Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

09 Şubat '15

 
Kategori
Sinema
Okunma Sayısı
630
 

The Cut (Kesik) filminin eleştirisi

The Cut (Kesik) filminin eleştirisi
 

Meydanı boş buldunuz ya, kes babam kes!


Fatih Akın'ın "Kesik" filmini geçen hafta yurtdışında gördüm. Ama şaşırdım. 1915 Ermeni olaylarına değindiği için o kadar yaygara koparılacak, yerden yere vurulacak bir film değil.
 
Filmin en başında davudi bir ses tarafından ortaya atılan sav şu: I. Dünya savaşı sırasında Osmanlı devleti yenilmeye başlayınca azınlıklar bir iç tehdit haline gelir ! Eee ??? Bunun üzerine  zorunlu göçe tabi tutulurlar! İyi de birader neden bir tek Ermeniler?
 
Bu sav saçma olması bir yana aynı zamanda çok da tutarsız. Zira, öncelikle, Rumlar, Ermeniler, Yahudiler, Süryaniler, Aleviler, Kürtler, Çerkezler vs azınlık değildir. Osmanlı devletinde bir çok Ermeni, Rum, Kürt, Çerkez paşa, devlet adamı zaten vardı. Azınlık kavramı Avrupalı devletlerce siyasal-şoven gerekçelerle Osmanlı'ya dayatılan ayırımcı ve bölücü bir tanımlamadır. Öte yandan Göç Yasası (Tehcir Kanunu) salt Doğu Anadolu'daki Ermenileri kapsar. Diğer kentlerde yaşayan Ermeni, Rum ve Yahudiler'in hiçbiri göçe zorlanmamıştır.
 
Bu bağlamda "Kesik" (The Cut) tarihsel olayları çözümleyici, aydınlatıcı ve açıklayıcı biçimde ele alan bir film değil. Olayların perde arkasına, örneğin, Çarlık Rusya'sının Ermeni milisleri de kullanarak Doğu Anadolu toprakları işgaline Kars, Ardahan, Batum, Erzurum, Erzincan, Bitlis, Muş, ve hatta Trabzon'u ele geçirmesine,  bölgedeki etnik nüfusu kışkırtarak özellikle Ermenileri kendi saflarına katılmaya zorlamasına hiç değinilmemiş. 1917 Ekim devriminden sonra Rus Çarlığı yıkılınca Lenin, Çarlık Rusya'nın Ermenileri nasıl dolduruşa getirildiğinin belgelerini ve gizli antlaşmaları ortaya koymuştur. Osmanlı devleti, Doğu'da Ermeniler, batıda Yunanlılar, tarafından çembere alınmaya çalışılmış, Ermeniler "Büyük Ermenistan", Yunanlılar da "Helen Krallığı" hülyalarıyla dolduruşa gelmişlerdir.
 
İmdi filmin konusu Osmanlı döneminde Mardin'de eşi ve ikiz kızlarıyla yaşayan, demirci Nazar Manukyan'ın "Odise"si gibi. Ancak, bu "Odise" Mardin'de başlayıp Halep, Küba derken ta Florida'ya kadar uzanan Holywood taklidi vurdulu kırdılı banal bir Western serüvene dönüşüyor en sonunda. Osmanlı/Türk asker ve jandarmaları tıpkı Nazi-Holokost filmlerinde gördüğümüz askerler  gibi Ermenilerin evlerini basıp erkekleri yaka paça tutsak alıyor, onları  yol inşaatlarında çalıştırıyorlar. Askerler tıpkı Nazi SSler veya IŞİD militanları gibi son derece vahşi, kötü kalpli, ahlaksız ve acımasız olarak gösterilmiş.
 
Kadınlar, yaşlılar ve çocuklar ise o zamanlar bir Osmanlı vilayeti olan Suriye'ye doğru yalın ayak başı kabak yola koyulurken, yol inşaatında çalışan Ermeniler'e Müslüman olmaları öneriliyor, içlerinden bazıları kabul ediyor. Kabul etmeyenlerin boğazları kesiliyor! Fakat bu arada hiç beklenmedik bir mucize olur: Nazar bu katliamdan askerlerin emrinde çalışan bir Türk mahkumun becerisi ile son anda kurtarılır. Filmdeki tek "iyi" Türk olan ömür boyu hapse mahkum Mehmet'in bir eşcinsel-melaike (!) edasıyla olan bitenden dolayı Nazar'dan özür dilemesi de çok ütopik ve komik kaçmış!
 
Tutsaklıktan kurtulan Nazar bir süre asker kaçaklarıyla bir olup soygun ve yağmacılığa katılsa da sonunda onlardan ayırılıp ailesini ve ikiz kızlarını aramaya koyulur. Nazar'ın boğazına aldığı bir kesik nedeniyle sesini ve konuşma yetisini tamamen yitirmesi yıllar boyu Ermenilerin başlarına gelenleri anlatamamasını simgeliyor sözde. Oysa, Ermeniler derdini çok iyi anlattı ve anlatıyor, bence asıl derdini anlatamayan Türkler! 
 
Kuşkusuz, yönetmen Fatih Akın'ın tam da 1915 olaylarının yüzüncü yılına denk getirdiği böylesine bir filmle salt sansasyon yaratmaya çalıştığı, özellikle yurt dışına ve Ermeni diasporasına yönelik duygu sömürüsü yaparak cebini doldurmayı planladığı ve temayı Holokost-IŞİD şablonuna oturtmaya çalıştığı ama bunu da yüzüne gözüne bulaştırdığı açıkça görülüyor. Ancak, bu durum, Türkiye'nin dünya kamuoyunda IŞİD destekçisi olarak etiketlenmesine veya bunun psikolojik bir ön hazırlığı olarak görülmesine ya da görüleceğine bir engel oluşturmuyor.
 
Nazar'ın terk edilmiş bir toplama kampında rastladığı akrabası bir kadını acı çekmesin diye öldürmesi, yolculuğu sırasında bir çok kavga, hırsızlık, yasa dışı eyleme karışması, ABD'de 2 kişiyi öldürmesi de cıvıklığın zirvesi olmuş. Görülmeye değmez. Ama yine de gidip görün... 
 
Filmdeki Ermenice konuşmaları işitince eski günlere gittim, Emirgan'daki komşularımız Aram, Şake, Arto ve Nadya'yı, iş hayatımda tanıştığım Norayr, Hrant, Kirkor, Harutyun, Garbis, Vayk gibi arkadaşları anımsadım, duygulandım. Acıları ve eski kinleri alevlendirmek yerine neden sevgi ve barış filmleri yapılmaz anlayamıyorum.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Sayın yazar, yine çok güzel bir yazı yazmışsınız. Son cümleniz ise gerçekten anlamlı. Nesilden nesile düşmanlık aktararak, düşmanlıkları kalıcı hale getirmenin, kimseye bir faydası olamaz. Saygılar, Ahmet Elden.

Ahmet Elden 
 14.02.2015 21:04
Cevap :
Teşekkürler Ahmet bey. Size ayrıca e-posta ile ek bilgi yolladım. Esenlikler  17.02.2015 8:49
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 129
Toplam yorum
: 179
Toplam mesaj
: 8
Ort. okunma sayısı
: 1797
Kayıt tarihi
: 27.07.06
 
 

1968 yılından bu yana dinler tarihi, mitoloji, sosyoloji, antropoloji, dinbilim, teozofi, metafiz..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster