Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

03 Haziran '08

 
Kategori
Sosyoloji
Okunma Sayısı
5004
 

Toplumsal şiddet

Toplumsal şiddet
 

Son yıllarda çok sık olarak toplumsal şiddetin arttığı vurgulanmaktadır. Özellikle aynı tip bir iki olay üst üste medyada yer alınca bu çığırtkanlık artıyor. Okullarda da şiddet artıyor. Öğretmenini bıçaklayan öğrenciler haberlerde, yine okullarda olan kavgalar haberlere yansıyor. Bu kadar olumsuzluk olması insanları olumsuz yönde etkiliyor haliyle.

İnsanlar bu şiddet haberlerini izlerken yürekleri hop hop ediyor, çocukları ve aileleri için korkuyorlar, korktukça daha tedbirli davranmaya, daha korkarak çocuklarına izin vermeye başlıyorlar. Toplumun artık güvenilmez olduğunu, hiç kimseye güvenilmemesi gerektiğini düşünüyor ve çocuklarına da bu telkinlerde bulunuyorlar. Çocuklarda bu yaşlardan itibaren insanların güvenilmez olduklarını öğreniyorlar. İlerde çevrelerine ne kadar güvenecekleri çok büyük bir soru işareti olarak karşımıza çıkıyor. “Ne var ki bunda? Güvenmesin zaten kimseye” demek çözmüyor maalesef işi.

Toplum bilimciler, bir toplumda kaos oluşturmak istiyorsanız önkoşul olarak o toplumda panik ve korkunun hakim olması gerekir derler. Bütün faaliyetler panik ve korku oluşturmak içindir. İnsanları korkutacak olaylar ön plana çıkartılır, gündem oluşturulur, sonumuz ne olacak türünde düşüncelerin insanların kafasında oluşması sağlanır.

Tıpkı psikolojideki “Kendini Doğrulayan Kehanet” yaklaşımında olduğu gibi bir süre sonra da bütün korkulan durumlar ortaya çıkar. Psikolojide olumsuz sonra yapılması gereken durumun kişiye olan etkilerini azaltmaya çalışmaktır. Bu durum bir cinsel istismar durumundan sonra da böyledir. Bir yetişkin tarafından tacizde bulunulan bir çocuğa yetişkinlerin güvenilmez insanlar oldukları telkinlerinde bulunulmaz. Çünkü birey hayatı boyunca yetişkinlerle iletişim kurmak zorundadır.

Toplum hayatında da toplumun kötü ve güvenilmez olduğu düşüncesi bizi kaosa götürür. Bütün bunları söylerken amacım ne olursa olsun hiç birşey yapılmasın, olayların üstü kapatılsın demek değil tabii ki.

Öncelikli olarak olayların analiz edilmesi çok önemli. Toplumu oluşturan unsurlar ve özellikleri masaya yatırılmalı. Ne olursa olsun şu gerçek yadsınamaz ki aile bir toplumun en önemli yapı taşıdır. Orada olan bozukluklar topluma yansıyarak karşımıza çıkıyor. Eğitim kurumları aile kadar önemli ve üzerinde durulması gereken kurumlar.

Toplumsal şiddet artıyor mu? Bu ancak çok detaylı araştırmalar yapılarak anlaşılır. Bu veri ne işimize yarar? Aslında çok işimize yaramaz. Daha çok toplumdaki şiddet olayları daha çok hangi sebeplere bağlı olarak ortaya çıkıyor sorusu araştırılmalı.

Aileden az önce bahsetmiştim. Bakıyoruz ki aile içi olaylar insanları daha da olumsuz yönde etkiliyor. Özellikle de son zamanlarda artan annelerini öldüren çocuklar, yaşadığı sorunları atlatamayan ve aile faciası oluşturan ebeveynler dikkat çekiyor. Ne oluyor ailelerimize? Bir insanın başka birisini öldürmesi düşünülebilirken, bir çocuğun annesini öldürmesi insanın akıl sınırlarını zorluyor.

Aile içerisinde olumsuzluklar daha önce yok muydu? Aile içi şiddet, ensest ilişki, duygusal yalıtılmışlık hepsi vardı. Ama bugün insanların bilişleri çok daha farklı ve geniş, maruz kaldıkları uyaranlar kat ve kat fazla. Bu neyi doğurur? İnsanlar artık sorunları hakkında alternatif çözüm yollarını geliştirebiliyorlar.

Aile içerisinde sevgi ve bağlılık azalıyor. Aile kavramı artık insanların aklına çekirdek aileyi getiriyor. O da maalesef ki dejenere oluyor. 1-2 yıl önce bir reklam vardı. Reklamda üniversitede okuduğu belli olan bir genç kızımız tatile annesinin ve babasının yanına geliyor. Kapıda anne-baba hasretle bekledikleri kızlarını kucaklıyorlar. Ancak kız geldiğine çok mutsuz. Yüzünden düşen bin parça. Annesini ona bir yandan şişlerle kazak dokumakta, baba ona eski resimleri göstermekte ancak kızımız ayılıp bayılmakta. Annesinin ve babasının yanında hapiste gibi. Ne zaman ki kendisini banyoya atıyor dişlerini fırçalıyor ve ne zamanki erkek arkadaşı ziyaretine geliyor, işte o zaman yüzü gülüyor. Aileyi dejenere etmek için bağıra bağıra iş yapılmaz. İnsanların bilinç altına işlenir. Bunun en iyi yollarından biri de reklamlar, diziler, filmler ve televizyon programlarıdır.

İnsanların öğrenme metodlarından biri olan modelleyerek öğrenmeyi atlamamak gerek. Yaşanılan bir problem durumu ile ilgili başka bir insanın çözüm yolunu modelleyerek o kişi de sonuca gidiyor. Örnekleyecek olursak; televizyonda bir filmde arkadaşları tarafından alay edilen bir ergen arkadaşlarına hiçte hoş olmayacak sürprizler hazırlıyor. Aynı durumla baş başa olan başka bir ergende aynı yolu tutuyor. İşte, daha önce tanık olmadığımız veya çok nadir tanık olduğumuz toplumsal şiddet olaylara bu nedenlerden dolayı artık sık tanık oluyoruz.

Şu da asla yadsınmamalı ki bugün artık basın yayın organları inanılmaz yaygınlaştı. Artık bütün olaylar kayıt altına alınabiliyor. Örneğin; 15 sene evvel anne-babasını sokağa atmış bir evlat gözden kaçabilecekken, bugün Türkiye’nin hangi vilayetinde olursa olsun bu tip bir durum haber olabiliyor. Yine, önceden bakım evlerinde olan şiddet kayıt alına alınamazken, artık deşifre edilebiliyor. Bu nedenle olaylar çoğalmış gibi bir durum ortaya çıkıyor.

Eğitim sistemi olarak çocuklarımızı sınav odaklı ve bilgi odaklı olarak yetiştirmek sorunu körüklüyor. 1-2 ay önce yaşanan, profesör olan annesini öldüren üniversite öğrencisi ne demek istediğimi anlatıyordur.

Çözüm önerileri önermeden bitirilmemesi gereken bir konu. Çok şey söyleyip hiç birşey söyleyememek en kötüsü. Öncelikli olarak aile kavramı üzerinde durulmalı, aile eğitimlerine öncelik verilmeli. Aile danışmanlığı yaygınlaştırılmalı. Ailelerin ruh sağlığı yerinde olan bireyler tarafından kurulması çok önemli. Çocuk sahibi olmak için ise kesinlikle ruh sağlığı şart olmalı. Gerekiyorsa kısırlaştırma olmalı. Eğer çocuk sahibiyken ruh sağlığını yitiriyorsa ve çocuğa sürekli fiziki şiddet uygulanıyorsa devlet çocuğa el koymalı.

Eğitim sistemi, bireylere manevi değerleri de kazandırmalı. Toplumsal değerleri ön planda tutmalı.

Basın yayın organları şiddet olaylarını haber ederken dikkatli olmalı, detay verilmemeli. Özendirici olunmamalı, failler kahramanlaştırılmamalı. Dizilerdeki karakterler, hitap ettiği yaş grubuna olumsuz model teşkil etmemelidir. Hatta dizi ve dizideki karekterler hakkında bilgilendirici bir fragman hazırlanabilir.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

Bu blog Editör'den Öneriler alanında yayınlanmıştır

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 59
Toplam yorum
: 80
Toplam mesaj
: 21
Ort. okunma sayısı
: 2059
Kayıt tarihi
: 07.11.07
 
 

Psikolojik Danışmanım, iki tane dünya tatlısı çocuğum var. Fanatik Beşiktaşlıyım... Psikolojiye d..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster