Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

18 Ekim '06

 
Kategori
Sosyoloji
Okunma Sayısı
244
 

Toplumsal şizofreniye doğru...

Toplumsal şizofreniye doğru...
 

Önce itiraf: Frenli bir şizofrenim ben! Tıpkı Dostoyevskinin sarası gibi Şizofreni de gizemini beyninin henüz kullanamadığı bölgelerinden alan ama bu en büyük derin dalgayı güncel yaşama geçiremediği için; bu dalganın önünde kendisini bile bir engel olarak gören insanın dramıdır.

Şizofreni GÜNÜMÜZ DÜŞÜNEN İNSANI İÇİN neredeyse çaresiz aklın bir simgesi gibi. Üstelik ülkemiz bu tür bir şizofreni için neredeyse bir uygulama alanı. Bizlerin kişiliği zaten çifte standartlarla dengelemeye çalıştığımız yaşam dinamiklerimizin sonucunda ikiye bölünmüş durumda.

Bir yandan Beethoven dinlerken bir yandan (özellikle uzak ülkelerde) bir arabesk nağmenin pelte gibi akışkan ilkelliğine kapılıp gitmek çağdaş bir şizofreni belirtisi değil midir?

Evet, belki bu şizofreni; bu kadar çelişkilerle dolu bir ülkede bu çelişkileri aynı beyin kazanında kaynatıp ucube düşünceler üretmekten koruyor bizi. Hiç olmazssa alıp başını ters yönlerde giden düşüncelerin ve onların sahiplerinin özellikle ekranlarda nasıl da fikir saygısı adı altında sarmaş dolaş olmalarını onların beyinlerinin karanlık bir yumruk gibi kafataslarında sabitlenmesiyle açıklamak mümkündür.

Aslında beyin çok minimal boyutlarda şizofrendir zaten. Karlı bir havada güneşi hayal eden beyin bu iki olguyu birden yaşar. Sosyal anlamda ise böylesine geri kalmış bir ülkede, kendi beyninin dünya ölçeğinde olduğunu gören birisi, elindeki tüm imkanlarla isyan edecektir.

Tüm sanat yapıtlarının özünde de bu vardır. Bedenin sağlıklı kalması için beynin uzlaşması gerekliliği. Beyin bunu üreterek yapar. Üretecek bir şeyi olmayan insanlarda ise gizli depresyonlar, anksiyete halleri bu pasif şizofreninin bir belirtisi değil midir?

Ama hiç mi hiç şizofren olmayıp, yeşil çayır mutluluğu, trene bakmak dikkatiyle yaşamlarını sürdüren ve ne yazık ki bu ülkede şöhret olup, özellikle gençler için bir idol haline gelen nice insan vardır. Dizilere bakın; hayatın gerçekleri ucuz yazarların elinde nasıl da her kalıba bir anda giriveren hamurlar oluveriyor. Bir parçalanmışlık duygusu klinik tedavileri gerektirirken birden iyi oluveriyor, dizginlerinden kopan hayat yine reyting ölçüleri istikametinde parça-lanacakken inanılmaz bir bütünlüğe kavuşup "happy end"ler yaşanabiliyor.

Şizofren olmaya müsait olmayan beyinciklere bu tür yanlış kavram şırıngaları enjekte edilerek; sahte bir şizofreniye, bir tür dikkat ve mantığın DA ZEDELENEREK bir parçalanmaya uğratılması; o insanı tüm sosyal hayatın gerçeklerinden de kopararak kendi bireyselliği içinde bazen ALİYE'cilik bazen Gülşen'cilik oynama boyutuna getiriveriyor.

Ve şizofren donanımına sahip olmayan bu beyincik sahipleri kendilerini ATLARI DA VURURLAR filminin kahramanları olarak ekranlardaki o zavallı yarışmalarına atıveriyorlar.

Raşitik kızcağızlar "dansöz", kültür fakiri kızcağızlar "lady" filan olmak uğruna terler döküp şizofren donanımı olmayan beyinlerini sonuçlardan sonra tamamen kaderciliğin eline teslim edip, garip bir biçimde kendi parçalanmışlıkları içinde bütünleşip, nüfus yaratıyorlar.

Sonuç: Toplumsal şizofreni! BU EN TEHLİKELİSİ!!!

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

son dönemlerde okuduğum en doyurucu en etkileyci yazıalrdan birisi bu inanın. insan düşüncelerini harekete geçiriyor. teşekkürler

sedatix 
 13.12.2006 14:25
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 94
Toplam yorum
: 65
Toplam mesaj
: 6
Ort. okunma sayısı
: 597
Kayıt tarihi
: 04.10.06
 
 

1950'lerden sonra doğan her dünya insanı gibi, ardında pek çok takıntıyla gelen geçmiş zamanı, bilim..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster