Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

24 Nisan '15

 
Kategori
Sinema
Okunma Sayısı
183
 

Tom'un geceyarısı bahçesi

Tom'un geceyarısı bahçesi
 

Tom’s Midnight Garden, Philippa Pearce'nin 1958 yılında yayınlanan romanından 1999'da sinemaya uyarlanmıştı.


Orijinal adıyla, Tom’s Midnight Garden (Tom’un Geceyarısı Bahçesi), tüm çocukluğum ve hatta tüm hayatım boyunca izlediğim en güzel filmdi diyebilirim. Bugün, zaman zaman kendimi kötü hissettiğimde, o filmi düşünmek dahi iyi hissetmemi sağlıyor.

Peki, nedir bu filmi bu kadar özel yapan? Bence, iyi bir film de, tıpkı iyi bir roman gibi sizi bu dünyadan uzaklaştırıp, başka bir diyara götürebiliyorsa başarılı demektir. İşte, Tom’un Geceyarısı Bahçesi de, beni öyle bir dünyaya götürdü ki, bugün yıllar sonra bile hâlâ, sadece o filmi düşünerek kendimi daha iyi hissedebildiğim oluyor.

Anne ve babasını kaybetmiş olan Tom, onun amca ve yengesinin yanında bulduğu sevgi ve şefkat, her geceyarısı eski haline (orada yaşamış insanlarla birlikte) geri dönen o şirin, tarihi ev, her akşam yine o saatte gelen, evde eskiden yaşamış öksüz küçük kız, onunla kurdukları uzam ve zaman dışı sıcacık dostlukları, tüm bu yaşadıklarını mektuplarla anlattığı arkadaşı, kısacası herşeyiyle beni büyüleyen bir filmdi(dir).

Zira, filmde oldukça gerçek ve içten olan bir şeyler vardı. Çok samimi olan bir şeyler. Adeta, gerçek dünyada bulamadıklarımız oradaydı. Zaten, asıl kaçışı, bu dünyadan uzaklaşmayı sağlayan da bu değil miydi? Her ne kadar, öksüzlüğün ve bazı kötü muamelelerin getirdiği hüzün olsa da, gerçek sevginin ve dostluğun sıcaklığı, bu hüznü gölgede bırakmayı başarıyordu.Orijinal adıyla, Tom’s Midnight Garden (Tom’un Geceyarısı Bahçesi), tüm çocukluğum ve hatta tüm hayatım boyunca izlediğim en güzel filmdi diyebilirim. Bugün, zaman zaman kendimi kötü hissettiğimde, o filmi düşünmek dahi iyi hissetmemi sağlıyor.

Peki, nedir bu filmi bu kadar özel yapan? Bence, iyi bir film de, tıpkı iyi bir roman gibi sizi bu dünyadan uzaklaştırıp, başka bir diyara götürebiliyorsa başarılı demektir. İşte, Tom’un Geceyarısı Bahçesi de, beni öyle bir dünyaya götürdü ki, bugün yıllar sonra bile hâlâ, sadece o filmi düşünerek kendimi daha iyi hissedebildiğim oluyor.

Anne ve babasını kaybetmiş olan Tom, onun amca ve yengesinin yanında bulduğu sevgi ve şefkat, her geceyarısı eski haline (orada yaşamış insanlarla birlikte) geri dönen o şirin, tarihi ev, her akşam yine o saatte gelen, evde eskiden yaşamış öksüz küçük kız, onunla kurdukları uzam ve zaman dışı sıcacık dostlukları, tüm bu yaşadıklarını mektuplarla anlattığı arkadaşı, kısacası herşeyiyle beni büyüleyen bir filmdi(dir).

Zira, filmde oldukça gerçek ve içten olan bir şeyler vardı. Çok samimi olan bir şeyler. Adeta, gerçek dünyada bulamadıklarımız oradaydı. Zaten, asıl kaçışı, bu dünyadan uzaklaşmayı sağlayan da bu değil miydi? Her ne kadar, öksüzlüğün ve bazı kötü muamelelerin getirdiği hüzün olsa da, gerçek sevginin ve dostluğun sıcaklığı, bu hüznü gölgede bırakmayı başarıyordu.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 48
Toplam yorum
: 1
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 192
Kayıt tarihi
: 19.02.15
 
 

Samsun'da doğdum. İlk ve orta öğrenimi Samsun'da tamamladım. 2005 yılında Yeni Samsun Lisesi'nden..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster