Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

17 Ocak '20

 
Kategori
TV Programları
Okunma Sayısı
80
 

Tıbb-i Memnu (Mucize Doktor)

Ekranların sevilen dizisi Mucize Doktor, her hafta değişik olay ve vakkalarla karşımıza çıkıyor. Otizmli ve avant sendromlu Ali'nin doktor olma hayali konu ediliyor. Zor bir çocukluk geçirmiş olan Ali zeki bir gençtir. Tıp fakültesini zorluklara rağmen birincilikle bitirmiştir.
 
Fox TV ekranlarında yayınlanan dizinin yönetmeni Yusuf Pirhasan'dır. Senaryosu Pınar Bulut ve Onur Koralp tarafından uyarlanıyor, kısmen yazılıyor. 
 
Dizinin orjinali 2013 yılında Güney Kore'de "Good Doctor" ismiyle yayınlanmıştır. Senaristi Jae-bum Park'tır. Ilk uyarlama 2017 yılında Amerika'da aynı isimle yayınlanmıştır. Bunun uyarlaması ise David Shore tarafından yapıldı. Birebir uyarlamalar dışında kültürel etkilerin de ilave edildiğini söylemek gerekir. 
 
Bizim uyarlamamız, Amerikan uyarlamasının uyarlamasına daha yakındır. Eğer dizileri takip ettiyseniz ne demek istediğimi anlayacaksınız. Elbette bizim dizimiz güzel ilgi görüyor, oyuncularımız harika ve duyguları ekrana yansıtabiliyorlar. Fakat bizim dizilerimiz bir yerde aşırı aşka meşke dönüşüyor ve bundan rahatsızlık duyuyorum. Dikkatli incelerseniz diğer ülkelerde, orjinalinde veya uyarlamasında dizinin 'medikal dram dizisi', 'tıbbi dizi' olarak kategorize edildiğini fark edersiniz. Yani tıbbi mevzular ön planda oluyor. Aşk meşk dolguları ise diziyi süsleyen renkler olarak tatlandırıcı görevini üstleniyor. Bizim dizimizin tıbbi rotadan çıkmasından endişe duyuyorum.
 
Çünkü zekası ile bilinen ve engelleri aşan Ali Vefa, geçtiğimiz birkaç bölümde hayalini köşeye bırakmış ve tek derdi Nazlı olmuş gibi davranıyor. "Aşk mantık dinlemez" cümlesine pirim veriliyor. Daha önce fikirleri ve önerileri sayesinde hayat kurtaran Ali, hastanede sadece Nazlı için dolanır hale geldi. Senaristlerin gerçek insan öykülerinden, başarıyla hastalık atlatmış veya hala mücadele eden hastalarımızdan, onların yaşantılarından derleme yapmaları gerekir. "Ne de olsa bu bir derleme, açar bakarız diğerlerine, yazarız bir şeyler, toparlarız bir şekilde" gibi bir tavra bürünmezler umarım.
 
Önce dizi oyuncuları ile ilgili bir şeyler karalayalım. Benzetmeler, izlenimler vs:
Ali Vefa'yı canlandıran Taner Ölmez'in oyunculuğuna diyecek hiç bir lafım yok. Otizmli hastalarla ilgili müthiş gözlem yapmış ve bunu fazlasıyla yansıtmayı başarıyor. Nazlı'yı canlandıran Sinem Ünsal ise gerçek bir doktor gibi otizmli arkadaşı, meslektaşı Ali'ye dikkatli ve hassas yaklaşıyor. Tıpkı doktorların hastalara gösterdiği hassasiyet gibi. Başarılı bir oyunculuk izliyorsunuz.
 
Dizinin diğer oyuncularıda oldukça başarılı. Ferman'ın (Onur Tuna) bakışlarını Tarkan'a benzetiyorum nedense. İnişleri çıkışları enteresan. Bazen çok samimi, bazen çok sıcak bir karakter izliyorsunuz. Çünkü Onur bey'in canlandırdğı Ferman, kafası dolu bir adam. Hastane'nin sahibi Beliz'in (Hazal Türesan) sevgilisini canlandırıyor ayrıca. Açelya (Hayal Köseoğlu) ve Demir'in (Fırat Altunmeşe) çekişmeleri oldukça keyifli. Onlar da aşk yaşıyor.
 
Tanju (Murat Aygen) ve Kıvılcım (Özge Özder) nedense bizi şaşırtacakmış gibi bir hisse kapılmamı sağlıyor. Çünkü Kıvılcım hanım, Tanju bey'e düşüncelerini anlatıyor ve iyi kötü aklına gelen her şeyi paylaşıyor. Gizli sırdaşı gibi. Bunların aralarında aniden bir şey olursa şaşırmayalım. Ama belirttiğim  gibi, bu dizi, onu buna, bunu ona bağlama dizisi olmamalı. O zaman "Tıbb-i Memnu" diye bir dizi çekilse daha doğru olurdu. Çünkü bir de Güneş'in (Korhan Erduran) yaşadığı aşk var. Selvi hanım (Bihter Dinçel) ve Adil bey'in de (Reha Özcan) ha başladı ha başlayacak aşkları var.
 
Romantizm ve aşk meşk güzeldir. Böyle demiş olsakta bu dizide tıp mevzuları ön planda tutulmalıdır. Güney Kore sineması neden başarılı? Çünkü insanların yazma alışkanlıkları var. Senaristler, yazarlar, yapımcılar çok okurlar. Ayrıca insanların öykülerine değer verirler. Onların yaşadıkları gerçek olduğu için filmlere konu olurlar. Çok değişik senaryolar üretirler, yazarlar. Ve bunlar sonuç olarak izleyiciye doğru yansır. İzleyicinin bir parçası olur. 
 
Geçtiğimiz son yıllarda biz nedense çok fazla uyarlama yoluna gitmişiz ve gitmekteyiz. Bunların bazıları:
 
2012 - Evim Sensin / Orjinal: 2004 - A Moment To Remember
2013 - Benim Dünyam / Orjinal: 2005 - Black
2013 - Güneşi Beklerken / Orjinal: 2009 - Boys Over Flowers
2016 - Anne / Orjinal: 2010 - Madeo
2019 - 7. Koğuştaki Mucize / Orjinal: 2013 -Hücre 7 Mucizesi
 
Uyarlama listesini kısa tutmak istiyorum. Uyarlama yapmak elbette yanlış değil. Sadece konu uyarlama olunca yeni fikir üretme ve dahil etme konusunda sıkıntı yaşayabildiğimizi vurguluyorum. Televizyonlarda ya siyaset yayınlanıyor, ya da birbirine benzeyen aşk dizileri... Mucize Doktor'un biraz farklılığı varken bunu tamamen özelleştirmek mümkün. Uyarlama olarak devam edilebilir, ama bir takım hastalıklar, toplumsal mesajlar verilebilir ek olarak. Televizyon programlarının ve dizilerin izleyiciye karşı sorumlulukları vardır. Ekiplerimiz, kadrolarımız, oyuncularımız izleyiciyle temas halinde olmalıdır. Bu senaristlerimizin yazacakları konularla mümkündür.
 
Taner Ölmez nasıl arada sırada Ali olarak ülkenin ve dünyanın su problemine değiniyorsa, yine bir çok probleme değinebilir. Depremlere, Talasemi hastalıklarına, artış gösteren kanser türlerine. Bilgisayardan ve tabletten başını kaldırmayan çocukların, insanların sosyal fobi hastalıklarına. 
 
Zeki Alasya- Metin Akpınar'ın "Hastane" dizisini hatırlayanlar vardır. Müthiş göndermeler ve tespitler yer alıyordu. Elbette mesaj verme kaygınız olsun demiyorum. Fakat hastasının hastalığına duygusal davranan, ağlamsık konuşan ve bunu dizi boyunca kafaya takan, bu kafaya takılan sorunların yanında bir de gülücüklerle, endişelerle aşk yaşayan bir kesimin olmadığını düşünüyorum. Elbette doktorlar naif ve hassas insanlardır. Fakat doktorların işlerini ciddi bir disiplin ve düz bir yüz ifadesiyle yaptığını bilirim. Doktorların da yaşadığı sıkıntılara değinilmeli. Uzun lafın kısası, en azından, senaryoda bazı doktor karakterlerin, gerçek doktorlara daha yakın olması gerekir. O his biraz eksik kalıyor. Gerçeklik payı zaman zaman unutuluyor ve hayali bir karakter izler gibi oluyoruz. İşin içinde paradoks da var. Ali Vefa hastalarla diyalog kuramıyor diye azarlanırken, aslında kendisi kısmen doğru bir yerde duruyor. 
 
Reşat Nuri Güntekin'in Yaprak Dökümü'nü bilirsiniz. Bir solukta okuduğumuz bu kitabı abartılı bir şekilde uyarlamışlardı ekranlara. Hatta kitabın sayfaları bittiği halde senaryo devam ediyor ve yeni sezon çekiliyordu. Son sezonda iyice farklılaşmış ve sadık kalınmamıştı ustanın eserine. Bu benim şahsi görüşümdür. 
 
Mucize Doktor'un kore versiyonu 20 bölümden oluşmaktadır. Amerikan uyarlaması ise 40 bölüm üzerindir. Burada dizi ve senaryo zamanlama olarak tutabiliyor. Çünkü kore versiyonunda her bölümün süresi 1 saat civarıdır. Amerikan uyarlamasında ise 40 dk civarıdır. Bir şekilde olabiliyor bu. Bazı sahneler ağır çekilmiş veya kısaltılmıştır. 
 
Bizim uyarlamamızda 20 bölüme yeni yaklaşıyoruz. Daha 20 bölüm çekmeden her bölümümüz 2 saatin üzerinde oluyor. Diyeceğim o ki, bu dizi süreye yenik düşmemeli. Reyting uğruna harcanmamalı. Senaryo titizlikle işlenmeli. Konu mu yok? Söz! ilk sağlık içerikli konu, yaşanmışlık benden.
 
Severek izliyoruz ve sevmeye devam etmek istiyoruz!
 
Barış ve Sevgi dileklerimle.
 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 10
Toplam yorum
: 2
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 159
Kayıt tarihi
: 05.03.14
 
 

Konservatuar Mezunu ve Bilgisayar Mühendisiyim. ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster