Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

16 Ağustos '06

 
Kategori
Tiyatro
Okunma Sayısı
4596
 

Tiyatro dediğin: Perdeler kapanmasın

Tiyatro dediğin: Perdeler kapanmasın
 

Tiyatro dediğin nedir ki?...

Tiyatro herşeyden önce bir sanattır. Sahnede varolabilen tiyatro aslında sanat türlerinden en zoru olarak gözükse de içinde yaratıcılık,azim gerektirir. Belki de "Sanat sanat için midir yoksa toplum için mi?" sorusuna en kolay tiyatroda cevap verebiliriz, çünkü tiyatro seyirciyle iletişim,bazen de yaratıcılık gerektirdiğinden seyirci "olmazsa olmaz"lar arasında yer alır.

Tiyatro bir tutkudur.Bir renktir hayatımızın. Bir duygu,düşünce, histir ve bunları yansıtabilirsen seyirciye ve bitiminde görürsen gözlerinde, bir mutluluktur en nihayetinde.

Bir uyuşturucu gibidir tiyatro, mesela müzik gibi. Bir kere seyrettin mi,daha sonraları tekrar seyretmek istersin çünkü manevi olarak doyuruculuğu yüksektir. Bunun da sebebi,tiyatronun içinde başka sanatların da (müzik, edebiyat vb...) var olmasındandır.

Tiyatro dediğin hayattın ta kendisidir aslında. Hayatın her halini, her şeklini sahnede görmek, hissetmek mümkündür. Tiyatro her ne kadar "moda" değilse de günümüzde ve yerini sinema almış ise de,tiyatro ile tanışanlar için asla tiyato "demode" olmayacaktır, miyadı hiç bitmeyecektir. Çünkü tiyatro oyuncusu için, tiyatro bir "yaşam biçimi"dir, aynen bilimadamı olmanın bir yaşam biçimi olduğu gibi. Sinema gibi,"cansız" değildir üstelik, sinemanın "playback"liğini göremezsiniz, canlıdır tiyatro, herşey gözünüzün önünde gerçekleşir...

Farklı çeşitleri vardır tiyatronun: Trajedi, Komedi, Dram, Opera, Operet, Revü, Skeç. Tiyatroyu ilk kez sınıflara ayıran ise Aristo olmuştu...

Yunanca “theatron”dan doğan tiyatronun kökeninde hedefinde ruhu tutkulardan, kötülüklerden arındırma vardır. Tiyatronun kökenleri daha yüce bir gücün varlığına inanmaya başlanan yıllara dayanır. Bu yüce güce bağlılık göstermek için yapılan ritueller tiyatronun temelini oluşturmuştur ve modern tiyatroya geçiş milattan önceki yıllarda yunan tanrısı Dionysus'a yapılan törenlere rastlar.Roma dönemiyle biraz daha gelişmiş ve Rönesans sonrası günümüz tiyatrosu ortaya çıkmıştır.

Çoğu gelişmiş ülkeler için tiyatro, ülke kültürü gelişimi için hayati rol oynamıştır. Sheakspeare İngiltere için,Moliere ise Fransa çok önemlidir. II.Dünya Savaşı sonrasında, yerle bir olan Almanya'nın "bugünkü Almanya" oluşunda, tiyatro önemli bir yere sahiptir.

Ülkemizde ise tiyatronun varlığı Osmanlı dönemine kadar uzanır. Osmanlı'yı ise tiyatroyla tanıştıran Agop Vartovyan(Güllü Agop)adında bir Ermeni olmuştur. Vartovyan, ilk olarak, 1861-1862 yılları arasında, Balıkhane'de memurken Ermenice oyunlar sergileyen Naum Efendi yönetimindeki Şark Tiyatrosu'nda sahneye çıktı. Tiyatro deneyimini ve bilgisini geliştirdikten sonra, bir süre İzmir'de genç Ermenilerin oluşturdugu amatör bir grubun yönetmenliğini üstlenen Agop, daha sonra İstanbul'da Asya Kumpanyası ile Gedikpaşa'da ve Üsküdar'da Ermenice oyunlar sergiledi. 1869 yılında Gedikpaşa Tiyatrosu'nda ona asıl ününü sağlayan "Osmanlı Topluluğu''nu kurdu.( kadınların da tiyatroya gelebilmeleri için özel bölmeler oluşturulmuştu. Osmanlı Tiyatrosu bu özellikleriyle, sonradan Darülbedayi'nin ve İstanbul Şehir Tiyatroları'nın kurulmasına gidecek sürecin temeltaşı sayılmalıdır.)Bu adı kendinden önce tiyatroyu kiralamış olan Razi adlı bir İtalyan da kullanmaktaydı.

Güllü Agop, tiyatrosunda Türkçe oyunlar oynamaya önem verdi. 1870 yılında Sadrazam Ali Paşa'nın desteğiyle, saraydan, on yıl boyunca İstanbul'da Türkçe oyun oynayacak tek tiyatro olma imtiyazını aldı. Siranuş, Teresa Çuhacıyan ve Annik Çuhacıyan, Mari Nıvart, Tomas Fasulyacıyan, Mardiros Mınakyan ve Bedros Magakyan gibi oyuncularla hem Türkçe hem de İstanbul Ermeni cemaatine hitap eden tiyatro faaliyetleri sürdürdü. Tiyatrosunda sergiledigi çeviri oyunların yanısıra Ebüzziya Tevfik, Direktör Ali Bey, Recaizade Ekrem, Namık Kemal, Ahmed Mithat Efendi, Şinasi gibi döneminin önde gelen yazarlarına ısmarladığı ya da onlardan oynadığı oyunlarla Türk tiyatro dilinin gelişmesine büyük katkıda bulunmuştur.

Bu arada kendi isteğiyle Müslüman olarak Güllü Yakup Efendi adını aldı (daha fazla bilgi için (http://www.minidev.com/kulturler/kulturler_ermeni_mimar14.asp tıklayın). Hayatının sonuna kadar sarayda yaşayan Güllü Agop'un kabri Beşiktaş'ta Yahya Efendi Mezarlığı'nda bulunmaktadır.Türk musiksi tarzındaki operetlerin ilk örnekkerini Dikran Çuhacıyan verdi.Çuhacıyan'ın Arif'in Hilesi(1872),ilk Türk operetidir. Çuhacıyan'ın başarısı,Güllü Agop dönemini sona erdiren bir olay olarak bilinmektedir (daha fazla bilgi için http://www.minidev.com/kulturler/kulturler_ermeni_mimar15.asp)

Dünyada ve ülkemizde tiyatro için söylenmiş sözlerden bazılar ise şöyledir:

Muhsin Ertuğrul'un tanımıyla: "tiyatro bir meslek değildir, bir karasevdadır."

Yıldız Kenter'in anlatımıyla: "tiyatro ile uğraşmak demek dünyanın ortasında duruyor olmak demek.. insanlar, insanlar, insanlar... değişik çizgilerde, değişik karakterlerde, değişik dillerde, değişik ırklarda.. ama ben öyle bir yerdeyim ki, dünyanın en demokratik pencereleri var bulunduğum yerde.."

Epicurus aynen şöyle söyler; "satis magnum alter alteri theatrum sumus" / " birbirimize yetecek kadar büyük tiyatrolarız biz"

Haldun Taner’in ölümsüzleştirdiği şu sözler Thomas Fasulyacıyan(Osmanlı tiyatro yönetmeni, yönetici ve oyuncu. Türk Tiyatrosunun oluşumunda büyük rol oynamıştır)’a aittir:

"Zaten aktör dediğin nedir ki? Oynarken varızdır. Yok olunca da sesimiz bu boş kubbede bir hoş seda olarak kalır. (…) Birazdan teatro bomboş kalacak. Ama teatro işte o zaman yaşamaya başlar. Çünkü Satenik'in bir şarkısı şu perdelerden birine takılı kalmıştır. Benim bir tiradım şu pervaza sinmiştir. Hıranuş'la Virjinya'nın bir diyalogu eski kostümlerin yırtığına sığınmıştır. İşte bu hatıralar, o sessizlikte saklandıkları yerden çıkar, bir fısıltı halinde yine sahneye dökülürler. Artık kendimiz yoğuz. Seyircilerimiz de kalmadı. Ama repliklerimiz , fısıldaşır dururlar sabaha kadar. Gün ağarır, temizleyiciler gelir, replikler yerlerine kaçışır. Perde"

Özel tiyatrolardan devlet elinin çekilmesi ile, zaten zor durumda olan Türk Tiyatrosuna bir darbe daha vurulmaktadır. Ülkenin gelişmişliğinin kanıtı olan sanat hakkında Atatürk'ün söylemlerini hatırlamanın tam zamanıdır:"Bir millet ki resim yapmaz, bir millet ki heykel yapmaz, bir millet ki fennin gerektirdiği şeyleri yapmaz; itiraf etmeli ki o milletin ilerleme yolunda yeri yoktur." (Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri, Cilt II, s. 67)

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 112
Toplam yorum
: 142
Toplam mesaj
: 29
Ort. okunma sayısı
: 3494
Kayıt tarihi
: 22.07.06
 
 

İstanbul'da doğdum. Metalurji ve Malzeme Mühendisliği mezunuyum. Felsefe, sanat tarihi, müzik özel i..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster