Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

08 Ocak '20

 
Kategori
Anne-Babalar
 

TOPLUMSAL HAFIZA VE AİLE

TOPLUMSAL HAFIZA VE  AİLE

Modern yaşam insanları doğadan uzaklaştırmakta ve yalnızlaştırmakta. Yapılan araştırmalar, teknolojinin içinde sürekli yapay ışığa maruz kalan gençlerin beyinlerinin, renkleri bile algılarken yapay ışığa yatkın bir şekilde algıladıklarını tespit etti. Yaşlı insanların ise gün ışığına daha fazla maruz kalmalarından dolayı beyinlerinin, renkleri gün ışığına yakın bir şekilde algıladıkları kanıtlandı. Teknoloji insanları hıza tutkun hale getirirken, unutmaya ve unutturmaya daha yakın hale getiriyor. Özellikle gençler kendilerini bugüne taşıyan geçmiş belleklerinin farkında bile olmadan hıza odaklanıyor. Günümüzde hızlı, kısa, özet şeklinde hap bilginin tüketilmesi yönünde bir eğilim var. Kavramların kısa ifadelerle açıklanması, yorumlanması; internet kültürüyle bağlantılı olarak yorumlanabilir. Gençler içinde bulundukları topluma yabancılaşmakta ve uzaklaşmaktadır.

Günümüzde üzerinde fazlaca yorum yapılan bir kavramdır ‘toplumsal hafıza’.Hafıza kelimesi üzerinde depolama ve saklama işlevini taşıyor. Hafıza aktiftir, hatırlama eylemi geçmişte olanı basitçe çağırarak geçmişi yeniden anlamlandırır. Sosyal anlamda belleği kaybetmek kimliği kaybetmek ile eşdeğer tutulmakta. Genel olarak hafıza bireysel bir eylem olarak ele alınmaktadır. Ancak bunun yanı sıra toplumsal hafıza diye adlandırılan bir olgu mevcuttur. Bireysel bellek gibi kalıcı ve sabit olmayan toplumsal hafıza, geçmişe bağlıdır ve geçmişten ayırmak söz konusu bile değildir. Birey olarak kendi hafızamızı güçlü tutmak ve korumakla sorumluyuz. Toplum olarak toplumsal hafızayı oluşturan kültürel mirası öğrenmek ve korumakla görevliyiz. Çünkü toplumun birlikteliği için ortak belleğe ait öğelerin hatırlanması ve kaybolmaması için çaba göstermek önemlidir. Toplumsal hafıza, kültürel bellek veya sosyal bellek, toplumu toplum yapan ve etkileyen birçok unsuru içinde barındıran hatırlama ve var olma alanıdır. Önceki kuşaktan aktarılan kolektif bilgi, sonraki nesil için kültürel kimliği yeniden yapılandırır. Böylece kültürel bellek geçmişi hatırlamanın yanı sıra kimliği sürdürme gibi işlevleri de üstlenir ve geçmişi yeniden yaratma gücüyle kimliğin bugüne doğru bir şekilde aktarılması işlevini yerine getirir. Kültürel hafızanın; kültürü muhafaza ederek aktarma ve sürekli yeniden inşa etme işlevi, kültürün dinamik yapısıyla ilgilidir. Bu dinamizm, geçmişi yeniyle kaynaştırır. Toplumsal bellek, hem bireysel hem de kolektif benliğin mayası niteliğindedir. Toplumsal hafıza genel olarak belli bir gruba ait bireylerin paylaştığı ortak değerlerin tümü olarak tanımlanabilir.  Kişisel hafıza ise kişinin özel hayatında yaşadığı olaylar ve deneyimlerinin tümü ya da kültürel kimliğini oluşturan ögelerin tamamı şeklinde tanımlanabilir. İnsanın da sosyal bir varlık olduğu ve hafızasının da bulunduğu sosyal çevrenin ve ulusal kimliğin etkisi ile şekillendiği düşünüldüğünde toplumsal ve kişisel hafıza kavramlarının birbiriyle iç içe geçtiği ve birbirlerinden ayrı düşünülmesinin mümkün olmadığı söylenebilir. Kimliğin oluşumunda hafızanın etkisi büyüktür. Hafıza ile örtüşmeyen kimlik, kökleri olmayan kurumaya mahkûm bir ağaç gibidir. Bu gerçeklik toplumsal hafızanın güçlü ve güvenilir olmasıyla bağlantılıdır.

Toplumsal kimliğin oluşmasında, milli duygular, ritüeller, törenler önemli bir rol oynamaktadır.  Ebeveynler çocuklarını yetiştirirken kendilerinden önce yaşayan atalarının kendilerine aktardıkları kültürel kodlarla ve kalıplarla hareket etmektedirler. Ait oldukları toplumun devamı ve uzantısı olarak kimliklerini yaşatma çabası içindedirler. Özellikle hızla yaşanan küreselleşme, bilgi teknolojilerinin yaygın kullanımı, modern kent yaşamı, kısaca modern yaşamın sonucunda daha genç olanlar hızın da etkisiyle bağlarına ve geldikleri toplumun hafızasına sahip çıkamamaktadırlar. Dünya üzerinde insanlar hızlı akan zamanın içinde teknolojinin de etkisiyle kaybolmaktadırlar. İnsana ait her türlü duygu ve düşüncenin mekanikleşerek kaybolduğu bu düzen içerisinde, kültürel ve toplumsal hafızanın canlı tutulması zorlaşmıştır.

Araştırmaların sonucu gösteriyor ki, insan denen varlık ölüm gerçekliğini kabullenmekte ancak buna rağmen unutma ve unutulma endişesini taşımaktadır.  Bu endişenin etkisi ile zamana iz bırakarak unutulmamaya çalışmaktadır. Hızla geçen zamana direnmek, kimliğini korumak, köklerini yaşatmak ve yaşadığı ana kendinden iz bırakmak insanoğlunun en önemli çabalarından biridir. İnsanın zamana bırakılabileceği en değerli iz, yaşam içerisinde oluşturduğu hafızanın ve değerlerin gelecek kuşaklara aktarılması ve sürdürülebilirliğinin sağlanmasıdır.

Toplumsal hafızayı aktarmada başarılı bir örnek olarak, Anadolu topraklarında yaşayan Çerkezler gösterilebilir. Çerkezlerin ‘zehes’ adını verdikleri geleneksel toplantılarda aslında, toplumlarına ait hafızalarını canlı tutmakta ve bu toplantılar aracılığıyla toplumsal hafızalarını genç nesille aktarmaktadırlar. Sosyalleşmek insan için önemli bir olgudur. Genç kuşağın eğitiminde aile içi eğitiminin yanı sıra gelenek ve görenekler çerçevesinde şekillenen toplumsal eğitimin de payı büyüktür. Toplumsal eğitimin bir parçası olan bu toplantılar bu yönüyle Çerkezler için toplumsal belleğin aktarılmasında güçlü bir araç, önemli bir ritüeldir. Toplumsal hafıza ait olma ve aidiyet bilincinin oluşmasını sağlar. Ait olma duygusunun oluşturmanın yanı sıra ortak tarih ile ortak kültürel değerlerin kuşaktan kuşağa aktarılmasını sağlar. Günümüzde Anadolu’da hala geleneklerini sıkı yaşatan topluluklara örnek teşkil eden Çerkezler bu özellikleri ile toplumsal hafızalarına ve kolektif kültürlerine sahip çıkan topluluklara örnek olarak ön plana çıkmaktadırlar.

Geçmişten günümüze zengin bir kültürel birikime sahip ülkemizde kültürel mirasın tanınırlığı, korunması büyük önem arz etmektedir. Bireysel yaşanmışlıklarımız bizim geleceğimizi aydınlatırken, günümüze ulaşabilen bu küçücük yapı taşları toplumsal geçmişimize ışık tutmaktadır. Bireysel ve toplumsal hafızanın ilişki içinde olduğu gerçeğinden yola çıkarak birey için hafızanın, toplum için kültürel mirasın korunması gerekmektedir. Ve sonuçta ailelere önemli görevler düşmektedir.

 

En son ne zaman çocuğunuzla size ve aile büyüklerinize ait olan anılarınızı paylaştınız?

En son ne zaman çocuklarınızla doğduğunuz topraklara, köyünüze, şehrinize seyahat ettiniz?

En son ne zaman aile ve atalarınıza ait eşyalar, belgeleri sandıktan ve bavullardan çıkarıp çocuğunuzla bunun üzerine sohbetler ettiniz?

Ailenize ait hikâyeleri gün yüzüne çıkarıp, çocuklarınızla paylaşmayı denediniz mi?

Aile büyükleri ve kan bağınız olan akrabalarla bir araya gelip çoluk çocuk eski günler ve gelenekler, görenekler ile ilgili ritüeller yapma fırsatı yarattınız mı?

İçinde yetiştiği topluma yabancı ve yaşadığı toplumun ritüellerine ve toplum belleğine uzak gençlerin yetişmemesi için ailelere çok fazla görev düşmektedir. Yaşadığınız toplumda bazı şeyleri eleştirirken öncelikle en küçük birim olarak kendinize dönüp “Biz neredeyiz? ne yapıyoruz? Hangi enerjideyiz?” sorularını irdelemek gerekir. Gençleri, aidiyet duygusunu ve köklerini hissettirecek şekilde yetiştirmek anne babaların asli görevlerinden biridir. Unutmamak gerekir ki kökleri sağlamlaştırmak ve kökün etrafındaki toprağı havalandırmak yetişmekte olan bir fidana yapılacak en büyük destektir.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 3
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 835
Kayıt tarihi
: 24.10.19
 
 

AKADEMİSYEN-İLETİŞİMCİ- SOMUT OLMAYAN KÜLTÜREL MİRAS TAŞIYICISI- İLETİŞİM PSİKOLOJİSİ-RETORİK-GÖR..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster