Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

12 Temmuz '11

 
Kategori
Futbol
Okunma Sayısı
539
 

Top ağlıyor

Top ağlıyor
 

Bizim o meşin yuvarlağa sevdalanışımız meşinin ne demek olduğunu bilmeyecek kadar küçük yaşlara denk gelir. O nedenle cami avlusundaki ağaçlar kale, top diye oynadığımız yuvarlak nesne de lastikti. Yakın mesafaden ayağına çarptı mı kırbaç gibi yakar, biraz aşınınca da durduk yerde patlardı. 

 

Sonra biraz büyüdük. Meşin topa kavuştuk. Kavuştuk ama öyle şimdiki gibi gidip marketen alamazsın. İstediğin zaman bulamazsın. İstanbul, şimdiki arsa spekülatörlerinin rüyasında görse inanamayacağı kadar boş alan ve arsaya sahip olduğundan saha derdi yok. Gel gelelim toplar memeli. Memeden şişirip, meşin yuvarlağı bağladı mı, al işte top Yeter ki kafana memeli tarafı gelmesin. Acıtmasın. Mümkün mü?. 

 

Sonra sboplu meşin yuvarlakla ilk buluşma. Ne güzel. Meme derdi yok. Kafayı acıtmıyor. Şişirme konusu kolay. Semtin, her konuda uzman doktoru Bitran’ın yeni aldığı Consul marka yerli montaj arabanın lastiklerinden birine dayadı mı sbopu, olay bitmiştir. Çift kale yapacak kadar adam var mı ona bak sen?. 

 

Millette bir heyecan bir heyecan. Spor Toto icad edilmiş. . Herkesin rüyası 13 ü bulmak. Semtin Tekel bayii Ali abi nerden gördüyse dükkanın tepesine ışıklı bir tabela koymuş. Sonuçlar geldikçe 0-1-2 yanıyor. Ali abinin dükkanın karşısı, hafta sonları umut kalabalığına dönüşür, o da bundan büyük keyif alırdı. O arada Nedim’in kahvesinin müdavimlerinden Bando Refik, Spor Toto’da 12 tutturduğu haberi semte yayılır. Bando Refik sessiz sakin, parayla pek işi olmayan, tek göz odada kirada yaşayan bir vatandaş. Bu zamanın parasıyla 200 bin lira para. O zaman için müthiş para. Aylık ev kirası 80 lira. Garibim tek maç kaybetmiş. O da 8-0 bitmiş. Tepebaşı-Cankurtaran amatör küme maçı. Onu da bilse, semtin tamamını satın alacak. Ayağı topa değememiş, ama top dan dünyayı kazanmıştı. Haydan gelen fakire-garibana- ona buna gitti. 2 sene sonra, kazanmadan önceki halindeydi Refik amca. 

 

15 yaşında semt takımında ilk lisans çıkışımız vardı amatöre. .. Öyle gençler ligi yok. U14 ler, U15 ler U18 ler nerede?. Zaten yeterince stad yok. 15 yaşında ki de, 35 yaşındaki de aynı takımda. Hatta Ay-yıldız adlı amatör takımda görmüştüm. Baba-oğul birlikte oynarlardı. 

 

Kedinin hareket eden cisimlere karşı olan dayanılmaz refleksi gibi bizim de içinde top olan oyunlara karşı en çok da futbola karşı, eksilmeden sürdü gitti. Belki de artarak. Otobüs Dolmabahçe de durdu mu biletçinin ‘’Hasteneeee, var mı inen?’’ Diye bağırmasının hiç gereği yoktu aslında, otobüs zaten orda boşalırdı ama o emekçi, bu tutkunun aslında tedavi edilmesi gereken bir hastalık olduğunu ima etmeye çalışırdı, bundan keyif alırdı. 

 

Maç dönüşleri ne güzeldi. Dolmabahçe rıhtımından bindiğimiz Kadıköy motorunun Levent isimli motor olması için staddan birkaç dakika erken çıkmayı bile göze alırdık. Çünkü o çift motorluydu. Diğerlerinden hızlı giderdi. Yolculuk boyu her türlü şey tartışılır, maç kazanıldıysa coşkuyla, kazanılmadıysa, kızgınlıkla evin yolu tutulurdu. 

 

Ne güzeldi. Şimdikiler dalga geçiyor bunu söyleyince ama gerçek. Değil stadımız, tribünlerimiz bile ayrı değildi. Fenerbahçe’li, Galatasaray’lı, Beşiktaş’lı hepimiz aynı tribündeydik. . 

 

Sonra evlilik, çoluk, çocuk, yaşam mücadelesi. Hayat değişti, Nesiller değişti, stadlar değişti. İktidarlar değişti, Türkiye değişti, futbolun heyecanı değişmedi. Ne zaman nerede bunalsak, kafayı futbolla boşalttık, stresi futbolla attık. Onunla takıldık, onunla şakalaştık. 

 

Şimdi gelinen noktada, ayak tırnaklarımızda hala izini taşıdığımız kötü Dinyakos’ların yerini alan, imrenerek baktığımız renk renk, kadife gibi yumuşacık 

 

Krampona tokmak düştü!... 

 

Futbol mahkemelerde, Futbolcu, antrenör, kulüp başkanı, Federasyon başkanı fark etmiyor. Hepsi emniyette, nezarette, adliyede, cezaevinde. Görüntüler yürek yakıyor. Maçların akibeti tartışılıyor. Üzüyor. Televizyonlarda bilen bilmeyen konuşuyor. ‘’Ben futboldan hiç anlamam’’ deyip de saatlerce konuşanlar mı ararsınız, ‘’konu adliyede, konuşmak olmaz ama’’ deyip de susmayanlar mı?. Aziz Yıldırım’ın savcılıkta mı, mahkemede mi, hastane de mi olduğunu takip etmek için yüzlerce medya muhabirlerinin de, onları ve ‘’son dakikaları’’ekranda takip etmeye çalışanın da başı döndü.. Dalgalar artarak sürüyor. 

 

Futbolun, oynandığı zaman da, karakola düştüğü zaman da reytingi eksilmiyor. 

 

Çocukluğumuzda ne ilk vurduğumuz lastik topun bacaklarımızı yakması, ne o memeli topun kafamızı acıtması, bugün o bir sürü özelliği olan güzelim top kadar acıtmacı bir yerimizi. 

 

Kitleler üzgün, Günlük hayatın güçlüğünden, dertlerinden biraz uzaklaştığı, onunla teselli bulduğu en büyük lüksü o top şimdi rehin.. Bu zamanlarda gazetelerin spor sayfalarında yer alan asparagas transfer haberleri bile ilgi çekmiyor, yarın ne olacağını kimse bilmiyor. 

 

Futbol tedirgin, taraftar küskün, futbolcu endişeli. Herkes birden kaybediyor. 

 

Onun da canı var derler ya!... 

 

Top şimdi ağlıyor… 

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 434
Toplam yorum
: 146
Toplam mesaj
: 13
Ort. okunma sayısı
: 943
Kayıt tarihi
: 15.01.09
 
 

İstanbul doğumluyum.. İstanbul'un  tramvaylı döneminden bu şehirde yaşıyorum. Gençlik yıllarında ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster