Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

13 Ekim '16

 
Kategori
Doğal Hayat / Çevre
Okunma Sayısı
85
 

To be, or not to be

To be, or not to be
 

Başka Çernobiller olmasın.


Doğanın sundukları ile doğal yaşamı, insani vasıflara sahip olarak ve diğer canlıların da yaşam haklarına müdahale etmeden yaşama hakkımız var. Tüm bu hakların idame etmesi için de yine biz insanoğlunun koyduğu kurallar da. Doğanın kendi koyduğu kuralları söylemiyorum bile. 

Doğayı çözmek, onunla sağlıklı ve akılcı yaşamak için biz uğraşmadık mı? Hatta doğanın sunduklarıyla nefislerimizi doyurmadık mı? Ardından doğaya ve onu yaratana yarattığı için şükretmedik mi?

Peki; şimdi “bu ne perhiz ne lahana turşusu?”

İnançlarımız ve onların insanoğluna sunduğu kuralları, yaratılanı yaratandan dolayı sevmekle bile başlamış olsak yaşama,  az evvel saydığım tüm haklar kendiliğinden sunuluyor insanoğluna. Çok büyük bir zahmete gerek yok yani…

Tıkır tıkır işleyen bu düzeni bozmak ne demek oluyor şimdi?

Benciliz…

Ama bahşedilen aklı bile kullanmaktan da aciziz.

Doğa bir düzenek; ister bu düzeni “ ol” deyip oldurana inanın, ister düzeneğin kendine… Bu oluşum bir gün gelecek kendini yenilemek için veya başka bir şeyler için yok olacak. Bu ömrü kısaltmanın anlamı var mı?

Akıl  bu ömrü uzatmak, başka yaşam kaynak ve alanları için çalışacağı yerde, neden kendisinin de içinde bulunduğu bu habitatı yok etmek için çalışır,  be yahu?

Akkuyu, Sinop, Amasra sadece ismen bizim bildiklerimiz. Felaketlerinin izlerini güçlendirerek yaşatan Çernobil faciasını söylemiyorum bile Bu yeryüzünü ve bu yeryüzü cennetlerinin de yaşama olanağını bizleri aklı evvel zannedip (ki; öyle düşünüyorum)  yok etmeye çalışanlar uzaydan mı geldiler yoksa?

Uzaydan da gelmiş olsalar, amaçları da nesillerini devam ettirebilmek için farklı dünyalar keşfetmek olmalıdır... (?)  Demek ki;  bu uzaylıların yaşam formatları bizimkilerden farklı.Bir kere oksijene ve insanoğlunun ihtiyacı olan yaşam kaynaklarına ihtiyaç duymuyorlar. Ne dersiniz, sonradan çıkan “para” dediğimiz o şeyle yaşıyor olabilirler mi bu uzaylılar? (!)

Yoksa durup dururken kendi oksijenlerini de besin kaynaklarını da niye yok etsinler?

Valla; bilmiyorum, anlamıyorum, çözemiyorum. Bildiğim, anladığım, çözebileceğimi düşündüğüm, en azından az da olsa katkıda bulunabileceğim bir yol vardı o da bu köşe... Belki birkaç insanoğlu okur da kaçırdığı birkaç noktayı yakalar ve anlamaya, çözmeye çalışır. Ben bunun için uğraşıyorum. Geleceğimiz çocuklarımızın daha sağlıklı ve hakları olan yaşam alanlarında yaşamalarını istiyorum. Haddim değil kimseye ders vermek, bu işin uzmanları gönüllü çevreciler söylüyorlar tüm bunları.

Yıllardır okuyorum ve takip ediyorum içlerin de bilim insanlarının da bulunduğu bu gönüllüleri. Güvenin kaybolduğu bir ortamda bu kadar tehlikeli girişimler de bulunmak cesurca mı, yoksa, ince hesaplarla bencillik mi, kestiremedim. Buradan keseyi dolduracak, kendi kilometrelerce uzakta başka bir yeryüzü cennetinde hayatını idame ettirecek, üç kuruşa karın tokluğuna binlerce insan çalıştıracak. Milyonlarca yaşamı da hem katledecek hem de kahredecek. Belki burada da yaşayabilir, o zaman paranın yüzü bu korkunç doğa katliamını göstermeyecek kadar ,kendi geleceği ve yaşamını da düşünemeyecek kadar sıcak geliyor bu üstün zekalılara..Ha, belki benim de kaçırdıklarım, anlayamadıklarım vardır onları da sizler söylersiniz ve orta noktayı buluruz. Fakat bence orta nokta yok etmekten ziyade yaşatmak olmalı. Doğayı da barındırdıklarını da…

Dışarıdan gelenlerle de anlatabiliriz belki, bizden daha üstün zekâlı olsalar da onlarında ortak noktası yaşamak olmalı. Neden hep birlikte ve evrenin sunduğu her yerde sunulanlarla yaşamak olmasın çaba? Belki biz insanoğlu onlara çok daha farklı ve güzel şeyler öğretiriz!

Biz Bartın halkı olarak bu doğa katili Termik santrali Amasra da istemiyoruz.

Biz dünya insanı olarak, ne nükleer santralleri, ne de ona benzeyen yeryüzü cehennemine sebep olabilecek diğer sanayi kuruluşlarını da istemiyoruz. Kimse bizim havamıza, suyumuza, toprağımıza dokunmasın.

Biz her an büyük bir patlamayla ve ya benzeri felaketlerle yaşamlarımızı kâbusa çevirebilir tehdidiyle tedirgin yaşamak istemiyoruz. Bırakın oksijenimizi bize, bırakın denizlerde ki balıklar doğa için bizim için yaşasın. Bırakın yeşil, dumanın karanlığı ile haşlanıp yok olmasın.

Emeğimiz, çabamız doğayı ve yaşamı bozmadan en mükemmel en az zararla ihtiyaçlarımızı karşılayacağımız teknolojiyi kurmak için olsun. Alternatif daha akılcı ve yaşanası imkânlar olduğunu biliyoruz. Rüzgârımız da bol bizim! Geri dönüşü olan çareler üretelim lütfen

Ve, bütün mesele: “ To be, or not to be” Varolmak. Ama, haysiyetimiz

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Hiroşima’larda, Çernobillerde adın geçer yıllar yılı telli turnam. Bir kız çocuğu, minik elleriyle seni, kağıttan yaptı yılmadan, usanmadan. O Japon kızı sana inandı, seni ata bildi, baba bildi. Seni, ‘Medet’ bildi! O, yıllar yılı kahredici Atom ışığının etkisindeydi. Ona şöyle söylemişlerdi. ‘Kağıttan turnalar yap: ‘Şifadır, tılsımdır, güzelliktir, hayat verir.’ Yılmadan uğraştı, didindi. Kağıttandı, kolun kanadın, o uzun bacakların. ‘İyileşme umudunu’ hiç yitirmedi o! Ve nefesi yetmedi sonunda Telli turnam. Nöbeti şimdi, başka şifa bekleyenler aldı. Aynı minik eller; O minik kızdan sonra seni, kağıttan yaparak Hiroşimo’daki‘ Barış Anıtının’ taşları arasına milyonlarcasını doldurdular telli turnam. Oraya da uç, güzel başlı turnam , telli Turnam. Gözyaşını, yükseklerden koyuver, kimseler görmeden. Şifa dağıt onlara! O Damlalar; onların, kağıttan hayallerine, umutlarına, hülyalarına ve de ruhlarına ulaşacaktır, şifa bulacaktır Oy telli turnam / Gelinim / Sevdiğim /Özlediğim / Güzelim

Muzaffer Cellek 
 14.10.2016 14:02
Cevap :
Hissetmek ve hisleriyle yazılara yansımak böyle bir şey Muzaffer Bey. Ülkem ağıtlarla yaşıyor, acılarını içinden gelen acılı şiirlerle anlatıyor uzun zamanlardır. Ama son zamanlarda o kadar çok ki acı, biz mutluluk şiirleri, harikalar dolu yazıları yazmaya utanıyoruz. Çoğunluğumuz acı çekerken,içten de gelmiyor ki yazasınız. Geleceğin ne getireceğini hissetmek bir yana, sanki onu biz yazmışız gibi de biliyoruz artık. Çünkü görünen köy kılavuz istemiyor. Bunu da kendi insanımız yapıyor bize. Biz kendi kendimize işkence yapıp hayatlarımızı karartmaya ne zamana kadar devam edeceğiz yahu?   16.10.2016 11:40
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 23
Toplam yorum
: 19
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 116
Kayıt tarihi
: 09.02.16
 
 

Zonguldak da doğdum,  Bartın'lıyım,Evli, iki erkek çocuk annesiyim. Büyük oğlum Türkçe öğretmeni, k..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster