Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

02 Şubat '20

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
70
 

Toplumsal fay hatları

 
"Depremler bir açıdan daha faydalıdır. Bizim uyuşukluğumuzu, gafletimizi, kendimize aşırı inancımızı, egoizmimizi, şımarıklığımızı yüzümüze vururlar. Bize insan olarak bu dünyada haddimizi bildirirler."
Ahmet İnam
 
İlk günlerin karmaşası azalmış, acı biraz dinmiş miydi ne... Bir akşam üzeri orduevinde oturuyorduk. Van Gölü kıyısında, Edremit yakınlarında büyük bir kaza olduğu haberi geldi. Bir yolcu otobüsü altına bir taksiyi almış ve göle uçmuştu. Hızla kaza yerine gittik. Geldiğimizde yapacak hiçbir şey yoktu. Otobüs elli metrelik dik bir yardan aşağıya uçmuş. genişleyen bir mazot dairesi içinde gölün çekilen dalgalarıyla yan taraf pencereleri ve suda yüzen ölü birkaç tavuk, bir asker kepi, bir ayakkabı teki gözüküyordu. Köylüler bir kayık içinde oradaydılar. Beşi onu yardan yukarı çıkarabildikleri cesetleri taşıyordular. Bize kurtulan olmadığını söylediler. Geri dönüyorduk, Van Kalesinin üzerinden göle akşam iniyor, bin yıllık bir kar inceden tozuyordu. Önümüzde arkası açık bir pikapla köylüler, ölüleri araya üst üste uzatmış, iki taraflı oturmuş, sigaralarını yakmış, bin yıllık acılarıyla öylece gidiyorlardı.
Manzara arkadaşlardan birisinin tepkisine neden olmuştu. "Bunlar ne biçim insanlar, ölülere aldırmadan sigara içip konuşa, güle gidiyorlar" dedi.
"Kızma dedim, insanların yaşam ve ölüm çizgileri birbirlerine o kadar yakın ki, kanıksamışlar artık."
Umut, peri padişahının kızının adı mıydı?
Umut Kaf Dağının ardında mıydı?
 
Bu satırlar 1976 yılındaki Van depreminde görevli olduğumuz günler için yazdığım bir yazının son bölümüdür.
 
 
 
Bu haritayı da çoğumuz ezbere biliyoruz artık. Ya toplumsal fay hatlarımızın görünmez haritası, onu, o haritadaki fay hatlarını biliyor muyuz? O faylarda her gün olan çoğunu kimsenin duymadığı ya da duymazdan geldiği irili ufaklı dinmek bilmez depremlerden haberimiz var mı?
 
Çok şükür, her acıda ortaklaşabilmek gibi yaşattığımız ya da yaşamasına gayret ettiğimiz bir hasletimiz var hala. Ancak böylesi her acı olayda da durumdan çıkar sağlama yontusunda "nalıncı keserlerimiz" ve karalama yollu kara kalemlerimiz de ...
 
,
Sinir katsayımı zorlayarak izlemeye çalıştığım TVlerin sade suya tirit açık oturumlarında her şey tamammış gibi, bir yanda İstanbul Belediye Başkanı'nın kayak görüntülerinin "alt tarafı cevabı kendisini ilgilendiren bir durum" canhıraş yere vuruluşu, diğer yanda insani bir davranışta bulunan "Suriyeli Mahmut" un yere göğe sığdıralamayan parlatılışı...
 
 
 
Bir baş sarımsağın yedi lira olduğu geçim pazarında, elektrik, doğal gaz faturalarını, asgari ücreti, enflasyonun kaç olduğunu, emekli maaşlarının kaç lira olduğunun tartışılması bir kara mizahtır ancak.
Kümesi tilkiye emanet edilmiş bir yerde yumurta yemek bile hayalken, sofrada tavuk beklemek hayal ötesidir.
 
 
 
Kontrol edilemeyen bir gücün insaf parantezi içinde bir beklentinin adı olamaz umut!..
 
 
Görünür olarak sıkıştırılmış, belirgin bir ideolojiye indirgenmiş, dolayısıyla kısır ve sözde bir barışçıl ilerlemenin, "bugün dünden iyidir, yarın da bugünden iyi olacak" söyleminin adı da "ağıza çalınmış bir parmak bal"dan...
 
Hadi bizden geçti de, yaşamlarının üzerine çarpı çekilmiş makarnaya talim bir ev yaşamının gönüllü mahkumları emekliler de bir yana, gelin, her gün çığ gibi sayıları giderek artan "genç işsizlere" anlatın bunu.
Asıl kırılmasından korkmamız gereken "fay hattı" budur. Asıl bu fay hattı üzerinde gerekli çalışmaları yapmamaktır namussuzluk. Asıl utanılacak olan gençlerin yarın hayallerinin yıkılmasıdır beklenen 7,5 büyüklüğündeki depremde!..
Ve asıl cinayet malzemesi çalınmış binalarda insanları ölüme terketmenin yanında, gençlerin yarın umutlarını öldürmektir!..
 
Bir yanda şehir hastanesini yıkılmaktan koruyan kolon amortisörleri, diğer yanda betonundan çalınmış, kumu topraklı, demirleri eksik ve erozyonlu yıkılan kolonları toplumun...
 
Mesele geri dönmek değil, ileri gitmektir. Çare, çaresizliğin yarattığı kahramanlar yaratmak, hemen her alanda kamusal olması gerekli olan hizmetleri özel sektöre devrederek çekilmek değil, çaresizliği önlemeye çalışan isimsiz kamu çalışanlarının varlığını çoğaltmaktır.
 
 
Kamusal hizmeti yandaş müteahhit ya da "yap işlet devret" modelinde dış sermaye insafına bırakarak, bahşiş ya da lütuf havasında sunmak ve bununla övünmek değildir asıl olan; "kamu yarararı"nı insani sıcaklıktan yoksun, değer ölçülerinin ve yararlılığı dışında yeni fay hatlarında betona gömmek de olamaz çare.
 
 
 
Kaşı çatık, suratı asık, her dem bağıran, azarlayan baba değil, taşa vursa ayağınız ağlayan anadır devlet...
 
 
 
Mesele bildik ve kırılması beklenen fay hatları için gerekli önlemleri almak yolunda çalışmak olduğu kadar, en azından kırılması onun kadar büyük yıkıntılara neden olabilecek sessiz ama tehlikeli "toplumsal fay hatları" için de çalışmak olmalıdır...
 
 
 
Akın Yazıcı
 
2 Şubat 2020/İzmit
 
devrimce, Ersin Kabaoglu bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Akın Bey,ekonomik,sosyal,eğitim,yaşam fay hatlarının,deprem fay hatlarını ötelediğini çok iyi vurguluyorsunuz.Esen kalın.

Hüseyin Başdoğan 
 15.03.2020 18:39
Cevap :
Çok teşekkür ederim sayın hocam; ne yaparsınız dert söyletiyor işte. İyi günler dileklerimle...  16.03.2020 11:13
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 179
Toplam yorum
: 428
Toplam mesaj
: 4
Ort. okunma sayısı
: 369
Kayıt tarihi
: 07.05.14
 
 

1965 Ankara Üniversitesi Tıp fakültesinden asker hekim olarak mezun oldum. Gülhane Askeri Tıp Aka..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster