Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

02 Nisan '07

 
Kategori
Bilim
Okunma Sayısı
748
 

Toplu bilinçsizlik ve gelecek

Bu kavramın ad babası Gustav Carl Jung. Freud’un rakibi bir psikolog iken, benim ‘kültüroloji’ dediğim, onun sosyoloji saydığı bir alana geçen biridir. Birçok yepyeni kavram icat etmiştir. ‘Toplu bilinçsizlik’ bunlardan biridir.

Bu kavram, kültürdeki simgelerin, kavramların onu anonim / kollektif olarak icat edenlerin bilmediği anlamları olduğunu açımlar.

Bunun en güzel karşılığı, henüz bunu açımlayanı görmediğim için ad babalığının bana ait olduğunu düşündüğüm, hemen tüm kültürlerde var olan ‘ateş, hava, su, toprak’ elementlerinin, aslında özdeğin temel fazları olan ‘plazma, gaz, sıvı, katı’ olarak yorumlanmasıdır.

Arthur C. Clarke ise, ‘Son Kuşak’ adlı bilimkurgu romanında, insanlığın sonunu getirecek olan, mutant çocuklar soyunu korumak üzere dünyaya gelen uzaylıların, eski dinsel kitaplardaki ‘şeytan’ formunda / gövdesinde olmasıyla, buna bir örnek oluşturur.

Marx’tan Asimov’a epeyi yazar, tarihi oluşturan kitlenin tarih bilincine sahip olmadığının ayırdındadır. Ancak, yine de aynı kitle tarihsel bir sürü olayı gerçekleşmesinden epeyi önce sezebiliyor. Bunu, neden-sonuç ilintilerinin geleceğe yönelik doğrusallığının bozulup, neden-sonuç döngülerine, yani çığ etkisine dönüşmesi olarak açımlayabiliriz.

Sanatçılar ise, çıplak derili oldukları için, bunu pekala bilinç düzeyinde yapabiliyor. Örneğin, Kafka’nın ‘Ceza Sömürgesi’ neredeyse tıpatıp biçimde toplama kamplarını öngörür.

Bilgisayarlardan robotlara birçok günümüz olgusu, neredeyse yüzyıl öncesinde bilimkurgucular tarafından öngörülmüşlerdi. Bu bilimkurgucular birbirlerinin yazdıklarını okudukları için değil, tümüyle birbirlerinden bağımsız olarak bunları öngördü. Örneğin, Rus Tsiolkovsky elini hiçbir alete değmeden, Alman Goddard ise, barut kullanarak füzeleri ve uzaya gitmeyi öngördü.

Buraya ek ve şerh: Tsiolkovsky’nin öngörülerinin somut veri tabanlarının oluşması için, 2 dünya savaşı, 2 dünya devrimi, çarlığın yıkılması ve ABD-SSCB Soğuk Savaş’ı gibi, bir dizi olağanüstü olayın gerçekleşmesi gerekti.

Bugünden yarına baktığımızda ise:

Bir bilgi toplumuna yol alındığını herkes bilinciyle biliyor ve bunun adı da ‘2. Sanayileşme’. Ancak hangi bilgi toplumuna yol alındığını henüz kimse bilmiyor ki 2250’de bunu herkes biliyor olacak. (Aynısı, sırasıyla 1800’de ve 1950’de 1. Sanayileşme’de olmuştu.)

Şimdi burada 2 yol var:

Bir: Benim izlediğim, bilinçsizce başlayıp, rüyalarını gerçek sayıp, onları kağıda, sonra da denklemlere dönüştürmeye yönelik aşkın / gerçeküstücü yol / süreç.

İki: Toplumu olduğu gibi bırakıp, yüksek güç alanlarında, küçücük (infinitesimal) parçacıkların bunların içinde hangi yolları izlediğini izlemeye yönelik içrek / doğalcı yol.

Her ne zamanki 2 tez var:

Bir: Sentez oluşur.

İki: Dekadans oluşur.

Üç: Ayırtsızlık (‘indifference’ ki ne yazık ki kavramın ad babası Hegel bunu hem ‘ayırtsızlık’ hem de ‘bilinçsizlik’ anlamında kullanıyor ki belki de onun için ikisi özdeşti) oluşur.

Dipnot: Bu 3 durumun açımlanmaları için, ‘felsefe’ alanındaki metinlerime bakabilirsiniz.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 2217
Toplam yorum
: 1121
Toplam mesaj
: 127
Ort. okunma sayısı
: 494
Kayıt tarihi
: 16.08.06
 
 

Serbest yazarım. 1960 doğumluyum. BÜ İşletme mezunuyum. ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster