Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

23 Nisan '18

 
Kategori
Kent Tarihi
Okunma Sayısı
703
 

Tıpkı Bir Dönem Filmi Gibi... Maryam Şahinyan: Foto Galatasaray

Tıpkı Bir Dönem Filmi Gibi... Maryam Şahinyan: Foto Galatasaray
 

Pilevneli Gallery, Tayfun Serttaş


Ara Güler’i en çok öfkelendiren sorulardan birisi neymiş biliyor musunuz?
 “Ne marka fotoğraf makinesi kullanıyorsun?”
 
Bu soruyu soran her kimse, ona burnundan soluyarak şu cevabı vermek istermiş:
“Fotoğraf makineyle mi çekilir arkadaş!
En iyi, en gelişmiş daktilo bende olsa en büyük yazar ben mi olurum yani?
Roman daktiloyla mı yazılır!
Kalple yazılır arkadaş kalple… Fotoğraf da öyle işte!.. Burayla (kalple) çekilir.
Görüyorum alıyorlar ellerine Canon’u Nikon’u, yollara düşüyorlar. Bir köylü mü gördüler. Dur! İki şipşak, tamam. Çadır mı gördüler. Dur! iki şipşak, tamam.
Ben bir çobanın fotoğrafını çekeceksem, onunla oturmalıyım, birlikte yemek yemeliyim, gece çadırında kalmalıyım… Onu tanımalıyım… Fotoğrafını ancak ondan sonra çekebilirim.”
 
***
 
Şimdi durup dururken bunu size niye anlattım…
 
Bu Cuma günü, Dolapdere – Pilevneli Gallery ’de çok önemli – çok değerli bir fotoğraf sergisi başlıyor.
 
İlki 2011 yılında Salt Galata’da gerçekleşmişti, kaçırdım!.. Şansa bakın, yurtdışındayım, yine kaçırıyorum!
Ama siz İstanbul’daysanız sakın ola kaçırmayın.
 
***
 
Neden kaçırmamalısınız?
 
Bu fotoğraf sergisi öyle özel bir sergi ki… Kalple ve büyük bir emekle hazırlandı.
 
Kimi sanatçılar zamanla büyür… Yaşarken dışarı çıkmazlar, içerde kalırlar. Tıpkı Emily Dickinson gibi…
 
Hayatı boyunca beyaz elbise giyip odasından pek de dışarı çıkmamış, hiç evlenmemişti. O öldükten sonra çekmecesinden defterler çıktı, içinde binlerce şiir. Sonra dünyanın en büyük şairlerinden biri oldu. Yaşarken büyük bir şair olmaktan ürkmüş, şiirlerini kendisine yazmıştı belli ki.
 
Peki o çekmece hiç açılmasaydı Emily Dickinson’ı, ve onun harikulade şiirlerini kim tanıyacaktı? Kimse!
 
İyiki açıldı o çekmece, ve içinden olağanüstü şiirlerle, büyük şair Emily Dickonson çıktı.
 
***
 
Bizde de bir koli açıldı…
İçinden Türkiye’nin Ermeni asıllı ilk kadın stüdyo fotoğrafçısı Maryam Şahinyan ve olağanüstü fotoğrafları çıktı!
 
2009 yılında, Beyoğlu’nun en karakterli binalarından biri olan Hıdivyal Palas’a sanatçı/antropolog Tayfun Serttaş davet edildi.
Ermeni Vakfı’na bağlı Hıdivyal Palas’ta, Aras Yayıncılık‘a ait bir depoda 25 yıldır bekleyen 14 koli açıldı o gün! Tayfun Serttaş gördükleri karşısında adeta şok yaşadı. Kolilerin içinden tam anlamıyla bir şehir hazinesi çıkmıştı. Beyoğlu’nun 50 yılına ait yaşamlar, değişimler, tarih, kültür her şey! Negatifler öyle itinalı tasnif edilmişti ki, içlerinden birkaç numune alıp büyük bir heyecanla ofisine döndü. O gece hiç uyuyamadı.
 
***
 
Peki kimdi bu Maryam Şahinyan?
1911 yılında Sivas’ın en görkemli köşkünde köklü ve varlıklı bir Ermeni ailenin ilk çocuğu olarak dünyaya geldi. 1915 olayları ile hayatları altüst oldu. Anne, baba, Maryam ve kardeşleri mecburi göçle İstanbul’a geldiler. Harbiye’de bir apartman dairesine yerleştiler. Baba Mihran Şahinyan, Sivas’taki burjuva yaşantısından kalma fotoğraf tutkusunu ailesine bakabilmek adına işe dönüştürmeye karar verdi. Galatasaray Lisesi’nin hemen yanındaki arada bulunan bir Han’ın üst katında (günümüzde Yapı Kredi’nin yanındaki 50. Yıl anıtının olduğu yer) “Foto Galatasaray’a” ortak oldu.
 
***
 
Yıllar geçerken ailenin yakasını terslikler de bırakmadı. Anne ani bir hastalıkla öldü. Maryam, 6 kardeşinin bakımı ve babasının işlerine yardım etmek için, Sainte Pulcheire Fransız Kız Lisesi’ndeki eğitimini yarıda bıraktı. Babasıyla Galatasaray’daki fotoğraf stüdyosunda çalışmaya başladı. Fotoğraf çekmeyi ve tüm teknikleri öğrendi.
 
***
 
1937’de babasını yitirdiğinde stüdyoyu tek başına işletmeye başlamıştı artık. Babasından kalan 1915 model körüklü bir makina, Galatasaray Meydanı‘nda bir hanın en üst katında bulunan ufacık stüdyosunda hiç evlenmeden ömrünü geçirdi. Harbiye‘deki evinden yürüyerek Galatasaray‘daki stüdyosuna giderdi her gün… öğlen yemeklerini sadece bir elma ile geçiştirirdi… Müşterileri ile çok nadir konuşurdu. Erkek egemen toplumda, erkeklerin yaptığı bir işi yapmak kolay değildi elbet. Ermeni olmak da öyle… Birinci sınıf yurttaş gibi olamazdı hiçbir zaman. 1942 Varlık Vergisi, 6-7 Eylül, 74 Kıbrıs Savaşı olayları ile toplumun tüm değişimine şahit olmuştu. İstanbul’da bir gayri müslüm olmak zordu artık. Belki ürkek oluşu, çekingenliği de bundan kaynaklanıyordu.
 
***
 
Maryam Şahinyan 1935’den 1985’e kadar, 50 yıl boyunca yüzlerce farklı insanı fotoğrafladı.
 
Tayfun Serttaş ve ekibi kolilerden çıkan negatifler üzerinde tam 2.5 yıl çalıştı. Ve ortaya 1 milyona yakın siyah beyaz fotoğraf çıktı!
 
Maryam’ın 1 milyon fotoğraf arşivinde; Ermeni rahibeler, Katolik din görevlileri, Musevi çocuklar, Rum kızlar, Bolşevik Devrimi’nden kaçıp İstanbul’a sığınan Ruslar, tiyatrocular, müzisyenler, taşradan gelmiş çiftler ve eşcinseller vardı.
 
Fotoğrafları incelerken ilginç birşey daha farkettiler; Erkekten daha çok kadın vardı, çocuk vardı, eşcinsel vardı. O dönemin muhafazakar toplumunda kadın müşteriler, kadın bir fotoğrafçıyı tercih ediyorlardı… Maryam’ın karşısında saçlarını omuzlarını açarak çok daha rahat pozlar veriyorlardı belli ki!
 
*** 
 
Maryam’ın arşivi, şehrin kalbinde gerçekleşen demografik, sosyo-kültürel, etnik ve ekonomik dönüşümleri de apaçık gözler önüne seriyordu.
 
İstanbul’un Gayri Müslüm nüfusu hızla azalırken, taşradan da göç çoğalıyordu. Bu demografik dönüşüm Maryam’ın 50 yılı içeren fotoğraf arşivinde, kıyafetlerde, aksesuarlarda, saç modellerindeki değişikliklerde açıkça görülüyordu.
 
 
***
 
AYNA
Maryam Şahinyan, bazı müşrerilerini ayna yansımalarıyla fotoğraflamıştı.
 
Daha önce bu açıyla ayna yansımasını kullanan fotoğrafçılar olmuş muydu?
 
“Ben hiç karşılaşmadım” diyor Tayfun Serttaş.
 
***
 
Maryam Şahinbaş 1996 yılında öldü. Ebedi istirahatı Şişli’de.
 
Fotoğraflarıyla ve Tayfun Serttaş‘ın büyük emeği ile adeta yeniden doğdu. Bana tüm bu yaşananlar Amerikalı kadın fotoğrafçı Vivian Maier’i anımsattı. O da tıpkı Maryam gibi, öldükten sonra keşfedilmiş, fotoğrafları 2009’da gün yüzüne çıkmıştı.
 
Foto Galatasaray Kitabı :
Maryam Şahinbaş‘ın bir milyona yakın fotoğraf arşivini gün yüzüne çıkaran Tayfun Serttaş‘ın hazırladığı “Foto Galatasay” kitabını almayı unutmayın. Tıpkı bir dönem filmi gibi yakın tarihimize ışık tutuyor bu kitap.
 
***
 
Maryam Şahinyan, yarım asır boyunca bir gün dahi aksatmadan Şişli’deki evinden yürüyerek gidip geliyor stüdyoya, her öğlen yalnızca bir kırmızı elma yiyor, siyah iş önlüğünü ve kolçaklarını hiç çıkartmadan, 1. Dünya Savaşı’ndan kalma körüklü kamerasıyla, 1985’e dek siyah beyaz fotoğraf çekmeye devam ederek, sessizce, fark edilmeden sürdürüyor bu işi. (…) Ben çok fotoğraf arşivi gördüm ama böyle çeyiz dizer gibi her birisi tek tek numaralandırılmış, aralarına pelür kâğıtları serilmiş, yarım asır boyunca dokusunda tek bir değişiklik olmayan arşiv görmedim. Tayfun Serttaş
 
*** 
 
Sergi 26 Mayıs’a kadar Pilevneli Gallery 'de sürecek.
 
Fotoğraflarda yer alan kişilere de ulaşılırsa, tüm bu yaşananlar tıpkı bir dönem filmi gibi olacak !
 
Bu olağanüstü sergiyi kaçırmayın!
 
Sevgiler…
 
 
Zuhal Floria x
 
Bana instagram sayfamdan da ulaşabilirsiniz @banabiyersoyle
 
 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

Bu blog Editör'den Öneriler alanında yayınlanmaktadır

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Erkek egemen bir toplumda, nice kadınlar,yeteneklerini kendilerine saklayarak göçüp gittiler bu dünyadan.Bilir misiniz,halk kültüründe hiç kadın ozan adı geçmez.Ama türkülerin neredeyse tamamını kadınlar yakmıştır.Gurbet türkülerini dinlediğinizde,onu bir kadın kalbinden başka hiç bir kalbin yakamayacağını anlarsınız.Ama isimleri yoktur,bilinmez,silinip gitmiştir.Anonim der geçeriz bu yüzden.Yazınızı bu duygular içinde okudum.Çok etkilendim ve hüzünlendim.Yüreğinize, elinize sağlık.Sevgi ve selamlarımı gönderdim yüreğimden, sevgili Zuhal hanım...

fisun gökduman kökcü 
 01.06.2018 8:16
Cevap :
Bu hafta taşınma telaşımdan değerli yorumunuza teşekkür etmede geciktim; kusura bakmayın Fisun hanım. Ahh biz kadınlar her şeyi duygularımızla yaşar ve yaşatırız. Bu gün gelir ağıt olur (özellikle Latin kadınlarda -Fado) gün gelir türkü olur, gün gelir roman, gün gelir fotoğraflarla yaşar o zaman ve o yüce derin duygular. Yazımı beğendiğinize çok sevindim. Sevgi ve Saygılarımla, Zuhal x  03.06.2018 20:47
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 31
Toplam yorum
: 17
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 288
Kayıt tarihi
: 28.03.18
 
 

Hazine her zaman altın pırlantayla olmuyor. Gezerken araştırırken, okurken öğrendiklerin, bugün d..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster