Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

09 Şubat '07

 
Kategori
Türkiye Ekonomisi
Okunma Sayısı
649
 

Toplumsal hastalıklarımız (2)

Bizlerden yıllar öncesinde yaşayan atalarımızın çok güzel sözleri mevcuttur.

”Atasözlerimiz” bunlardan bir kaçını hatırlamak ister misiniz?

“Ayağını yorganına göre uzat”

“Ak akçe kara gün içindir”

“Hazıra dağlar dayanmaz”

“Sakla samanı gelir zamanı”

”Azıcık aşım, kaygısız başım”

“Akılsız başın cezasını ayaklar çeker”

Yukarıda sıraladığım atasözleri daha çok ekonomik tavır ve davranışlarımızla ilgili geçmişte atalarımızın söylediği ve insanlarımızın da ders alması gereken sözlerdir.

Günümüzde bu atasözlerine muhatap olacak o kadar çok insanımız var ki inanın saymakla bitmez, Toplumsal hastalık derecesine erişmiş bir sorunu ele almak ve irdelemek ve sizlerle paylaşmak istiyorum.

Silah icat olduğun da mertlik bozulmuştu, Kredi kartı icat oldu; Toplumun değer yargılarının dokusu bozuldu.

Ayağımızı yorganımıza göre uzatamaz olduk, Hani Avrupalı olduk ya, nakitsiz alış veriş bir anda başımızı döndürdü. Hesabımızı bilmeyi unuttuk. Tasarruf bilincimiz kayboldu. Ak akçe kara gün içindir sözü hatırlanmaz oldu, Üretmeden tükettiğimiz için hazıra dağlarda dayanmadı ve elde avuçta ne varsa sattık yedik veya yemeye çalıştık. Elde samanda kalmadı ki saklayalım da zamanı gelirse bir işimize yarar diye düşünecek vaktimiz bile olmadı. Kendimizi tüketim çılgınlığına kaptırdık bir kere, karşılığı olmayan paramızı (sanal paramızı) şuursuzca harcıyorduk. Hiç kimse (istisnalar hariç) Azıcık aşım kaygısız başım demiyordu. Akılsız başımızın cezasını ayaklarımıza çektiriyorduk.

24 Ocak 1980 Ekonomik kararlar sonucu topluma Üretim değerleri yerine tüketim değerleri enjekte edilerek bu günlere gelmedik mi? Yukarıdaki sözlerin gerçek sahipleri atalarımız mezarlarından kalksalar ülke topraklarının satıldığını görseler kim bilir ne derler tahmin bile edemeyiz.

İş yerlerimizden alınan personel listesine göre çıkarılarak adrese gönderilen, çarşıda banka önlerinde elimiz tutuşturulan kredi kartlarımız, Tek taraflı anlaşma maddeleri olan tamamıda banka lehinde yazılı sözleşmeleri imzalayarak aldığımız kredi kartlarımız, ne çok sevmiştik sevinmiştik, gösterim sahibi yapmıştı bizi imajımız değişmişti. Kullanmayan veya olmayan yakınlarımıza, arkadaşlarımıza nede güzel hava basıyorduk gelecek günlerden habersiz. İlk zamanlar çok sevmiştik hiç kimseye eyvallahımız yoktu, istediğimiz zaman istediğimiz yerde kullanıyorduk, mal-hizmet alımların da, nakit para çekmede kullanıyorduk. Nakitsiz kaldığımızda kimden isteyecektik herkes parasını dolara- marka (Euro) çevirmiyor muydu, birde yüzümüze karşı yeminler ederek paramız yoktur istersen dolar mark(Euro) verelim demedik mi en yakınlarımıza dostlarımıza.

24 Ocak 1980 Ekonomik kararların ve 12 Eylül1980 Askeri darbenin sonucu toplumumuz hem ekonomik hemde siyasal-sosyal bir sıkıştırma, sindirilme kıskacı altında adeta ezilmekteydi. IMF ve Dünya bankasının yoksullaştırma politikalarına ne yazık ki bizleri yöneten ulusal yöneticilerimiz ayak uydurmak ve hatta onların dayattığı politikaları kurtuluş reçetesi olarak topluma sunarak yönetim gösteriyorlardı. Türkiye tarımıyla, sanayisiyle, ticaretiyle, üretimiyle giderek yoksullaşmaktaydı, bunun sonucu olarak halkın alım gücü de zayıflamakta idi. Alım gücü zayıflayan halk geçim sıkıntısı çekmeye, ekonomik krizlerle birlikte işini, aşını kaybetmekle yüz yüze kalmıştı.

Yiyecek ekmeğini zorlukla temin eden bu halk bir de kredi kartı cenderesi ile karşı karşıya kalmıştı. Kredi kartı faizleri insafsız boyutlarda seyrediyor, ödemelerde zorlanan insanlarımız işini, aşını kaybettiği gibi eşlerini de kaybetmeye başladılar. Maaşlarına haciz konulan, iş yerlerine ve evlerine icra memuru gönderilen halkın aile yapısı, sosyal dengesi bozulmuştu. Bire üçyüz-dörtyüz gibi yüksek faiz alan bankalar, kart sahiplerinin talebi olmadan limit artışı yaparak, kartlardan yıllık kart ücreti alarak etik olmayan davranışlar sergileyerek, haksız kazanç elde etmiyorlar mı?

Tüm bu yaşananların karşısında duyarsız kalan sorumlu kişi ve kurumları, sosyal sorumluluğa, toplumsal duyarlılığa, hukuka, insan haklarına saygılı olmaya, güçlüye güçsüzü ezdirmemeye, kendi iç dinamiklerimizi harekete geçirmeye, topluma tüketim değerleri yerine üretim değerlerini hâkim kılmaya, barışa, sevgiye, hoşgörüye ve onurla yaşanabilecek bir ülke yaratmaya ve tolumu da bilinçsiz davranma hastalığından kurtarmaya davet ediyorum.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Kredi kartlarıyla ilgili endişeleriniz kısmen de olsa bende katılıyorum. Haklısınız, bankaların keyfi davranışlarına hukuk devletinin müsamaha etmemsi gerekir. Diğer taraftan yazınızdaki genel havadan sanki 24 ocak kararlarına kadar her şey yolundaymış da ondan sonra işler bozulmuş gibi bir hava sezinliyorum. Bence bu konuyu bir daha düşünmekte fayda var. Ben en azından 24 Ocak 1980 kararlarından çok daha önce, 70 li yılların sonunda T.C. Merkez Bankasının çeklerinin karşılıksız çıktığını ve itibarımızın sıfıra indiğini biliyorum. O yıllarda çay, şeker, margarin alabilmek için günlerce bakkal kapılarını gözler ve 5 litre benzin alabilmek için gece yarılarına kadar benzinci kuyruklarında beklerdik. Siz galiba o günleri yaşamadınız. 12 Eylül tabii ki Cumhuriyet tarihimizin üzücü gerçeklerinden birisidir ama orduyu sorumlu tutmak da hiç doğru bir yaklaşım değil. Asıl ülkeyi 12 Eylül öncesine getirenlerin sorumlulukları sorgulanmalıdır.

Matilla 
 09.02.2007 12:52
Cevap :
Sevgili Matilla;Yazıda, Atasözlerinden dersler çıkarmak, kaybolan ürtim değerlerinin tekrar topluma hatırlatmak, tasarruf bilincinin oluşumuna katkıda bulunmak temel amaçtır. Sizin belirttiğiniz 70'li yıllarda yaşananlar,toplumda gelişen muhalefeti önlemek, toplumu sindirmek, muhalefetsiz bir toplum yaratmak için emperyal güçlerin, öncesinde 24 ocak ekonomik kararlar ve ardında 12 eylül 80'de askeri darbeyi haklı kılmak değilmiydi.Amerikalı bir yetkilinin o günlerle ilgili daha sonradan "bizim çocuklar başardı" açıklamasını yapması, 24 ocak ekonomik kararlarında 12 eylül askeri darbeninde dış güçler tarafından organize edildiğinin bir göstergesi değilmidir?Ayrıca yazıda, 24 ocak 1980 ve 12 eylül 1980 olayları bir tesbittir. Orduya saldırı olarak algılnmaması gerekir. Aynı ordumuz aynı hataları yaparsa elbette yine eleştiririz.Sorumlularıda bu güne kadar sorgulanmadığı-yargılanmadığı içinde "demokrasimiz" gelişmemektedir.Yorumunuz için teşşekkür ederim. Saygılarımla.  20.02.2007 11:27
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 22
Toplam yorum
: 58
Toplam mesaj
: 32
Ort. okunma sayısı
: 1960
Kayıt tarihi
: 02.10.06
 
 

1957 Kars doğumluyum, Anadolu Üni. İşletme Fak. işletme bölümü mezunuyum. Kitap okumak, halk müziği ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster