Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

20 Haziran '11

 
Kategori
Sosyoloji
Okunma Sayısı
605
 

Toplulukları etkileyen karakterler

Toplulukları etkileyen karakterler
 

Tarkan


Kitle iletişim araçlarının propaganda etkisi anlaşıldıktan sonra bu araçlar, tüm dünyada, çeşitli amaçlarla ve yoğun olarak kullanılmıştır. Bu konunun güzel örneklerinden biri olan ve nükleer enerjiye toplumun tepkisini azaltmak amacıyla hayata getirilen çizgi roman kahramanlardan http://diflek.com/849/nukleer-yanlisi-super-kahramanlar/ yazımda bahsetmiştim.


Bunun yanında, kitle iletişim araçları, propaganda için kullanılırken, hiç düşünülmeyen, akla gelmeyen yan etkilere de sebep olur. Bazı karakterler, toplum tarafından öylesine benimsenir ki, benimseyen topluluğu şekillendirmeye başlar.

Uzay Yolu, 6 dizi, 11 film, yüzlerce roman, video/bilgisayar oyunu ve binlerce hikayeye konu olan konsepti ile konu hakkındaki en iyi örneklerden biridir.

1966 yılında hayata gelen Star Trek aslında Amerika’nın “Aya Gidiş” projesini desteklemek için hazırlanan psikolojik programın bir parçasıydı. Açılış cümlesi olan “Daha önce hiç bir insanın gitmediği yerlere cesurca gitmek…” sözü, Beyaz Saray’ın 1957'deki Sputnik uçuşundan sonra yayınladığı bir kitapçıktan hemen hemen birebir olarak alınmıştı.

Gerçek amaç, hedefe yönelen insanlara motivasyon kazandırmakken, dizide, hiç akla gelmedik bir yan etki ortaya çıktı. Mr. Spak (Spock) ve bilim hayranlığı. Karakterin soğukkanlı, mantıklı, sorunlara bilimsel bakıp çözüm getiren yaklaşımı bir nesli derinden etkiledi.

Uzay Yolu hakkında hazırlanan belgesellerden birisinde, Mr. Spak’a özenip bilim adamı olan insanlarla yapılan röportajlar bulunuyordu.

Uzay bilimcileri, nükleer fizikçiler, matematikçiler, moleküler biyologlar vs. ağzı birliği etmişçesine, aynı cümleyi kullanıyordu. “Mr. Spak gibi olmak istedim”. Bir oyuncu için ne büyük bir övünç kaynağı. Bununla beraber bu övünç kaynağını taşımak, Mr. Spak’ı oynayan Leonard Nimoy için hiç de kolay olmamış.

“Bir ara hiç bir davete katılmamaya başladım. Çünkü gittiğim her davette, bilim adamları yanıma gelip, hiç anlamadığım konularda sorular soruyorlardı. “Ben aktörüm, bilim adamı değilim. Bahsettiğiniz konuda fikir yürütemeyeceğim” dediğimde yüzlerinde beliren hayal kırıklığını görmekten bıkmıştım. Sonunda bu tip davetlere hiç katılmamaya, evde bilimsel makaleler okumaya başladım. Yeniden ortaya çıktığımda, bu konularda az çok konuşabilecek, en azından o kadar acı bir hayal kırıklığı yaratmayacak kaçışlar yapabilecek duruma gelmiştim”

Mr. Spak tiplemesi, Türkiye’de ne kadarlık bir kitleyi etkiledi bilmiyoruz ama başka bir tipleme, Türkiye’nin basketbol konusundaki çizgisini değiştirdi; Beyaz Gölge.

Türk basketbolu henüz Yugoslavya’nın bölünmemiş olduğu zamanlarda, Balkan Turnuvası’nda üçüncülüğü hatta dördüncülüğü büyük başarı olarak lanse ederken, bugünkü durumuna koç Ken Rivs (Reeves) ve takımına olan hayranlık sayesinde geldi.

Rambo ve Rocky’nin de etkisi tartışılmaz. Bugün her askeri birlikte bir Rambo takımı vardır ya da boks yapmaya yeni başlayan herkes Rocky’dir. Ama sayılanların hiç biri, Türk halkı üzerinde, Tarkan çizgi romanı kadar etki bırakmamıştır. Gerçi şu anda Tarkan denilince akla gelen Tarkan Tevetoğlu ama, onun kitleler üzerindeki etkisi, Tarkan’la karşılaştırılamaz bile.

Hiç 1966 doğumlu ya da daha büyük bir Tarkan’a rastladınız mı? Rastlamanıza olanak yok çünkü Tarkan 1966 yılında doğdu. Bugün etrafımızda Tarkan adına bu kadar sık rastlıyorsak, bunun tek nedeni Sezgin Burak’tır.

Avrupalıların “Tanrının Kırbacı” adıyla andıkları Atilla’nın (Macar ve batı kaynaklarına göre Attila) habercisi olan Tarkan, Kurt Kanı, Maryo’nun Kuşları, Gümüş Eğer, Altın Madalyon, Kuzeyde Dehşet Var, Honorya’nın Yüzüğü gibi maceralarıyla yayınlandığı 22 yıl boyunca Türk okurunun kalbini fethetti.

Burak, Tarkan isminin anlamını, “Tarkan, Türk gücünü ve kudretini yansıtan bir kelime. Bu kelimeyi, Türk kanı taşıyan kahraman manasında yarattım. Kahramanlık ve mertlik ifade eder” şeklinde tarif etmekte. İsim, “Tatar Kanı” kelimelerinin birleşmesiyle elde edilmiştir. Yani var olan bir kelime değildir, sonradan yaratılmıştır.

Bir kahraman yaratıyorsunuz ve insanlar bu kahramanı öyle seviyorlar ki, dünyada kendileri için en değerli şey kabul ettikleri çocuklarına, onun adını veriyorlar.

Tabi ki burası Türkiye olduğundan, olay mantıkla sınırlı kalmayıp, “ilginçlik” boyutuna da uzanıyor. Çocuklarına bu adı veren ailelerine baktığınızda, teorik olarak çoğunluğu oluşturması gereken “sağ” kesimin ağırlıklı olmadığını fark ediyorsunuz. Türk – İslam sentezinin etkisinde olan sağ kesim, İslamiyet’le yakın uzak hiç bir ilişkisi olmayan bu kahramanın adını çocuklarında kullanmamayı yeğlemiş. Şimdiye kadar ne kadar Tarkan tanıdıysam (Tevetoğlu haricinde 6 tane tanıdım. Üçü İzmirliydi ) ailesi ya asker kökenli ya da sol görüşlü idi. Ne kadar tatlı bir sosyoloji konusu değil mi?

Tarkan’ın doğum öyküsünün anlatıldığı, üç bölümden oluşan Gümüş Eğer (Özellikle birinci bölümdeki muhteşem çizimler ve anlatım tekniğinden dolayı) ve Maryo’nun Kuşları beni en çok etkileyen öykülerdir. Tunca Arslan da bir röportajında Mario’nun Kuşları’ndan çok etkilendiğini söylemiş ve etkilenişini şöyle tarif etmiş;

” Ne komik; bardağıma çay koyarken annemin süzgeç kullanmasını istemezdim… Çünkü, bardağa her karıştırışımda havalanan, sonra da yavaş yavaş dönerek dibe inen çay taneleri Mario’nun sessiz kuşlarını çağrıştırırdı bana ”

Bir topluluğu, kitleyi ya da nesli etkileyen karaktere örnek verilmek istendiği zaman, sanırım Tarkan’dan daha iyi bir örnek bulunamaz.

Gırgır’da çalıştığım yıllarda koridorda ayaklar altında gezen bir yarı-orijinaller bulmuştum. Tam orijinal diyemiyorum çünkü usta, orijinali çizdikten sonra, onu karta bastırıp, dokunuşlarını yapıyor, baskı için bu son halini veriyormuş. Benim gibi Tarkan hayranı olanlar için onlardan birini de yazının sonuna koyuyorum.

Kutsi Akıllı www.diflek.com 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Çay tanelerinin uçuşuna farklı bir tad katmışsınız...:) Algı yönetimi tv ve internet yoluyla yapılıyor artık...Reklamların gücünüde geçmemek lazım...Güzel tespitler...Kaleminize sağlık.

Gök Tengri 
 20.06.2011 15:16
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 32
Toplam yorum
: 11
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 1455
Kayıt tarihi
: 01.06.11
 
 

Olduğu gibi kabullenmek yerine "neden" sorusunu sormayı yeğlerim. 25 seneye yakındır senaryo çalışma..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster