Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

19 Ocak '12

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
411
 

Tonguç ışığı

Fikret Madaralı, Madara köyünde doğmuştur. Madara Bulgaristan sınırları içinde büyük bir köydür. Halkının yarısı Türk’tü. Türkler ile Bulgarlar yan yana yaşamaktaydı. 1800’lü yıllar Balkanlarda ulusal savaş yıllarıydı. O yıllar, Bulgar ve Türkler yan yana yaşadığı halde aralarında soğuklukları getirdi. Türk ve Bulgarları birbirine düşüren baştakilerdi. Madaralı’nın evi demir yoluna yakındı. Bir gün o trenlere binip uzaklara gitme isteği vardı. Küçük yaşta çalışmaya başladı. Çırağa, çobana ekmek götürmek, koyunlar sağılırken yardım etmek gibi. Babası İsmail ağa Rüştüye bitirmiş köklü bir Türk ailesinden gelmeydi. İri yapılı, sert, titiz son derece çalışkan bir insandı. İnsanları çok severdi. Türk, Bulgar, Çingene ayrımı yapmazdı. Madaralı’nın da insan sevgisi babası ve babaannesinden gelmekteydi. Eğitimi, bir şeyleri öğrenmesi evde başladı.

Madaralı, Balkan ve 1. Dünya savaşının olduğu yıllarda doğmuş ve büyümüştü. Okula böyle bir ortamda başlamıştı. Türk Okulu ayrı Bulgar Okulu ayrıydı. Okula beraber gittikleri, mahallede beraber oynadıkları çocuklarla okulları neden ayrıydı. Hep bu soruyu düşünürdü. Zaten okuldan sonra araları da bozulmuştu çocukların. Bulgar çocuklar mahalleye gelip pis Türkler diye bağırmaya başladılar. Baştaki yöneticiler yüzünden ilkokulu böyle bir ortamda bitirdi. Babası Şumnu Rüştiyesi’ne gönderecekti. Ama annesi ve babaannesi ayrılığı göze alamıyorlardı. Babasının hayaliydi çocuklarının eğitimini tamamlaması. Çünkü kendi annesi hasrete dayanamayıp eğitimini yarıda bıraktırmak zorunda kalmıştı. Bunun için Madaralı’yı Şumnu’ya gönderdi.

Şumnu koca bir kentti. Okulda kendini derslere vermişti. Oraya hemen alıştı. Şumnu Rüştiyesini bitirdi. Bu öğrenimiyle hiçbir şey olamayacağını düşünerek pedagoji okuluna yazıldı. İki yıllıktı. Burası, Bulgar Devletince, yalnız Rüştiyeyi bitiren Türk çocukları için açılmış öğretmen okuluydu. Öğrenimini tamamlayanlar Türk köylerine öğretmen oluyorlardı.

Okul müdürü Yanko Nedef, aynı zamanda pedagoji öğretmeniydi. Çok iyi bir eğitimciydi. Madaralı öğretmenliği bu öğretmeni sayesinde çok sevdi. Bunun için çok çalıştı çok okudu. Devlet pedagoji okulu bitti. Artık öğretmen olabilirdi. Ama babası, öğrenimini anavatanda devam ettirmesini istedi. İstanbul Fatih’te amcasının yanına gönderdiler. Amcası din adamıydı. Onu İmam Hatip Okuluna gönderdi. Okul, dört yıldı. İmam Hatip Okulu, pedagoji okulundan sonra onu hiç sarmamıştı. Darüşşafaka’da Öğretmen Okulunun açıldığını duydu. Zaten ideali öğretmen olmaktı. Tanıdıklarının yardımıyla öğretmen sınıfına alındı.

Okulu bitirmişti. Artık öğretmendi. O, ideali olan, Yanko Nedef gibi öğretmen olabilecek miydi? Hep bunları düşünüyordu. Okuduğu okulları düşündü. Hepsi karışıktı. Ama yaşantısı, Madara’ da gördükleri, okuduğu kitapları düşündükçe rahatlıyordu.

Samsun il emirliğine verildi. Milli Eğitim Müdürü onu, başka yerlere, daha elverişli yerlere göndermek istedi. İstanbul’dan geldiği için. Ama Madaralı ilk kez okul açılacak köylerde öğretmen olmak istiyordu. Gideceği köyün yoksul olmasını ve onların sorunlarını çözmek istiyordu. Müdür Çukurbük dedi. Madaralı Çukurbük’ü istedi. Orada on yıl kalmayı hedefledi. Çukurbük’e gittiğinde gerçekten de çok yoksul, çok elverişsiz bir ortam olduğunu gördü. Okul olacak yapıyı gezdi. Çok kötü durumdaydı. Ertesi gün işbaşı yaptı. Hiçbir imkan yoktu. Sıralar, tahta masa hiçbir şey yoktu. Bir usta bulundu. Ormandaki tomruklarla sıra masa yapılmaya başlandı. Yakında okulu açabilecekti. Öğrenci yazımı için köy kütüğü gerekti. Ama köyün yarısı vatandaş olarak görünmüyordu. Madaralı kütükleri eline aldı. Çukurbük halkını yeniden nüfusa kaydetti. Adeta okulun değil köyün öğretmeniydi Madaralı. Artık okulu açabilmişti. Herkes çok heyecanlıydı ama. Madaralı şunu düşündü. Hepsi ilkokulu bitirse ne değişecek? Tarlaları topraklarımı artacak. Kaçı ilkokul sonrası okula gönderilebilecek. Her gece bunu düşünüyordu.

İşe baharda okul bahçesinin etrafını çevirmekle başladı. Soğan sarımsak salatalık ekti. Kısa sürede okulun yöresi güzelleşmeye başladı. Sonraki işte köyün su sorunuydu. Köylü çamaşırların yıkandığı hayvanların içtiği yerden su içiyordu. Ormanın içindeki pınardan borularla köye su taşınmalıydı. Ama boru yoktu. Köylülün zengin birinden istendi. O da seve seve yardım etti. Artık herkesin suyu ayrıydı.

Madaralının sonraki hedefi kancıksıkı denilen yerdeydi. Orayı temizlemek düzenlemek istiyordu. Köylüye söyledi köylüyle birlikte temizlendi düzenlendi çok güzel bir yer oldu. Adınıda ada koydular. Artık eğlencelerin bayramların düğünlerin yapıldığı bir yerleri vardı.

Samsun Belediyesi kent yollarına parke taşı döşüyordu. Köylüde bunları yaparak müteahhite veriyor o da belediyeye satıyordu. Müteahhiti aradan çekip birebir vermek düşüncesi doğdu. Madaralıya bunu köylüye açtı. Bir kooperatif kuruldu. Satışlar çok güzeldi. Bir gün Madaralı valiliğe çağrıldı. Vali bey öğretmensen öğretmenliğini bil yoksa belini bükerim dedi. Her şeyi müteahhit söylemişti. Sonra kooperatifin kasası soyuldu kooperatif dayanamadı kapandı. Madaralı yaptığı bu hizmetlerden dolayı herkesten ceza görmüştü.

Gazi eğitim sınavını kazandı. Yedi yıldır çalıştığı çukurbük’e veda etti. Görevi Trakya köy okuluna verildi. Öğrenim yıllığı ortasında bir buyrukla okul lüleburgaza taşındı. Bahçesi büyüktü ama otuz öğrencinin barınmasına zor yetiyordu. Küçük sınıflar kırkbeş günlük izine gönderildi. Geride kalan ağabeyler onlar dönene kadar yeni yerleşim yerleri açacaklardı. Öğretmen yetiştirme kurumları hazır yapılara konmayacaktı. Harp vardı Devletin bütçsi yoktu. Öğretmenlerin iş içinde pişip yoğrulması gerekti. Hiçbiri gittikleri köyde hazır bir okul bulamayacaklardı. Burada öğrendikleri işlerine yarayacaktı.

Çevre gezildi. Lüleburgaz’a 5 km uzaklıktaki kepir arazisi seçildi. İşlenmesi zordu. İşte orası yeşertilecek, eğitim köyü haline getirilecekti. Okul kepir tepeye taşındı. Yağmur çamur çok zordu. Tonguç’tan bir telgraf gelmişti. Samsun Akpınar Köy Enstitüsüne verilmişti. Tonguç’a gittiğinde, Tonguç ona, “Gideceğin Akpınar Köy Enstitüsünde öğrenci azdır. Özellikle kız çocuğu bulmamız gerek. Yapı işleri de çok ağır gidiyor. Oraya gidip Akpınar’a bir hız kazandır.” dedi. Madaralı Akpınar’a gitti. Hemen bölgeye açıldı ve altı kız çocuğu buldu. Kısa sürede öğrenci işi yola girdi. Yapı işleri de yürümüyordu. Çivi, çimento, demir yoktu. Madaralı Samsun’a gidip arkadaşlarına durumu anlattı. Bir okula yönelttiler. Okulda çocuklara durumu anlattılar. Sonra da diğer okuldaki çocuklara durumu izah ettiler. Kısa sürede öğrenciler çok sayıda çivi topladı.

Enstitü, gerçek bir yaşam olsun istiyorlar. Bu nedenle, orda yaşayanlar ortak malına sahip çıkmalı. Onu geliştirmek için emeğiyle katkıda bulunmalı. Bunun için öğrencilerin yönetime katılmaları hatta bütün işleri ele almalarıyla mümkün olur. Madaralı öğrencilerini kendi yetişmesinden farklı bir biçimde yetiştirmek istiyordu. Kendilerine güvenlerini artsın, kendi kendilerini denetlesinler, diye serbest satış kutuları buldu. Başında satıcı olmadan herkesin alışveriş yapabileceği kutular. Bir de hafta da bir gün kendi kendilerini denetliyorlardı. Konuşmalar özgür baskısız eleştiri olabilir. Bu sayede herkes kendine çeki düzen veriyordu. Daha saygılı daha anlayışlı oluyorlardı.

Anakara’dan, Yozgat köylerinden kız öğrenci seçmesi isteniyor ve yine paçaları sıvıyor köy köy geziyordu.

O sıralar savaş yıllarıdır. Para yoktu. Çimento için valinin yanına gitti. Vali yüzünü ekşitse de yine veriyordu. Böylece çimento işi de hallolmuş oldu.

Madaralı için çok zor günlerdi. Öğretmenlik, yöneticilik, tüm enstitünün sorumluluğu üzerindeydi. Un, gaz, yağ, tuz gerekti öğrenciler için. 600 öğrencinin beslenmesi yiyecek sağlanması hususunda çok zorlanıyordu.

Enstitüdeki müdürden çok rahatsızdı. Madaralı’nın yaptığı işler onu rahatsız ediyordu. Tonguç’a görevden alınıp başka bir enstitüye verilmesi için mektup yazdı. Sonunda istediği de oldu. Başka bir enstitüye verildi Madaralı. O enstitüde elinden geleni yapmıştı, öğrencilerin gelişmesi, köyün aydınlanması için. Yeni enstitü Savaştepe’de idi. Savaştepe’ye gitti. Oradaki öğrencilerin dersine girdi. Hemen kaynaştılar. İlk derste öğrencilere neler okuduklarını sordu.

Dergi ve gazete üzerinde durdu. Hedefi öğrencilere okuma yazma alışkanlığı edindirmek, idi. Her sınıfa günlük gazete dergi girsin, istiyordu. Bu enstitüdeki müdürünü pek sevmişti. Müdür kendini öğrenciye sevdiren, saydıran bir kişilikti. Enstitülerde en önemli işlerden biri de küme başılık idi. Bir sınıfı her yönden tanımaya çalışarak onlara rehberlik etmek, her konuda yardımcı olmak, öğretmenin göreviydi. Sadece okuryazar yetiştirmek değildi amacı. En büyük amacı, öğrencileri, onlarla övünecek şekilde yetiştirilmek idi. Böyle olması gerektiğine inanırdı. Enstitüler gerçekten yeni tip bir eğitimci yetiştirecek kurumlardı. Çevrelerini yaşanacak duruma getirirken, iş içinde bilgileniyor ve eğitiliyorlardı. Derslikte öğrenemediklerini öğreniyorlardı.

Madaralı hala eski enstitülerini düşünüyordu. Doğuda açılacak enstitüleri de. Muş, Diyarbakır, Van oradaki işler daha zor olacaktı. Bir konuşma sırasında, Savaştepe gibi bir yerde çalıştıktan sonra, Van Enstitüsünde müdürlük de istemezsin denildi. Madaralı da acaba diyordu, Van’daki enstitünün müdürlüğünü istesem mi, diye düşünüyordu.

Tüm okul çalışıyordu. Büyük binanın ikinci katında bir ekip, yeni öğretmen evlerinin temelini açan başka bir ekip daha… Kazmalar kürekler inip inip kalkıyordu. Enstitü bir karınca yuvası gibi çalışıyordu. Tarım alanında bakla toplanıyor, mısırlar pancarlar çapalanıyordu. Bu çalışmaların kavramını anamayanlar da vardı tabi. Ama buranın gerçek öğretmenleri yetişince her şey değişecekti.

Kuyucaklı Yusuf’un yazarı Lüleburgaz’da, Madaralı’nın çocuklara okuduğu, çocukların nefeslerini tutarak dinlediği romanın yazarı Sabahattin Ali geliyordu. Savaştepe’de çok kitap okunduğunu duymuştu. Öğrenciler kendinden bilgi aldı, öykülerini nasıl yazdığı, en çok hangi yapıtını sevdiği hakkında. Değişik bir deneyim oldu çocuklar için de.

Madara’dan haber geldi. Köyden birinin konuk olmaya gelmesi vasıtasıyla. Yıllar sonra bir köylüyle karşılaşmak Madaralı’yı heyecanlandırmıştı. Madara halkı dilerse, Ankara yakınlarındaki Sincan’a yerleştirileceklerdi. Göçmeye başlayan Madara halkı Sincan’ı beğenmemişler, yurdun dört bir yanına dağılmışlardı.

Madaralı kimi zaman çok sıkılıyordu yöneticilik işi uykusunu kaçırıyordu. Çukurbük gibi küçük sakin bir yeri özlüyordu. Ama bir ışık, Tonguç ışığı, umutların düşüncelerin aydınlığı her sabah onu tazeliyordu.

Madaralı’nın canını sıkacak şeyler duydu. Masasında açık kalan özel defterini okumuşlar. Enstitüye uyum yapamayan üç bayan için “bu gibi dejenerci tiplerin enstitülerden tırpanlandığı gün işlerin daha bir yoluna gireceğine inanıyorum” diye yazmıştı.

Madaralı Köy Enstitülerine veda ediyor. Artık Niğde Aksaray Ortaokulu Türkçe öğretmenliğine kararnamesi gelmiş. Haberi duyunca çok kötü oldu. Bari başka bir enstitüye verilmiş olsa, diye düşündü. Akasaray’ı da sevecekti ama kendini köye adadığı için zor geliyordu. Köylerde binlerle çalışmak mutluluğuydu. Her gece rüyasında yapılan haksızlığı bakana anlatmaya çalışıyordu.

“Ben bir köyden geliyorum, Rumeliliyim. Yanko Nedef gibi bir eğitimci olmak, kendimi halkıma adamaktı amacım. Çukurbük’te çırpındım, Köy Enstitülerinde yeniden dünyaya geldim. Bu haksızlığı düzeltin, sırtımda taş taşımaya razıyım. Öğretmen, usta öğretici, olarak da çalışırım. Yöneticilik olmasa da olur. Yaşamımı oralarda köy çocukları için tüketmek istiyorum. Bir enstitünün yanı başına kazılsın mezarım.”

İşte tam bu sırada uyandı.

Ctmaksaray1973 bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 425
Toplam yorum
: 282
Toplam mesaj
: 98
Ort. okunma sayısı
: 2902
Kayıt tarihi
: 06.12.06
 
 

Gazi Eğitim Fakültesi, Eğitim Bilimleri Bölümü, Eğitim Yönetimi, Teftişi, Planlaması ve Ekonomisi..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster