Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 
 

Mukaddesçe konuşan satırlar

http://blog.milliyet.com.tr/blog.mukaddes

02 Ağustos '17

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
37
 

Tik tak

Tik tak
 

Doğanın çekim yasasına hayran olurum bazen. Sen önüne sürülenleri ittirdikçe o da sana doğru geliyor. İnatlaştınız mı ikinizde yere seriliyorsunuz. Ne kadar güç kullanırsanız hedefinize o denli yaklaşıyorsunuz.  Olmadı mı? Düşmeye mahkumsunuz.

Okuduğum bir kitapta bundan bahsediyor. Yaşamındaki zor günlerin izinden uzaklaşmak isteyen kahraman yürüyüşe çıkıyor. Onu gözünüze kestiren bir Çingene ise ansızın eline yapışık falına bakıyor. Öyle derinden süzüyor ki gözlerini bakışları bile kahramanı korkutmaya yetiyor. Yaşanan sürüncemenin ardından Çingene'nin ağzından vahim kelime dökülüyor:

-“Öleceksin!”

Bir kelime bile insanı yaşatmaya veya ölüme sürüklemeye yetiyor aslında. Hele ki zayıf zamanlarda. Duyuyorsun, görüyorsun ama kolaylıkla itemiyorsun beynini zapt eden düşünceleri. Şimdiki zamanı anı yaşamak, hissetmek güzel ama ya anları yaşamana izin verilmiyorsa?

Tik tak, tik tak. Zaman kendi seyrini değiştirmeden ilerliyor. Ona hükmeden biziz aslında. Yaşadıklarımızla, yaşattıklarımızla, yargılarımızla, sevinçlerimizle, hüzünlerimizle yaşamın can damarına yerleşiyoruz. Kimi zaman kantarın topuzu kaçıyor, anlar yüreğe saplanan anılara dönüşüyor, kimi zamanda yaşanılanlar sıcak bir tebessümle anımsanıyor, yıllar sonra da.

Bir gün öleceğini bilmek insanı çok da korkutmuyor aslında. O bir günün süresi belli değil çünkü. Belli olmayan şeylerse genellikle uzun süreçlidir. “Öleceksin!” yargısı ise başka yorumu çağrıştırmayacak kadar kesin ve kati. Zaman süreci alanı darlaştırarak yeni kararlara zemin hazırlıyor.

Aklı selim şekilde irdelenirse, öleceksin! Yargısı zaman belirtmiyor. Söylenen sözlerin keskinliği zihinde böyle bir algı bırakıyor ve acil kararlar almaya sürüklüyor. Böyle bir durumda yapılacaklar listesi gözden geçiriliyor, diğer insanlarla iletişim düzeliyor, yeri yerler, yeni yürekler keşfediliyor.

İşin garibi insan aslında biliyor bir gün öleceğini. Buna rağmen, öleceğini duymak insanlardaki yaşama şevkini artırıyor. Bakış açısına pozitif bir yaklaşım katıyor, tavrı da tarzı da bir anda değişebiliyor. Diğerlerinin de bu süreçten geçeceğini bilmek, hoşgörü sınırlarını da artırıyor.

Hal bu ki yaşayacağını bilmek, önündeki zaman sürecini olduğundan daha fazla gösteriyor. O nedenle kırgınlıklar, küskünlükler, ihmalkarlık, zamanın akışına kapılıp kaybolmak gibi meşguliyetler zamanın çok daha ötesine götürüyor. Orada mücadele yok, ölüm kadar yaşam da ciddiye alınmıyor.

Mark Twain,“Ölüm korkusu yaşam korkusundan gelir. Hayatı dolu dolu yaşayan bir insan, her an ölmeye hazırdır.” Der.

Zaman ritminden şaşmayarak aynı hızla devam ederken anlar, bu bulmacanın diğerleri gibi bilinmeyen öznesi.  Belki de en fazla değer verilmek isteneni!

Benim için zaman parçalarının değeri eşit gibi. Anların hayatımda özel bir yeri yok. Böylesi söylemler yaşama dökülmediği müddetçe çağrıştırdıkları zihnimde hafif kalıyor. Anı büyütmek ve çoğaltmak için yaşamak kadar, yaşatmak ve birilerinin yaşamına dokunmak gerekir kanımca.  Aksi halde, “Anı yaşıyorum” Cümlesi kişiye özelse, o vakit adı “bencillik” olur.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 338
Toplam yorum
: 854
Toplam mesaj
: 3
Ort. okunma sayısı
: 424
Kayıt tarihi
: 31.01.13
 
 

İşletme Fakültesi mezunuyum. Kamu sektöründe çalışmakta iken malulen emekliye ayrıldım. Kitap oku..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster