Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

23 Mayıs '20

 
Kategori
Dünya
Okunma Sayısı
46
 

Tesadüf ve Gerçekler

Aydın doğmak imkânsız, aydın olmak ise kesinlikle çok zordur. Hemen her yerde fikir sahipleri bir şekilde karşımıza çıkar ve bu insanlar bir şekilde bizi etkilemeyi başarırlar. Gerçekte o insanları bizimle buluşturan şeyler, bizim ilgi alanımız, algı düzeyimiz, hayata bakış açımız, yaşadığımız çevre, sosyoekonomik düzeyimiz gibi bize ait şeyler olabileceği gibi, karşımızdaki kişinin bilgi düzeyi, çabaları ve o kişiyi bizim karşımıza çıkaran aracıdır.

Kişi konusunda son derece söz sahibidir. Bu bilgisini ücretsiz olarak paylaşmak ister. Şu anda değerli birçok uzmanın içinde doktorlar, mühendisler, gazeteciler, yazarlar, hayata dair tecrübelerini paylaşmak isteyen kişilerdir. Özellikle amaçları para kazanmak değildir. Kimisi farkındalık oluşturmak ister, kimisi bu işi sever önemli olduğunu düşündüğü bilgiyi iyi niyetli olarak paylaşabilir. Bunun için biraz çaba harcayıp, internette web sayfası kurabilirler. Kişisel blog yazabilirler. Ya da biraz daha ileri gidip kitap bastırabilirler. Hemen hemen bu faaliyetleri yapan herkesin öncelikli amacı para kazanmak değildir. Belki tarihe not düşmek isterler. Ya da ben de farklı olarak şunu düşünüyorum demek isteyebilirler.

Nedenleri ne olursa olsun, okuyucu kitlesi bulup aranan bir yazar olmak için çok daha fazlasını yapmak gerekir. Bu durum kazanılmış ünün meyvelerini yemek anlamına gelir ki hemen hemen her piyasada aslında bir ürünü paraya dönüştürmenin çok farklı ve özel şeyler gerektirdiği açıktır. Buna şairler, yazarlar, şarkıcılar, gazeteciler dâhildir.

Gerçekten de mevcut durumların hepsinde gelir sahibi olabilmek önemli bir yetenek olabilir. Öte yandan dünyada sanılanın aksine tesadüflere pek yer yoktur.  Planlı ve stratejik hareket etmek de ne yazık ki kişiyi bir yere kadar başarıya ulaştırabilir.

Medyada zaman zaman yazarlarla ilgili özellikle gazetecileri kastediyorum; her devrin adamı olmayı başarabilen sayılı yetenek vardır. İnsanlar bunlara dönek diyor. Ancak eğer her devirde gerçekten ayakta kalabiliyorlarsa ben buna şapka çıkarırım ve yetenek derim. Ama gerçeklerin bu kadar masum olduğuna inanmıyorum. En azından Türkiye’de bunun mümkün olmadığının farkındayım.

Zaman zaman kendini bir sıfatla bir araya getirenlerin öznelerinin aslında sıfatın evrenselliğine tamamen zıt bir karakter sergilediği aşikârdır. Hayatında askere gitmemiş, askerden kaçmış birinin hele ki bizim ülkemizde askerlik mesleğinin kutsal sayıldığı göz önüne alındığında son derece milliyetçi fikirler ortaya koyması, buna mukabil, fiziksel anlamda kayda değer bir değer yarattığı vuku bulmamış birçok insan bir şekilde derinlemesine düşünmeyen halka milliyetçiymiş gibi yedirilebilir. Acaba gerçek gerçekten böyle midir?

Şahsen ben milliyetçiliği farklı olarak algılasam da bu gerçeği değiştirmez. Bence kişi askere gitmemiş olabilir, askerlik mesleğine elverişli de olamayabilir. Düşünün Einstein kalitesinde bir zekâyı er olarak askere alıp onu günde altı saat nöbette tutmak mı ülke için daha faydalıdır yoksa ona yeteneğine göre bilimsel gelişme, üretim, projelendirme anlamında değerlendirmekle mi önemli bir iş yapmış oluruz dersek elbette ikincisi aklıselim herkese daha makul gelmelidir diye düşünürüm. Ama yine de insanların elbette itirazları olabilir ve yanlış anlaşılabilirim diye tekrar ediyorum; kişiler bir ülkenin hatta dünyanın en önemli değerleri olarak değerin yerli yerinde kullanılması faydacılık açısından daha değerli bir hareket olacağı için böyle bir hareket tarzını kendimce uygun bulabilirim. Yani ülkenin füze imal edecek beyinlere de, hasta kurtaracak doktorlara da çiftçilere de, kısacası her zekâda ve nitelikte insana ihtiyacı vardır. Bu ihtiyaç adalet ve hakkaniyet ölçütlerine göre ve akıl süzgecinde değerlendirildikten sonra karar verilmelidir diye düşünmekteyim. Yine de bu kişiler arasında adaletsizliğe sebep olmamalıdır.

Thomas Moore 16. asırda “Ütopya” adlı eserinde gelişmiş bir halkın insanlarını ön cephede öldürmek yerine çok daha az maliyete mal olacak yabancı savaşçıların kullanılmasını savunurken;  günümüz elit devletleri aslında tam olarak da bunu yapmaktadır. Amerikalılar Afrikalı, Güney Amerikalı hatta Türkler de vardır bunların içlerinde askerlerini bunlardan seçmekte bir sakınca görmezler. Sadece söz konusu insanlara verilmiş olan bir umuttur. Aynı şey onlarca yıldır bizde de beyin göçü şeklinde cereyan etmekte ve en iyi beyinler Batıdaki herhangi bir ülke tarafından kolaylıkla davet edilmekte hatta vatandaşlığa derhal kabul edilmektedir. İyi bir üniversiteden not ortalaması ve bir tavsiye Amerika, Hollanda, İngiltere kısacası tüm batı ülkelerinin kapılarını açmaktadır. Elbette onları asker olarak kullanmayacaklar ancak dünyaya satacakları ürünleri onları çalıştırarak satacakları ve pazardaki hâkim konumlarını artırarak devam ettireceklerine uygun olan politikaları gereğidir. Neticede bilgi ve yetenek şımartılmak olmasa da insan gibi davranılmayı, adaletle hükmedilmeyi, imkân sağlanırsa mutlu olacağına dair gerçeklik dünya kuruldu kurulalı hak ettiğine inanmıştır.

“Bilgi ve gerçek yetenek”daima saygı gördüğü, değer verildiği yere göç etmeye meyillidir. Tarihin her devrinde zamanın medeniyet güneşi olarak parlayan devletler gerçek bilgi ve yeteneğe gereği kadar değer vermişlerdir. Onlar ki güçlerini bilimden, yetenekten aldıklarının farkında olan devletler olarak yeryüzünde gerekli saygıyı hak etmiş ve de görmüşlerdir!

Tüm bunların aydınla ne alakası var denilebilir. Şöyle bir toplum ancak toplumunun hoşgörüsü, entelektüel seviyesi kadar aydın olabileceği gibi iş sonuçta maddi ve manevi hazların tatmin edilmesine dayanır. Bu dengeyi sağlıklı kurabilen ve uygulayan devletlere etkin devletler diyebiliriz.  Ancak bu şu demek değildir.

Amerika’ya giden yetenekli ve bilgili bir kişiden; gidip siyahilerin haklarını savunmak, Kızılderililere yapılanları kaşımak, hatırlatmak, ülke birliğine dair olumsuz fikirler ileri sürmek değildir. Ya nedir? Bilimsel araştırma yapmak, sportif başarı sağlamak, ülke imajını parlatacak fikirler, ürünler, çıktılar üretmesidir. O halde doğruyu savunmanın dahi bir noktada önünde engeller vardır. Bu engeller en basitinden kişinin eserlerini basacak yayıncı bulamaması, kişisel tanıtımının yapılmaması, parlatılmamasıdır. Parlatılmayan sıradan bir insana kimse değer vermez. Sıradan bir insanın düşüncesi, ne kadar değerli olabilir ki? Parlatıldıktan sonra dönerse ne olur diyenler olabilir. O zaman da ulusal medyada tanıtımının yapılması imkânsız olduğu için yıldızı sönmeye başlar ve yazarlık fikir adamlığı vs gibi işler karın doyurmayacağı gibi kişi derhal simitçi, gazozcu, kahveci türünden bir meslek seçmek en azından hayatta kalmak zorunda kalır.  

Her dönemde yıldızı parlak olan özel yetenekler vardır elbette ancak bunları da özel olarak birilerince korunan bizdeki muadilleriyle karıştırmamak şartıyla bu kişiler elleri öpülesi yeteneklerdir denilebilir. Elbette kişisel yetenekler önemlidir ancak yeterli değildir. Misal sokaklarda canlı performans yapan, bir canlı müzik performansı eşliğinde restoran veya kulüp tarzında yerlere gitmiş olanlar, orada gece boyunca müzik dinledikleri yerlerde sesi güzel sayısız yeteneğin olduğunu üstelik bunların asla ünlü olamayacağını, son derece komik ücretlerle çalışarak günü kurtardıklarına şahit olurlar. Öte yandan son derece ünlü ancak canlı ses performansı az önceki örneğin eline su dökemeyecek kadar kötü oluşuna şaşırmış olabilirler. Orada sanattan başka birçok şeylerin devrede olduğu aşikârdır.

O halde her yetenek hakkıyla muamele göremiyor, yetenek olmayan şeyler yetenek muamelesi görüyorsa orada başka güçlerin, dengelerin devrede olduğu bellidir. Bu hemen her konuda böyle olmayabilir belki ama ün, nam kabul etmek gerekir ki öyle tesadüfen kazanılıp uzun süre devam ettirilebilecek, yönetilecek, meyvesi, yenecek bir süreç değildir.  Bu konuda deneyler yapılabilir. Misal son derece ünlü bir yazarın ünlü bir kitabının yazar adı değiştirilse satış oranı ne olur? Ya da olur mu? Veya ünsüz birinin kitabının üzerine ünlü birinin ismi yazılırsa satış oranı ne olur? Ya da aynı kitap aynı anda hem ünlü bir yazar hem de ünsüz bir yazar ismiyle piyasaya sürülse ve adı da “Gecenin Rengi” olsa diğeri de “Renkli Geceler” isimleri konsa, şüphesiz ünsüzün kitabı maliyetini karşılamazken ünlünün kitabı yüz binleri bulabilir.  O halde ünlü olmak değerli bir sermayedir! Öte yandan ünsüz olduğu halde ne dediğini anlamadığımız, anlamak istemediğimiz, burun kıvırdığımız kişiler de son derece değerli bir iş yapmış olabilirler. Üstelik çok daha ucuz ve ulaşılabilir bir fiyata alacakları bir şeye insanların üne verdiği değerdir.

Düşünce dünyasında da özellikle 16. asırla başlayan Sanayi Devriminden günümüze her şey değişmiş kontrol mekanizmaları el değiştirmeye başlamıştır ki; devlet şekillerinden ticarete, okullardan hayata hemen her şey değişmiştir. Türkiye’de bundan kırk yıl öncesinde ayağında kara lastik bulunan insanlar aynen var olmasına rağmen, şu anda sosyal medyadan birbirlerine mesajlar atıp Almanya’daki yakınıyla arasındaki farkı bir ekranda birleştirebilmiş şimdilerde dünya küresel bir köye dönüştü, dönüşmek üzeredir.

 

 

 

 

jale kasap bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 1732
Toplam yorum
: 281
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 177
Kayıt tarihi
: 15.10.14
 
 

Bugünün doğrusu yarının eğrisi, dost görünenler düşman ve herşey aslında zıddı olabilir. Büyük ihti..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster