asırlar öncesi Ortaçağ ve sonraki dönemlerde bunun bedelini acı bir şekilde ödemiştir.

Din Savaşları insanlık tarihinde önemli bir yer tutar. Farklı dini görüşlerle çıkar çatışmalarına dönen bu savaşlar kendi dini inançlarını yaymayı amaçlayan bir anlayış içeriyordu. İslam Fetihlerini, Haçlı seferlerini, Fransız Din savaşlarını ve 17. Yüzyılın ilk yarısındaki büyük kırımlara neden olmuş Otuz Yıl Savaşlarını bunlara örnek verebiliriz. (30 Yıl Savaşları: Almanya, İskandinav, Polonya, Fransa arasındaki bir mezhep savaşıdır.)

     Ortaçağ Hıristiyan felsefesini geliştiren ve kuramlaştırarak Tanrı Devleti kurmayı amaçlayan Augustinus da din adına savaş kavramlarının temelini oluşturmuş kişiydi… İslamiyet’te de Cihad, Şeriat, mücahit, gaza kavramları din için savaşın,  kavramları değil midir?

Hz. Muhammed dönemindeki Uhud, Hendek,  Bedir, vb savaşları ve sonrasında dört halife dönemleri ve halifelerin siyasi gücü ele geçirmek isteyenler tarafından öldürülmeleri ve Tarihe İslam Fetihleri olarak geçen savaşların amacı da savaşlar yoluyla İslamiyet’i yaymak değil midir? Bugün çeşitli örgütlerin yaptığı patlatmalı eylemler de İslam’a yönelik Şeriat Devletleri kurmayı ve yaygınlaştırmayı amaçlamıyor mu?

Bunu yaşama geçirmeyi çalışan anlayışlar dayanağını nerden alıyor dersiniz. Bazılarının yaptığı beylik laflar gibi gerçekten dinin özünde böyle birşey yok mu? Kur-an’da yaklaşık 60 ayette savaş- cihad konusu işleniyor. İsterseniz kısaca bir bakalım.

 

Allah yolunda savaşın ve bilin ki Allah, her şeyi işitir ve bilir.  ( Bakara 244 ) 

Baskı ve şiddet kalmayıncaya ve din tamamen Allah'ın oluncaya kadar onlarla savaşın. Eğer (küfürden) vazgeçerlerse şüphesiz ki Allah onların yaptıklarını hakkıyla görendir. ( Enfal 39 ) 

 Kendilerine kitap verilenlerden Allah'a ve ahiret gününe iman etmeyen, Allah'ın ve Resûlünün haram kıldığını haram saymayan ve hak din İslam'ı din edinmeyen kimselerle, küçülerek (boyun eğerek) kendi elleriyle cizyeyi verinceye kadar savaşın. ( Tevbe 29 )

 Ey iman edenler! Kâfirlerden (öncelikle) yakınınızda olanlarla savaşın ve sizde bir sertlik bulsunlar. Bilin ki Allah kendisine karşı gelmekten sakınanlarla beraberdir. ( Tevbe 123 )

 Arzu ettiler ki kendilerinin küfre saptıkları gibi siz de sapasınız da beraber olasınız. Bu sebeple, onlar Allah yolunda hicret edinceye kadar içlerinden dost edinmeyin. Eğer bundan yüz çevirirlerse onları yakalayın ve bulduğunuz yerde öldürün. Onlardan ne bir dost edinin, ne de bir yardımcı. ( Nisa 89 )

Haram aylar çıkınca bu Allah'a ortak koşanları artık bulduğunuz yerde öldürün, onları yakalayıp hapsedin ve her gözetleme yerine oturup onları gözetleyin. Eğer tövbe ederler, namazı kılıp zekâtı da verirlerse, kendilerini serbest bırakın. Şüphesiz Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir. ( Tevbe 5 )

 Savaş, hoşunuza gitmediği halde, size farz kılındı. Olur ki, bir şey sizin için hayırlı iken, siz onu hoş görmezsiniz. Yine olur ki, bir şey sizin için kötü iken, siz onu seversiniz. Allah bilir, siz bilmezsiniz. ( Bakara 216 )

 Ey iman edenler! Tedbirinizi alın ve bölük bölük ya da toplu halde savaşa çıkın. ( Nisa 71 ) 

 İman edenler, Allah yolunda savaşırlar. İnkâr edenler de tâğût yolunda savaşırlar. O halde siz şeytanın dostlarına karşı savaşın. Şüphesiz şeytanın hilesi zayıftır. ( Nisa 76 ) 

 (Ey Muhammed!) Artık Allah yolunda savaş! Sen ancak kendinden sorumlusun! Mü'minleri de savaşa teşvik et. Umulur ki Allah inkâr edenlerin gücünü kırar. Allah'ın gücü daha üstündür, cezası daha şiddetlidir. ( Nisa 84 )

 Ey Peygamber! Müminleri savaşa teşvik et. Eğer içinizde sabırlı yirmi kişi bulunursa iki yüz kişiye galip gelirler. Eğer içinizde (sabırlı) yüz kişi bulunursa, inkâr edenlerden bin kişiye galip gelirler. Çünkü onlar anlamayan bir kavimdir. ( Enfal 65 )

     Yukarıdaki ayetleri okuduğumuz zaman gerçekten dinin özünde terör, savaş, cihad’ın olup olmadığı konusunda beyinlerimizde önemli bir görüş-olgu- oluşmuyor mu?

Din adına, şeriat devleti kurmayı amaçlayanların dayanakları bu ayetlere dayanıp dayanmadığı konusunda biz de bir fikir oluşmuyor mu?

     Özellikle ülkemizde, ülkemizi yönetenlerin bilerek veya bilmeyerek söyledikleri beylik lafların yani “terörün dini yoktur” ve dinin özünde böyle bir şey yoktur” sözlerinin doğruluk değerleri yoktur… Eğer laikliği yok sayıyorsanız, laikliği erozyona uğratıyorsanız, ülkeyi şeriata düzenine doğru (-bilerek veya bilmeyerek, siyasi amaç ve rant uğruna-) yönlendiriyorsanız, önemli bir ölçüde ülkemizi ve dünyayı kana boyayan İslami terörizme destek veriyorsunuz demektir…

     Devletin, kişilerin dini inançlarını yönlendirmemesi ve taraf olmaması gerekir. Devletin belli bir inanca, dine, mezhebe göre eğitimi yönlendirmesi, yaşamı ve yaşam anlayışlarını dini anlayışlara göre dizayn etmesi her şeyden önce insan haklarına, insan özgürlüklerine aykırı bir durumdur. Devlet dinden elini çekmelidir. Güçlü laik bir anlayışla Devlet kişilerin özgürlüklerine, inançlarına yapılan saldırılara karşı kişileri korumalıdır. Devlet dini inançlar ve mezhepler konusunda tarafsız olmalıdır. Devletin, dini, mezhebi olamaz.

     Kısacası ülke olarak geldiğimiz, getirildiğimiz bu durum kaygı vericidir. Toplumsal çatışmaların yaşanacağı kaygısını yaşamaktayız. Vatandaşların kendisinin korunması konusunda Devlete- Hükümete ve Hükümetin kendi anlayışına göre dizayn ettiği kurumlara da güvenmemektedir. Çoğunluğun diktatörlüğüne doğru hızla yol almaktayız…

     Görünen köy kılavuz istemiyor.

     

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 1409
Toplam yorum
: 1907
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 1044
Kayıt tarihi
: 04.11.06
 
 

Emekli öğretmenim ve  emeklemeye devam ediyorum.  Emeklilik yaşamın sonu değil, yaşama yeni amaçl..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster