Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

01 Ağustos '08

 
Kategori
İlişkiler
Okunma Sayısı
561
 

Topal serçe ile maviş

Topal serçe ile maviş
 

KUŞLAR KADAR ÖZGÜR OLMAK


Zavallı topal serçe yorulan kanatlarını dinlendirmek için kondu penceremin kenarına. Kanatları dinlensin ama bir de ayakları üzerinde durabilse. Yavaşca yaklaştım yanına, ürktü önce tabiki ama kaçacak kanatları yorgun, çaresiz kalakaldı. Elimdeki yemden uzattım yedi biraz, sanırım tadını beğenmedi. Bizim mavişin mamasından getirmiştim, alışık olmadığı bir tat. Maviş bizim evin oyuncağı, kafesteki kanaryamız. Canı isterse cıvıltısı ile evimizi şenlendirir, canı da istemezse günlerce cik bile demez prenses. Karşısında tüm ev halkı olmadık şakrabanlığı yapar da dönüp bakmaz bile. Penceremdeki topal serçeye bakıp daldım, ne kadar yorgun bir ifade vardı yüzünde. Belki de yavruları yemek bekliyordu didin tırnak ot toplayarak kurduğu yuvasında, belki de bu karlı kış gününde yiyecek bir lokma ekmek parçası için saatlerce uçmuş ama yuvasına götürecek yiyecek bulamamıştı, bulsa bile geri dönecek gücü kalmamıştı. Tabiat ana ona en zorlusundan sunmuştu hayatı.

Bir de bizim mavişi düşündüm süslü kafesi içinde sus pus somurtmuş oturuyor. Havası kime bunun dedim. Süslü kafesi, en kaliteli yemi, vitaminleri, günlük ve haftalık bakımları eksiksiz yapılıyor itinayla. Bu zavallı topal serçe gibi ekmeğini kar altında aramıyor diye geçirdim içimden. İşte dedim insanlar da böyle ne kadar rahat o kadar huzursuz.

Topal serçeyi mavişle aynı süslü kafese bırakayım, ikisine de yer var dedim. Zavallıya elimi uzatıp aldım itiraz etmeye bile gücü yoktu. Sıcak yuvasına götürüp mavişin yanına bıraktım. Maviş çok mutlu oldu kendi cinsinden biri ile sohbet edip oynamak iyi geldi ona. Sanki yıllardır arkadaşlarmış da tekrar birbirlerini bulmuş gibi. Günler böyle geçerken cıvıltıları yavaşladı ve bir gün ikisi birden sustu. Sanki birşeyleri boykot edercesine ses vermiyorlardı. Hayatta kalabilecek kadar yiyorlardı ve tüylerini dökmeye başladılar. Tam bir depresif durum yani. Sorun neydi anlamadım ne güzel geçinip gidiyorlardı.

Bir gün prenseslerin süslü kafeslerinin haftalık temizliğinde, camın açık olan kısmından faydalanıp kaçıverdiler. Kaçtılar diyorum çünkü gerçekten kaçar gibi bir halleri vardı. Maviş alışkındı bu temizlik esnasında evde tur atmaya, şimdi topal serçe onu kandırıp götürmüştü. Nankör maviş, aptal maviş diye ağladım arkasından çocuk gibi. Şurada gül gibi kafesinde, sıcacık evde, yediği önünde yemediği ardında idi. Üç günlük arkadaşına sattı beni. Hayvan işte dedim, ne anlar iyilikten, bir saate kalmaz döner gelir, tabiat ana ona herşeyi altın tepsi içinde sunar sanıyor.

Bir hafta oldu ama ne mavişten ne de topal serçeden haber çıkmıyor. Zavallı mavişim ölmüştür bir cam kenarında, alışık değil o zor kış şartlarına. Aptal topal serçe kandırdı benim masum mavişimi dedim.

Bir sabah camımdan tık tık sesler geldi altıncı katın camını kim tıklar ki dedim ve dememle maviiiiş diye çığlık atarak cama koşmam bir oldu. Evet haklıydım maviş bana dönmüştü ama yanında topal serçede vardı. Yüzüm asıldı onu görünce ama mavişin yüzü o kadar aydınlıktı ki benim de keyfim yerine geldi. Topal serçeye kızgınlığım kalmadı. Hemen camı açıp buyur ettim ikisini de ama tık yok onlardan. Dışarıdaki soğuktan çok memnun bir halleri var. Peki sizin istediğiniz olsun böyle bakışalım dedim. Maviş zıp zıp bir hareket yapıp yanıma biraz yaklaştı, ben de elimi uzattım, avucuma çıktı ve ağzından üç parça buğday tanesi çıkarttı. Karamış ve kuru ama ağzında ıslatıp dış kısmını yumuşatmıştı. O kadar mutlu, o kadar gururluydu ki göğsü kocaman kabarmıştı. Sonra avucumdan indi, dışarıdaki dondurucu soğuğa meydan okuyan cinsten sıcacık bir bakış attı bana. Sonra topal serçe zıp zıp yaklaştı gururla çünkü artık topallamıyordu. Kendinden emin ve minnet dolu bakışlarla avucuma çıkıp cik cik dedi. Sonra birlikte uçup gittiler. Ben elimde üç tane karamış, kuru buğday tanesiyle kalakaldım. Ne hissettiğimi bile anlayamadım. Mavişe kızdım mı yoksa sevindim mi....

Camı ve avucumu sımsıkı kapatıp tekrar yatağıma uzandım. Bu iki hayvan bir çok insanın anlamadığı ve anlatamadığı bir çok şeyi üç dakikada üç buğday tanesiyle anlatıp gitmişlerdi. Maviş, süslü kafesinde kendisine altın tepsi içerisinde sunulan tüm imkanları tepip gitmişti ama onu bu güne kadar hiç böyle neşeli ve kendinden emin görmemiştim. Kararmış ve kurumuş da olsa kendi emeğini yiyor hatta bana da ikram ediyordu gururla. Topal serçe zor ama mutlu hayatına onu da katmıştı, sıcacık bir dostluk kurmuşlardı tabiat ananın zorlu şartlarına inat. Maviş süslü kafesinde özgürce kanat çırpmanın ne olduğunu bile bilmiyordu. En kalitelisi bile olsa benim seçtiğim yemi ve vitamini alıyordu onun seçme hakkı yoktu. Olsa bile bilemezdi ki....hangi yem daha lezzetli. Ne miktarda yemesi gerektiğini dahi bilmezdi. Topal serçenin ayağı nasıl iyileşti bilmem ama sanırım bir iyiliği karşı geldi.

Bizim ufaklık hala kızgın mavişe: Aptal maviş niye bizi bırakıp gitti diyor. Sekiz yaşında anlaması zor tabi. Ben yardımcı olmaya çalışıp biraz anlattım mavişi.

Bak bebeğim süslü kafeste, altın tepsi içerisinde sunduğumuz hayat aslında onun seçimi değildi bizim seçimimizdi. Biz onun için her şeyin en iyisini vermiş de olsak faydasız seçimi o yapmalı ki mutlu olsun. Biz de bu kuş kadar aklımızla bu kuşa iyilik ettiğimizi sandık ve ona sunduğumuz bu mutlu ortamda her zaman.

Bize cıvıl cıvıl olmasını bekledik. Halbuki o, bize kuş kadar aklıyla, aslında ona iyi imkanlar sunup çok mutlu olmasını beklemenin yanlış olduğunu gösterdi bize. Hayatta hiç bir şeyi karşılık bekleyerek yapmayalım bundan sonra. Bizim için mükemmel olan, sunduğumuz kişinin özgürlüğünü kısıtlamasın.

Bir verip on bekleyenin eline on geçer belki ama ruhundan da yirmi götürür.

Kuş beyinli olup özgürce uçabilsek, hindiler kadar düşünceli olabilsek, haksızlığa karşı aslanlar gibi kükresek, zoru görünce ayılar gibi uyumasak, tavşan kadar hızlı kaplumbağa kadar sabırlı olabilsek. Ahlakımız arının dışkısı kadar tatlı ineğin sütü kadar ak olsa. Yılan gibi sinsice sokmasak birbirimizi, karınca kadar çalışkan, ağustos böceği kadar neşeli olabilsek. Koyunun kesip attığı yünü kadar sıcak olsak birbirimize. Ateş böcekleri gibi ışık saçsak etrafımıza ve en son balıklar gibi altı dakikada bir hayatı sıfırlayıp yeniden başlasak.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 16
Toplam yorum
: 40
Toplam mesaj
: 6
Ort. okunma sayısı
: 812
Kayıt tarihi
: 05.06.08
 
 

1970  doğumluyum. İşletme mezunuyum.  İki çocuk annesiyim. Yazmak ve okumak en büyük hobim. Artık..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster