Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

07 Ocak '10

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
926
 

Tezgâh iyi işliyor!..

Tezgâh iyi işliyor!..
 

“Direksiyon özürlü” olduğum için araba kullanamıyorum. Özellikle İstanbul’da araba kullananlara sabır diliyorum. Ben sabırlı değilim. İnanılmaz asabi oluyorum. Elim ayağım titriyor. Bu nedenle de toplu taşıma araçlarının havasız, ter kokulu, gürültülü ortamında işkence çekmeye devam ediyorum.

Toplu taşıma araçlarıyla seyahat etmenin faydaları da var elbette. Uzun mesafelerde kitap okuyorum, kısa mesafelerde ise çevremi ve otobüsün içindeki yurdum insanını gözlemliyorum. Bu vesileyle uzun zamandır dikkatimi çeken ve bir türlü yazmaya fırsat bulamadığım bir konudan da bahsetmek istiyorum. Pek çoğumuz için sıradan gibi görünen ama bizce arka plânında çok önemli mesajlar gizleyen bu konu, türbanlı ve türbansız kadınlarımız ile ilgili…

Önce defalarca şahit olduğum olaylardan birkaç kısa örnek vermek istiyorum:

Metrobüsteyim. Hani şu otobüsün uzun olanı… Türbanlı bir kadın ayakta ve hemen yanında oturan bir erkekle samimi bir şekilde sohbet ediyor. Merakla bakıyorum. Öyle ya, kibar bir erkek kalkar kadına yer verir ama burada tam tersi olmuş…

Metrodayım. Üç genç kız bindi. İkisi türbanlı bir tanesi türbansız; arkadaşlar. Derken bir erkek yolcunun yanındaki koltuk boşaldı. Türbanlı kızlar hiç kıpırdamadılar, türbansız kızımız oturdu… Daha sonra oturan kızımızın yanındaki erkek kalktı ve türbanlı kızımız oturdu… Ben yine izlemeye devam ediyorum…

Bir başka gün yine metrobüsteyim. Aynı sahne. Erkek oturuyor, kadın ayakta. Sohbet ediyorlar. Erkeğin yanındaki erkek yolcu kalkıyor ve türbanlı kadın oturuyor.

Erkek yanına oturmuyorlar…

Yine bir gün otobüse bindim. Otobüs dolu, oturacak yer yok. Mecburen ayakta gidiyorum. Bir durakta durduk ve türbanlı bir kadın bindi. Anında bir erkek kalktı ve türbanlı bayana yer verdi. (Bu olaya çok sık şahit oluyorum) Oysaki ben hemen yanında ayakta gidiyorum. Ha bu arada söylememe gerek var mı bilmiyorum ama ben türbansızlardanım…

Ve bu sabah. Otobüse bindim, arkamdan türbansız bir genç kız bindi. Otobüs dolu ve biz ikimiz ayakta gidiyoruz. Derken üç türbanlı kadın bindi ve bizim bulunduğumuz yere doğru ilerlemeye başladılar. Öndeki genç bir kız. Arkasındaki 40 yaşlarında bir kadın. Tam yanımıza yaklaşmışlarken sanki emir almış gibi aynı anda erkek yolcular kalktılar ve türbanlı kadınlara yerlerini verdiler…

Sonuç: Toplumda türbanlı kadınlara yaşlarına bakılmaksızın erkekler tarafından bir yerlerden talimat alınmış gibi saygı gösteriliyor. Türbansız kadınlar ise herhalde namusları sokaklarda gezdiği için (!) cariye muamelesi görüyor. Türbanlı ve türbansız kadınları birlikte gezdirerek “bakın işte ne güzel anlaşıyorlar, herkes dilediği gibi giyiniyor, sorun yok…” mesajı vermeye çalışan zihniyetler diğer tarafta kadınlarımızı işte böyle ayrıştırıp birbirlerine düşman haline getiriyorlar. Başbakanın sık sık sarfettiği “onlar” kelimesi burada da anlamını buluyor… Türbansız kadınlar” onlar” oluyor. Ötekileştiriliyor…

Bazı kişilerin ısrarla dikkat çektiği “Gizli İslamcılık” bu olsa gerek… Millî bayramlarda asar afişini, kutlar bayramı, Ata’yı saygı ve özlemle anar (!), Anıtkabir’deki mozolesine çelenk koyar, İstiklâl Marşı’nı da söylermiş gibi yapar, diğer taraftan verir talimatı, kadınların örtüsü üzerinde bin bir oyun oynar ve sizde sanırsınız ki ortalık güllük gülistanlık!

“Mahalle baskısı” yok, kadınlar ister örtünür, ister örtünmez, diyenlere hak veriyorum. Haklılar. Mahalle baskısı yok, çünkü tutmuyor. Sesli uyarılar, sataşmalar ters tepiyor. Ama yukarıda saydığım davranış şekli, büyük bir plânın sessiz uygulanışı. Yani yandaş medyada yazan bazı anlı şanlı köşe yazarlarının buyurdukları gibi: Sessiz devrim!

Cumhuriyet Gazetesi bir dönem “Tehlikenin farkında mısınız?” sloganıyla çıkıyordu. Bizler farkındayız da kendisine “saygı” çerçevesinde yer verilen kadınlarımız acaba farkında mı?

Türkiye’nin çehresi sessizce değiştiriliyor. Görüntü olarak Arap ülkelerine daha fazla benzemeye başladık. İnanmayan İstanbul’da şöyle bir gezintiye çıksın! Başbakanın her konuşmasında vurgu yaptığı “muasır medeniyet seviyesi” ne böyle mi ulaşacağız?

Ve bir gözlem de İstanbul Kitap Fuarı’ndan. 31 Ekim-8 Kasım 2009 tarihleri arasında etkinlik gösteren fuarda 10 gün boyunca gördüğümüz bazı aile manzaraları oldukça dikkat çekiciydi. Erkek son derece bakımlı, çağdaş giysiler içinde ve traşlı. Eşleri türbanlı ya da kara çarşaflı. (Bazı ailelerde 7-8 yaşlarındaki kız çocuklarına da türban bağlanmıştı.) Erkek ve kadını ayrı ayrı yerlerde görseniz onları yan yana düşünemezsiniz. O derece birbirlerine zıt eşler.

Acaba Türkiye’de yeni bir “aile açılımı” mı yaşanıyor diye sormadan geçemedik!..

Yanlış anlaşılmasın. Her ne kadar siyasî bir simge ya da tek tip bir üniforma olduğunu düşündüğümüz türbanı benimsemesek de, kimsenin örtüsüyle bir sıkıntımız yok. Herhangi bir itirazımız da olamaz. Saygımız sonsuzdur. Bizim itirazımız kadınların siyasete âlet edilmesidir. Örtülerinin çıkar amaçlı olarak kullanılması, saf inançlarının sömürülmesidir…

***

Şimdi de “regl” (halk arasında aybaşı denilen olay) üzerinden oyunlar oynanmaya başladı. Neymiş efendim “regl” olan kadına ayda beş gün izin verme mecburiyeti getirilecekmiş! Çalıştırdığı bir kadın işçisine her ay beş gün izin kullandıracak bir işveren çıkar mı bilemem ama kadını eve kapatma oyununun hain bir parçası olan bu “regl” oyununa yeşil sermaye işverenleri destek verebilir. Böylece kadın iş hayatından soyutlanır ve yobaz düşüncenin istediği gibi eve kapatılmış olur. Bu arada menopoza giren kadınlara da müjde! Onlara sayısız iş imkânı çıkabilir. Malûm, son yıllarda ülkemizde çalışma yaşı otuzlu yaşlara kadar çekildi. Böyle olunca da genç kadınlar eve, menopozlu kadınlar işe…

Nasıl ama tezgâh?!

***

Kadınlar üzerinden siyaset yapanlar, dini siyasete âlet edenler, bir gün rüzgârların yön değiştirebileceğini unutmasınlar! Sonuçta kadınlarımız Cumhuriyet kadınlarıdır. Bir gün elbette tehlikenin farkına varacaklardır…

Bizden söylemesi…

Tülay Hergünlü

İstanbul, 08.01. 2010

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Yazdıklarınıza katıldığımı ya da karşı olduğumu söylemeyeceğim.Böyle bir mecburiyetim de yok.Siz anlattıklarınızdan farklı belki ben de sizden farklıyım.Ama olsun.Sizin şu çok kızdığınız benimde onaylamadığım davranışları sergileyen insanlarla siz ve ben Türkiye'nin geleceğine birlikte yürüyeceğiz efendim. Yalnız size katıldığım bir nokta onları anlattığınız türbanlı kadınları yönlendirenleri kuracağımız sistemlerle etkisiz hale getireceğiz.Kişi kendisi yönlendirme ,gizli eğitim ve yetiştirme olmadan yine aynı davranışları sergiliyorsa karekter meselesi diyeceğiz. ÖRTÜNME SADECE DİNİ BİR EMİRDİR.ANLATTIĞINIZ GİBİ TOPLUMSAL HAYATI DEĞİŞTİRİYORSA YANLIŞ KULLANILIYOR DEMEKTİR. Başı kapalı bir kadın daha değerli daha kutsal değildir.Onun takdiri yaratana aittir. Ama yaşadığınız olaylardaki haklı tepkinize rağmen insanları farklı onaylamadığınız yaşam biçimlerinden dolayı karşınıza almamalısınız.

Kerim Korkut 
 09.01.2010 8:17
Cevap :
Teşekkür ederim. Eleştiriler beni her zaman düşünmeye sevkeder. Olumlu ya da olumsuz eleştirilmeyen yazı ses getirmemiş demektir. Suçlamaktan ziyade eleştirmek birlikte yaşamanın ve ortak bir yol bulmanın bir parçasıdır. Kişilerin tercihlerine her zaman saygı duyarım yeterki siyasete alet edilmesinler. Bu yazıda anlatmak istediğim budur. Kadınlarımızın siyasete alet edilmesi... Saygılar.  11.01.2010 16:06
 

Yaptığınız yorumun günümüze bağlamanızın yada bugüne uyarlanan bir ideolojiymiş gibi yorumlamanız büyük hata. Bu yer verme hususu yıllardan beri süre gelen bişey bunu bugünkü iktidara bağlamanız çok yanlış .Ama bir yanda haklısınız ,daha dün otobüse minibüse binmeye başlamışsanız olanları günümüze bağlamanız gayet normal.Siz önce bundan 15 sene önce kadın çalışanla bugünkü kadın çalışan arasındaki farka bir bakın .Siz toplumda infial oluşturacak yada bölecek yazıları yazmadan önce,bence önceliğiniz üniversitedeki kız öğrencilerin ,yurdumuzun tüm illerinde ne gözle bakıldığına dair bir araştırma yapıp yazın.Öncelikle körpe beyinler nasıl bir yetiştirme anlayışıyla yetiştiriliyor bir ona bakın,merak etmeyin bu millet ekmek kavgasıyla okadar meşgülki ,kimin kime yer verdiği konusuyla pek alakadar olmaz.Eğer gerçekten bişeyleri ortaya çıkarmak ve düzeltmek istiyorsanız cesaretiniz varsa öncelikle yeni nesilin ne durumda olduğu konusunu gündeme taşıyın.

ekrem çelik 
 08.01.2010 12:03
Cevap :
Öncelikle değerli yorumunuz için teşekkür ederim. Ben 35 yıldır çalışıyorum ve minibüs, otobüs kullanıyorum. Sadece yaşadıklarımı ve gördüklerimi yazıyorum. Hayali yazılar yazmıyorum. 15 sene önceki hatta daha da geriye gideyim 30 sene önceki toplumu ve çalışan kadını bugünle kıyaslayabilecek yaşa ve tecrübeye de sahibim. İstanbu'un pek çok semtinde çalıştım. Üniversitedeki kız öğrencilere ne gözle bakıldığını bilmiyorum ama anladığım kadarıyla siz biliyorsunuz. Bana yazın ben de pek çok yerde yayınlayayım. Merak etmeyin buna cesaretim vardır. Beş yıldır yazdığım yazılarıma şöyle bir göz atarsanız bunu anlarsınız. Burada suçlamaktan ziyade gerçekleri konuşmak önemlidir. Hiç bir yazımda asla bölücülük yapmadım. Ülkemi ve milletimi çok seviyorum. Bu yüzden yazıyorum. Yine de duyarlı davranıp eleştiri getirdiğiniz için tekrar teşekkür ederim. Mail adresime üniversite öğrencileri ile ilgili gözlemlerinizi bekliyorum. hergunlu@ttmail.com Esen kalın.  08.01.2010 17:49
 

saygı duyduğunu söylemişsin, yazına bir göz at.içinde ayrımcı tohumlar gizli.yeşil sermaye...sermayenin rengi üretimdir, ayrışım değil.sorunun tahammülsüzlük...

mehmet ucuretci 
 08.01.2010 9:10
Cevap :
Değerli yorumunuz için teşekkür ederim...  08.01.2010 9:42
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 496
Toplam yorum
: 632
Toplam mesaj
: 80
Ort. okunma sayısı
: 1099
Kayıt tarihi
: 09.06.06
 
 

Ankara doğumluyum. İstanbul'da uzun yıllar özel sektörde çalıştım. Halen, kayıtlı-ruhsatlı malî m..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster