Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 
 

Hakan Karaduman (Akdenizli)

http://blog.milliyet.com.tr/akdenizli

03 Ekim '08

 
Kategori
Blog
Okunma Sayısı
471
 

Tık

Tık
 

Yazmak çok zamanımı almaz; yazar bırakırım çoğu zaman. Yayına alır, üzerinde birkaç imla düzeltmesi yaparım. On dakika gibi bir zamandır. Eğer yazacak olduğum şiir tarzı ise, o daha kısa zaman alıcıdır. Böyle olmalı bence, çünkü yazılan “şeyin” ilk hali en doğalıdır. Üzerinde uzun uzun kafa yormak ve cümleler üzerinde oynamak hemen sahteliğiyle kendini belli eder; aşırı yoğun paragraflarla ancak kafaları ütülersiniz.

Sizin için zaman, tamamlanması gereken manzumeler bütünüyse ona diyeceğim yoktur. Uzun yarılar düşlere dalıp okursunuz; geriye size hiçbir şey vermeyen ama bir holyvud yapımı kadar eğlenip, hüzünlenir, keyiflenirsiniz-belki-.

Kadınlarda sıvı, erkeklerde ereksiyona yol açar-belki-.

Belki de o geçen zamanının size zaten bir hayrı yoktur da öldürmektir niyetiniz zamanı – belki-.

Halbuki, "os…ktan tayyare selam söyle o yare” demek için okumak ve görmek gerekir-belki-.

Gelelim bize.

Neden iyi yazı burada çok çok… çok az? Neden? Bakıyorum sırf taklit! Onu bunu; o yazarı bu yazarı taklit etmekten ileri gidemeyen anlatımlarla dolu bu sayfalar. Çok az özgün anlatan var derdini.

Evet, "yazmak bir keyif, boş zaman doldurma" değildir. Hatta "yazmasaydım ölürdüm" de değildir. Ama neden aynılıklarda dolaşır durursunuz; ben anlamıyorum şu iki yıldır.

Bunun sorumlusu sadece siz değilsiniz. Eğer önünüze "seçki" denen bir bölüm konmuşsa ana sayfada, “bak, bunlar gibi yaz sen de” demişlerse, suçun yarısı bilin bakalım kimlerindir? Hele acınacak tarafı işin, seçkilere girenlerin kendilerini yazar gibi görmeye başlamaları ve kitaplar yazma hayallerine girmeleri… Zavallıca. Önce “kendini bil.” Sonra yaz.

Günümüze şöyle bir bakıyorum yaşayanlara; önce ülkemize; kaç tane yazar var diye: sağ elin parmaklarını geçmez. –Sağ-

Sonra dünyaya bakıyorum; orada da sol elin parmaklarını geçmez. -Sol-

Ve diyorlar ki söz birliği etmişler: "İnsanlık yazacaklarını yazdı; yazılacak bir şey kalmadı!" Yapma yaa!! Bu savaşlar neci ya? Neyi engellediniz; açlıklar neci ya? Sahi sizler yazarak hangi kötülükleri engellediniz? demezler mi? Ben derim valla…

Siz de bir yansımasınız sonuçta. Ancak neden zincirleri kırmayalım? “Tıkçılık” akımının üyesi olmaktan çıktığınızda…

Tıkçılık: internet tıkçılığı, yazılarınıza yapılan tıklar, cinsel ilişkilerinizdeki kısa tıklar ve nonorgazm, sevgilerinizdeki tıklar, kavgalarınızdaki tıklar, düşüncesizliğinizdeki tıklar iken; nefrette, kıskançlıkta bayağı derinsiniz maşallah, deseler haklılar gibi -sanki-

Derinleşemeyen sığdır. Sanılır ki sığ mutludur. Sığ insan tıklarken; yani tavuğun yemi çiğnemeye gerek duymadan hoop kursağa sallaması gibiyken, nasıl bir mutlulukmuş o, deseler haklılar –sanki-.

***

Malum roman şu sıralar üzerinde istediği ilgiyi topluyor. Aklıma gelense şu: bir toplumdaki salaklığın niteliğini anlamak için okuyan-bilenlerin yargılarına bakmak yeterlidir.

Çünkü petrol 150 dolarken varili, pompa fiyatı, 80 olunca da aynı: kimsede ses yok!

Elektrik zammı yiyince kesilmez oldu!

Yokluk öldürür oldu!

Düşünen insanlara değil, düşüncelerini ifade eden insanlara ihtiyacımız var. Edebiyat edebiyatseverlerin elinden kurtarılmalı ve halka sunulacak gerçekliğe kavuşturulmalıdır.

Malum roman için, “bayıldım!” diyenlerdir edebiyatseverler. Gerçeklere gel dostum, gerçeklere: yoksa seni ham edecekler, bilesin.

Burası ise eski tas eski hamam, sürecek ve gidecek gibi. Bana göre hava hoş. Burası benim notlarımı tuttuğum bir yer. Yeni kitabım için açar bakarım ihtiyacım olursa yazdıklarıma.

En güzel henüz yazılmadı.

Sağlıcakla kalın sevgili dostlar.

not: kalemi pirli gibi fırıldak yapmayın; sonra klavyenin başında oturayazarsınız; sıkılırsınız sonra…

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Ben; çabuk yazarım ancak öncesi vardır, aklıma birşey gelir ve hadi bununla ilgili yazmalıyım derim, aradan epey bir geçer, birşeyler kafamda birikir ve bir anda hızlıca yazarım. Çok komedi bir şeyden esinlenip, trajedi yazdığım da çok olur, bir trajediyi yazarken "insanı, bireyi ve yaşadığı toplumu" içine koyarım, " birey " e önem verir ve aslında "birey"i öne çıkarırken, toplumun kalitesini belirleyenin " birey " olduğunu da vurgulamak isterim. Birde ağaç yaşken eğilir bunu da bilirim ve bu yüzden cidden birey olarak sadece "yazı" lar ile değil yaşadıklarıyla da sözünün eri, dürüst, onurlu, kaliteli yaşanması gerekir. Eğer çalıyor, çırpıyor yazıyor üstüne birde küstahlık yapıp başkalarına çamur atıyorsanız sahiden de ar damarınız çatlamıştır ve asla iflah olmaz derin bir hastalık içindesinizdir. O yüzden kim olunursa olunsun düzeyli yaşamlar, düzeyli okuyucu/ları ve düzeyli yazar/ları peşi sıra getirecektir diye düşünürüm. Belki de üfürükten teyyare olanları deşifre etmek lazım:)

Aynur AKKAYA 
 05.10.2008 23:07
 

sonra klavyenin başında oturamazsınız; sıkılırsınız sonra... Aynen böyle ve apolitikleşen yazar bir süre sonra yazarken sürekli döner dolaşır hep aynı şeyleri anlatır, kalemini keskinleştirmek adına yine kendine referans aldığı birkaç yazarı " kalemelerdeki renk ve ses uyumuna kadar taklit eder " ancak başkalarını bu anlamda eleştirme haklarını kendilerinde görecek kadar ağma davranma durumu da yaratırlar ki hep kazansınlar bu yüzden saldırıda olmak kazanmanın yarısıdır şeklinde düşünülür oysaki "savaş eşitler arasında olur " işte bunu unuturlar. Birde hani birşeyler yazmak için bol bol internette ve forum sitelerinde farklı kimlik ve kişiliklerle dolaşan epeyde kendisine "yazar"ım deyip kitap yazmış ve halihazırda bu yolla kitap yazmaya çalışan çok "yazar"!? olduğu da alenen bilinen gerçekler arasında ve bu apolitikleşme ile birlikte düzeysizleşme, samimiyetsizlik ve ikiyüzlülük bu türden yazarların yazdıkları ile okuyucuya ulaşmaktadır. Okuyucu ne yapsın ki :) ALMASIN ve OKUMASIN...

Aynur AKKAYA 
 05.10.2008 22:55
 

Sanılır ki sığ mutludur. 80'den 2008'e, 28 yıl apolitikleşme, düşüncelerini ifade edene gerek aba altından gerekse üstünden sopa. Biz şanslıydık idealist öğretmenlerin ellerinden geçtik, zulalarından ilim-irfan-yol öğrendik ve kitapların kıymetini bildik çünkü kıymet verilecek kadar anlamlı ve doyurucu içerikler sunuyordu okuyucuya. Şimdi herşey taklit, emitasyon, hesapta adı da esinlenme, üstüne bir de oyunculuk dersleri gibi "kitap nasıl yazılıra da " dersler alınıyor, hani bir fakülte en çok (tıp hariç ) 5 yılda biterde bunların dersleri bitmez. Bitemez, çünkü her zaman kendilerini arkalarına saklayacakları , kendilerinden büyük adamlara ihtiyaç duyarlar ve ya başkalarından derlediklerinden kolajlar yaparlar ya da inançlarından ötürü yaşamlarını yitirmiş olanların miraslarından yerler ve bunu yaparlarken de sığdırlar çünkü yazıyı taklit edebilirsiniz ama bakış açısını edemezsiniz. Ve ne olur kendileri çalıp, kendileri oynarlarken etrafı kirletirler ve apolitikleşmeye katkıda bulunur

Aynur AKKAYA 
 05.10.2008 22:44
Cevap :
yorumunuz söylenmek istenenleri öyle bir özetliyor ki... bakış açısı kopyalanamaz, bir de hayallerimiz. en içten saygı sevgilerimle.  05.10.2008 22:55
 

En güzel deniz:/ Henüz gidilmemiş olanıdır./ En güzel çocuk:/ Henüz büyümedi./ En güzel günlerimiz:/ Henüz yaşamadıklarımız./ Ve sana söylemek istediğim en güzel söz:/ Henüz söylememiş olduğum sözdür... /Bu şiir Nazım'dan.Ben de bu yazına kapak yaptım hocam.Selamlar,sağlıcakla kal.

Ahmet AYDIN 
 03.10.2008 21:10
Cevap :
ben de çok mutlu oldum ahmetçiğim. teşekkür ederim, sağlıcakla kal.  04.10.2008 8:56
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 470
Toplam yorum
: 1750
Toplam mesaj
: 25
Ort. okunma sayısı
: 535
Kayıt tarihi
: 28.08.06
 
 

Ateşten denizleri mumdan gemilerle geçmeye" benzer hayatımız. Mutlaka mavi gökyüzü görünecektir. Gid..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster