Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

31 Ocak '18

 
Kategori
Sinema
Okunma Sayısı
299
 

Tony Gatlif'ten Djam ya da Aman Doktor

Tony Gatlif'ten Djam ya da Aman Doktor
 

"Bu şarkıyı sen mi söylüyorsun?"
"Hayır içimdeki sürgün söylüyor"

Akşam yıldızlarla dolu bir çatının altında ateş yakıyorsunuz, yanan iri odunların alevleri göğe yükselirken ateşin çıtır çıtır müziğine rebetiko ve Türk müzikleri karışıyor. Sonra dans başlıyor. Siz "sirtaki "beklerken  Harman Dalı zeybeği oynanmıyor mu içinizde dostluğun, kardeşliğin nehirleri çağıldıyor. Midilli kıyılarında denizin kararmış yüzü beyaza dönüyor birden. Bir sizden, bir bizden şarkıların bu kardeşliği yaşanmış acıları biraz olsun hafifletiyor. Yaşlı bir adam, (belli ki mübadele mağduru) "İzmir'in Kavaklarını" söylüyor bu kez.  Midilli İzmir oluyor...Duvarların olmadığı; ateşin ve denizin buluştuğu özgürlük adasında geçmiş acıların çığlığından bir umut doğmuyor mu sinema salonundan çıkıp  tutkuyla o sahnenin içinde yer almak istiyorsunuz ...

Neredyse her filminde sürgünleri ya da sürgünlüğü anlatan Tony Gatlif uçarı ve özgür ruhlu bir genç kızın (Djam); hatta Suriyeli mültecilere yardım gönüllüsü olarak Antep'e gelip orada sevgilisi tarafından soyulan ve İstanbul'da sap gibi ortada dolaşan diğer Fransız kızı (Avril) da ekleyerek  iki kız üzerinden  koskocaman bir dramın perdesini bize tam olarak açmasa da, o perdeyi aralıyor. Geçmişin hikayesini, mübadeleyi bilenler o perdenin arkasındaki  tüm acıları görüp hissedebiliyorlar..

Çoktandır Tony Gatlif'i yazmak için bahane arıyordum. Açıkçası bu filmi dört gözle bekliyordum. Bahanemi Djam üzerinden yaratacağımı biliyordum...Her yaz bir yazarın ya da bir yönetmenin peşine düşer, onu keşfetmek ve anlamak için eserlerini peşpeşe okur veya filmlerini izlerim. Bu yaz tatilimi olduğu gibi yönetmene ayırmış, neredeyse bütün filmlerini izlemiştim. Tony Gatlif'in anlattığı hikayelerin öylesine içine girmiştim ki memlekete gittiğim zaman gidip çingenelrin çadırlarını ziyaret etmiştim. "Çılgın Yabancı", "Vengo", "Transylvania",  "Sürgündekiler", Özgürlük", "Sving", "Geronimo" filmlerini izleyip çok etkilenmiştim. Hele "vengo", Transylvania" "Çılgın Yabancı" favori filmlerim arasında girdi bile....

Kendisi de çingene bir annenin oğlu olan Tony Gatlif filmlerinde çingeneleri anlatmıyorsa çingene ruhluları anlatıyordur mutlaka. Yol onun vazgeçilmez tutkusudur. Hikayeyi yolda dizenlerdendir kendisi. Müzik ve dans ruhunun tutkulu ateşidir ve o ateşle seyirciyi de esir alır. Çingene müziği, Flemenko  bu kez de oryantal ve rebetikoyla bu tutkusunu seyircisiyle en etkili en kardeşçe duygularla paylaşmış. Bu arada filmin bir bölümü İstanbul'da çekildiği için Türkiye'nin turistik ögelerini ve "Hacı Bekir Lokumu"nu  öne çıkararak bizim turizme bir bakıma hizmeti dokunmuştur.... 

Filmde en can alıcı sahne ve en vurucu söz yine Djam'ın ağzından dökülecektir. Babalığı teknenin  biyel kolunu yaptırmak üzere Djam'ı İstanbul'a gönderirken, dönüşte dedesinin evine uğramasını, oradan plaklar ve nostaljik anlamı olan bir takım eşyaları da alıp getirmesini ister. Ölmüş dede Alman Faşistlerine yardım etmiş biridir aslında. İki kız eve vardıklarında Djam pantolonunu sıyırarak dedesinin mezarına işer. Bunu gören Avril şaşkınlıkla "hey! Dedenin mezarına niye işiyorsun" diye sorar. "Ben dedemin mezarına işemiyorum, müzik ve özgürlüğü yasaklayanların üzerine  işiyorum" diye cevap verir. Eşyaları toplayıp eski tip bavulların içine doldururken de "bunların hepsi kan kokuyor" diye söylenir.

Djam'ın karekterinden söz etmeden olmaz. Özgür ruhlu, kendine son derece güvenen, neşeli, deli-dolu, zorunlu kaldığında bedenini satmaya hazır; çoğu zaman külot bile giymeyen babalığının deyimiyle şırfıntı bir kızdır. Gibi görünse de öyle değildir aslında kocaman bir kederi sırtında, hüznü gözlerinde taşımaktadır.Ne ki kimseye göstermek istemez, inadına güler, inadına dans eder ve  bir erkek arkadaşı bile yokturdur. İki kız üzerinden giden hikayeye bakıp acaba lezbiyen bir ilişkiye mi şahit olacağız diye düşünüyorsunuz yok o da  düşündüğünüz gibi çıkmıyor. Tabii Djam'ın  lezbiyen olmadığı halde Avril ile oynaşmak istemesini ve Avril'in bunu şiddetle reddetmesini saymazsak..

Yine filmde bankaların yoksul insanları nasıl ezdiklerini ve çaresiz duruma düşürdüklerini görünce Bertolc Brecht'in "Asıl büyük soyguncular bankalardır" sözünü düşünmeden edemiyorsunuz.. Yunanistan krizi ve Suriyeli göçmenlerin dramı geçmiş acıların üstüne güncel konular olarak işlenmiş; ama bu zorluk ve acılara maruz kalmış Djam ve çevresindeki insanlar bir şekilde  hüzünlerinin yüzünü bir anda boyayıp, müzik ve dansla hayatlarını neşeye çevirebiliyorlar...

Başa dönecek olursak; Djam'ın babalığı (Kakourgos) kızın annesi ile Paris'te tanışmıştır. Anne Türkiye'den gitmiş bir göçmendir. Kakourgos'un Paris'teki tavernasında kızının elinden tutarak  iş istemeye gelir. Kadının güzelliğinden etkilenen adam onu hemen işe alır. Kadın bir gün restorantta şarkı söylerken Kakourgos sesin güzelliğinden şaşkına döner, "bu şarkıyı sen mi söylüyorsun" diye sorar. "Hayır içimdeki sürgün söylüyor" der. O günden sonra kadın sesine bütün sürgünler gelir. O ses artık onların anavatanı olmuştur... -Bunları üvey kızına anlatan babanın gözleri dolar, sonra anlatmaya devam eder.-Bir müddet sonra kadın ölür, Kakourgos kızın elinden tutarak onu Midilli'ye getirir...

Bu yıl sinemada seyrettiğim en güzel filmin şarkıları  sonra da dinlenilmeli diye düşünüyorum. "Aman Doktor(Rumca)" "Arapina", "İstemem Babacığım", İzmir'in Kavakları", "Agopo Mia  Pantremini", "Gel Gel Kayıkçı (yine Rumca versiyonu)" Filmdeki belli başlı şarkılar.. Sinemadan çıktıktan sonra telefonumdan "Gel Gel Kayıkçı" şarkısının Rumca versiyonunu açıyorum ve kulaklığımdan yüreğime veriyorum. onların ruhlarını hissettiğm sokaklarda şarkı öyle dokunaklı öyle anlamlı geliyor ki filmin son sahnesi; duvarların olmadığı, yeni bleyle motorun çalıştırılıp denizlere, özgürlüklere , maviliklere  açıldığı bölüm gözümün önüne geliyor ve gözümden akan iki damla yaş filme noktayı koyuyor...

Nil ALAZ, Ayşegül HAYVAR, Abbas Oğuz bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

Bu blog Editör'den Öneriler alanında yayınlanmaktadır

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Filmi izlemedim ama siz anlatırken sanki ben de izliyormuşum gibi bir hisse kapıldım ve o şarkılar kulaklarımda çoktan yerini aldı. Yorumu yaparken ben de açtım "İzmir'in Kavakları"nı dinliyorum Tolga Çandar'dan şu anda... Selamlar, mutlu kalın...

Ayşegül HAYVAR 
 04.02.2018 14:11
Cevap :
Filmi izliyor hissi yarattıysam ne güzel.Film hakkında yazacağım bir kaç şey daha vardı ama yazı çok uzun olacağı için o düşüncelerimi eklemekten vazgeçtim. Tolga Çandar "Izmirin Kavakları"nı ve diğer Ege türkülerini de güzel söyler. Selam ve sevgilerimle....  05.02.2018 8:50
 

Üzgünleşir,hüzünleşiriz derin özlemlerimiz yüzünden.Öfkeli rüzgârlar yüzünden düşlerimiz sarılı gezeriz.Yare bare içindeki yüreğimizle ne zaman acıların içinden geçsek, duyguların pınarı gözyaşlarımızın yatağında beslemek zorunda kalırız içimizdeki sürgünlerin filizlerini...Geçen yaz Midilli kıyısında gecenin geç vakitlerine kadar Filmdeki şarkı ve oyunları izlemiş,dinlemiş ve hâttâ eşlik etmiştik.En çok da "İzmir'in Kavakları" hoşuma gitmişti...Aynı duyguları yaşattınız şimdi.Teşekküür ederim.Ve paylaşımınız için sağolun.Selam ve saygılarımla sağlık içinde kalınız.

Abbas Oğuz 
 02.02.2018 13:39
Cevap :
Düşlerimizin sargıları ne zaman açılır bilemeyiz ama yüreğimiz iyileşmeden sargıları çoktan açılmış ve kan döke döke geziyoruz. Ne yana baksan orada bir acı, bir incinmişlik. bizler mi büyütüyoruz yoksa boş vermeyi mi bilmiyoruz. İyileşemiyoruz, iyileşemiyoruz bir türlü.İyileşmek çok kolay aslında herkes birbirinin acılarını görse yine yeter; Oysa bırak karşımızdakini görmeyi kendimize bile hızla yabancılaşıyoruz. Biz aslında herkesten önce kendimizi sürgün ediyoruz.... Evet ben de en kısa süre içinde Yunanistan'a ve Midilli'ye gitmeyi düşünüyorum. Komşuyu ihmal ettiğimi anladım. Kim bilir bir Selanik türküsü de biz tuttururuz orada... Selam ve sevgiler.....   03.02.2018 20:57
 

En çok müzikleri için görmek isterdim ama kaçırdım.Belki çıkar cd'si.Kritikleri okudum sizinki de güzel bir izlenim olmuş.Ben kritikler arasında Cüneyt Cebenoyan'ın sorularında kaldım.izlemediğimden bir şey de diyemiyorum.siz ne dersiniz?selamlar,sevgiler..

üç nokta 
 02.02.2018 12:31
Cevap :
Müzikler üzerinden giden bir film zaten. Daha doğrusu araladığı perdeden arkadan müzikleri vererek konuyu anlatıyor ve derinden hissettiriyor. İnanın belki perdeyi tümüyle açsa bu kadar etkili ve güzel olmayacak. Yabancılara ve göçmenlere dair bugüne kadar çok şey anlattı Tony Gatlif, aynı şeyleri söylemek yerine seyirciye bu kez konuyu derinden hissettirmeyi seçmiş. Cüneyt Cebenoyan'ı yorumunuzdan sonra okudum. Djam üzerine söylediklerini başka bir yorumla söylemişim ben de. Ama onun dediği gibi benim aklımda kalanlar Djam'ın külotsuz hali, ya da yatakta çıplak bağlama çalması değil müzikler ve onun çağrıştırdığı(görmesek de) yaşanmış acılar kaldı. Bu da bir erkekle bir kadının bakış açısı farklılığı diyelim.. Bana göre Djam "bir şey" değil, birey olmaya çalışan, o deli-doluluğuna rağmen kişiliğinin taşlarını yerine oturtmaya çalışan biri. Nitekim filmin sonuna doğru bu değişimi görüyoruz. Yanındaki kız ise çaresiz olmasına rağmen ondan daha birey... İzleyin en kısa zamanda....  03.02.2018 14:00
 

Geronimo'yu hatırlıyorum da ...diğerlerine de bi bakayım :)))...Ve Tony kesinlikle izlenir...biliyorum...teşekürle,saygıyla,her zaman...

nedim üstün 
 02.02.2018 11:01
Cevap :
Geronimo'da da sürgünleri daha doğrusu dışlanmışları anlatır. Anlattığı konulara ve kişilere de hiç yabancı değilim. Fransa'nın getto bölgelerindeki okullarda çalışmış olduğum için onu o kadar iyi anlıyorum ki. Hele bir okul vardı ki şehrin en belalı okuluydu, Orada Türk çocuklarına ders vermiştim. Sanırım onları kazanmayı kısmen de olsa başarmıştım. En azından daha saygılı olmayı öğrenmişlerdi... Geronimo eğitimcilerin de izlemesi gereken bir film. Selamla..   03.02.2018 13:37
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 69
Toplam yorum
: 159
Toplam mesaj
: 7
Ort. okunma sayısı
: 835
Kayıt tarihi
: 10.08.11
 
 

Hacettepe Fransız Dili ve Edebiyatı mezunuyum. Öğretmenim, şu anda yurt dışında görev yapıyorum. ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster