Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

02 Temmuz '17

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
44
 

Toplumun Geliştirilmesi Adına Yapılması Gerekenlere Dair….

Toplumun Geliştirilmesi Adına Yapılması Gerekenlere Dair….
 

Günümüzde var olan toplumlar örgütlü toplumlar olarak anılırlar. Bu durum kalabalıklar içinde yalnızlaşan bireyler için de bir çıkış yolu gibi görülür. Siyasal partiler, dernekler, sendikal faaliyetler ve diğer sosyal gruplar genelde örgütlü toplumun göstergeleri olarak kabul edilir. Hangi tür grup olursa olsun o grubu sadece sınırlı bir çerçevede kalacak, kalması gereken oluşumlar olarak görmek, böyle bir beklenti içinde olmak doğru bir yaklaşım olmayacaktır. Sosyal bir varlık olan insanın hayatını etkileyen her türlü faaliyetin insanla birlikte oluşan yapılarda yer alması doğaldır.

Siyasal faaliyetleri de bu çerçevede saymak gerekir. Örgütlü yapılar bir araya getirdiği insanların ekonomik, sosyal, siyasal her türlü anlayışlarının, tutumlarının, davranışlarının rengini yansıtabilir, yansıtmalıdır.

Sonuçta bir araya gelen insanlar hayatın doğal akışı içinde hemen her konuda etkileşimde bulunabilir.

Bu etkileşim grup içi bir etkileşimdir. Her tür örgütlü faaliyetin oluşturduğu grupların iç etkileşimleri benzer anlayış/tutuma sahip kişiler arasında yaşanır.

Her grup etkileşiminde grubu oluşturan bireylerin kişisel öncelikleri grubun yapısını etkiler. Bir araya gelerek gruplaşan insanlar kendi kişisel özelliklerine göre varlıklarını grup içinde ifade etmeye, sürdürmeye çalışır.

Aslında oluşan grupları grup içindeki kişilerin bireysel özelliklerinden bağımsız olarak ele almak doğru olmaz. Bu durumda grupların analizleri bireysel insanların, kişiliklerin analizinden başlar demek yanlış olmayacaktır.

Bireysel olarak insanı ele almak ise sosyal kurumlardan bambaşka bir durumla karşı karşıya gelmemize neden olur. Birey tek başına güçsüz, sınırlı ve pasiftir.

Bireysel özellikler toplumdaki insan sayısı kadar çok ve çeşitli olmakla birlikte ortalama kişilik özelliklerinin genel karakteristiklerinden söz edilebilir.

Bu genelleme istisnai özelliklerin göz ardı edilmesine neden olmakla birlikte genel çerçeveyi anlamayı da kolaylaştırabilir.

Ortalama insanın genel karakteristik özellikleri bireyden bağımsız olarak var olur. Bireyden bağımsız olarak var olan genel karakteristik özellikler sosyal kurumların bir ürünü olarak var olurlar. Ortaya çıkarlar, oluşurlar.

Bireyden bağımsız ama bireyi etkileyen en temel sosyal kurum ailedir. Aile ise toplumun çekirdeğini oluşturur. Bu çekirdeği içine alan en genel sosyal kurum ise devlettir.

Bireyden aileye, aileden topluma ve toplumdan devlete kadar uzanan dizideki var olan etkileşim çok karmaşık bir sistemi oluşturur.

Devletler siyasal yapılardır. Devletin karşısında bireyin bir güç dengesi oluşturabilmesi mümkün değildir.

Birey, aile, toplum ve devlet tümüyle toplumsal kültürü oluşturur. Bu oluşum siyasal, sosyal, ekonomik, dini birçok alt kültürel öğenin bir araya gelmesinin sonucudur. Tüm alt kültürel öğeler birbiri ile etkileşim halindedir. Bu etkileşim kısa sürede olup bitmez. Sadece kendi içinde oluşan bir etkileşim de değildir. Tarihi bir süreçte iç ve dış birçok faktörün dahil olduğu etkileşimde ortaya çıkan, yaşanan olay ve olgular etkileşimin çerçevesini, yönünü belirler, etkiler.

Devlet siyasal bir yapı olmakla birlikte soyut bir varlıktır. Yönetim kavramı ile somutlaşır. Dolayısıyla devlete dair bir şeyler söylemek yönetime dair bir şeyler söylemek demektir.

Ülkemizde yönetim yapısı tarihi geçmişi içinde köklü bir yapıdadır diyenler olduğu gibi daha henüz yeni, genç bir yapı olarak da görenler, ele alanlar vardır. Yüzyıllar boyu gelen yönetim kültüründen söz edilir. Yüz yıllık süreçler devletler ve toplumlar açısından kısa gibi görülürse elbette ülkemizin yönetim yapısı yeni olarak değerlendirilebilir. Öte yandan toplumumuz açısından yaklaşık iki üç bin yıllık bir geçmişten söz edenler dikkate alındığında geçmişe dayanan bir yönetim kültüründen söz edilebilir. Buna rağmen tek tip, geleneksel bir yönetim kültürüne dayalı bir yapının var olduğu söylenemez.

Bu konuda söz söyleyenler genelde Türklerin binlerce yılı aşan bir yönetim kültürünün varlığından söz etmekle birlikte sürece yakından bakıldığında yönetim kültürüne dair değişmeyen bir genel çerçeveden ziyade siyasal, sosyal, kültürel, coğrafi etkileşimlerin sonucu sürekli bir değişimin var olduğu görülür.

Orta Asya kültürü çok belirsizdir. İslamiyet öncesi ve İslamiyet sonrası var olan kültür sürekli hareketlilikle birlikte istikrarlı bir yapıyı oluşturamamıştır.

İslamiyet sonrası Selçuklu ve Osmanlı tecrübeleri salt kendi iç dinamiklerimizle ortaya çıkmış değildir. Gelinen son noktada Cumhuriyet tecrübesi de kendi iç dinamiklerimizin oluşturduğu bir yapı değildir. Sürekli hareket halinde ve her aşamada farklı siyasal, sosyal ve kültürel çevrelerle etkileşimde bulunarak bugüne gelen toplumumuz herkesten bir şekilde bir şeyler almış ve herkese bir şeyler vermiş olarak günümüzdeki durumuna ulaşmıştır. Bu sürece genel olarak bakıldığında istikrarlı bir yapıdan çok sürekli değişen bir yapının varlığı ile karşı karşıya kalındığı görülecektir.

Binlerce yıldır yaşananlar kültürel genlerimizi sürekli değiştirmiştir. Bu sürekli değişim istikrarlı bir yapı kurmayı da engellemiştir. Sürekli değişim tıpkı bireysel çeşitlilikteki gibi toplumsal, kültürel çeşitliliği, toplumsal, kültürel özelliklerde de çeşitliliği getirmiştir.

Ortalama insanın genel niteliklerini ele alır gibi toplumsal/kültürel özelliklere dair de ortalama bir belirleme yapılabilir.

Toplumsal ve kültürel özelliklerimize dair ortalama tespitler yapılacak olursa; yaşadığımız toplumda otoriteye bağlılık önemli bir özelliktir. Kişisel inisiyatif kullanma çok fazla hoş görülmez, kabul görmez. Grup içi dayanışma oldukça önemlidir. Çatışmaların çözümünde içgüdüsel davranışlar ön plandadır. Zihinsel faaliyetler fazla yer almaz, sözlü kültür yazılı kültüre göre çok daha fazla gelişmiştir, uzun vadeli düşünülmez.

Bu genel toplumsal/kültürel özellikler başta yönetim sistemi olmak üzere yukarıdan aşağıya hemen tüm sosyal-kurumsal yapıları ve onunla bağlı olarak formal ve informal sosyal-kurumsal yapıları şekillendirir. Bireyin bu süreçte bir denge unsuru olarak işleyişe etki edebilmesi imkansız denecek düzeydedir.

Ortalama tespit olarak nitelenen özelliklere yakından bakılırsa toplumsal resim daha net olarak ortaya çıkacaktır.

Otoriteye bağlılık özelliği devleti kutsamayı, merkeziyetçi bir devlet yapılanmasını, buna bağlı olarak emir-komuta zincirinin güçlü bir şekilde oluşmasını, güçlü bir bürokratik yapıyı, itiraz etmeden itaat etmeyi, bireyden çok toplumu öncelemeyi ve sonuçta da bireyin silikleşmesini getirmiştir. Bütün bunlar tek adam yönetimine dayalı bir yönetim kültürünü oluşturmuştur denebilir.

Kişisel inisiyatif kullanımının hoş görülmemesi, kabul görmemesi yönüyle bakıldığında ise tartışma, sorgulama, araştırmanın fitne olarak algılanması yaygın bir kanaat, algı konumundadır. Kişilerin etkisiz bir eleman durumuna indirgenmesini, insanların kişisel potansiyellerini en üst düzeye kadar çıkarma isteğinin yok edilmesini, itaat et, rahat et kültürünün gelişmesini, aktif olmak, katılmak yerine pasif olmak, talimat beklemek, durumu idare etmek, topluma, gruba tabi olmak anlayışını getirmiştir. Yeni şeyler yapmak, söylemek yerine eskiyi sürdürme, baştakinin söylediğini tekrar etme alışkanlıklarını geliştirmiştir.

Grup içi dayanışmaya önem verme özelliğine yakından bakılınca; akraba, dost, hemşeri, meslektaş, tanıdıkların hemen her alanda ve her zaman korunması, kayırılması, desteklenmesi alışkanlıklarını geliştirmiştir.

Çatışmaların çözümünde içgüdüsel davranma özelliğinde, kendini düşünme, menfaatlerini koruma, saldırganlığın doğal karşılanması, öfke, kin ve öç alma davranışlarının yaygın ve doğal karşılanması, hak ve hukuk kavramlarının yeterince gelişmemesi, aşırı acıma duygusunun da aynı anda var olması, çevreye duyarsızlaşma, başkalarını düşünmeme gibi alışkanlıkları getirmiştir.

Zihinsel faaliyetlerin yeterince gelişmemesi/yaygınlaşmaması, önem görmemesi bağlamında rasyonel davranışa, yazılı kültüre ve soyut düşünceye gereken önem verilmemesi, araştırma, bilgiyi aktarma araçlarının gelişmemesi, bilgiyi kişisel çabadan çok sözel, duyarak, dinleyerek, sorarak söylenenleri olduğu gibi kabul etme, taklit etme davranış ve alışkanlıklarını getirmiştir. Planlı ve uzun vadeli düşünme yerine anı ve günü yaşama alışkanlıklarını getirmiştir.

Bu nitelikler formal ve informal tüm sosyal-kurumsal yapıları şekillendirmektedir. Sosyal ve kurumsal yapılara bu nitelikler bağlamında bakıldığında sorunların kaynağı da daha doğru olarak görülebilir. Bu nitelikler işleyişi de büyük oranda etkiler.

Bunlar istenmeyen nitelikler olarak ele alınması gerekir. Toplumların geldikleri noktada en küçük bir bireyin dahi ihmal edilmemesi gerektiği ortaya çıkmaktadır.

Oysa sayılan niteliklere bakıldığında yaşadığımız toplumda tek bir bireyin ihmalinden öte toplumun tümüyle görmezden gelinmesi söz konusu olur hale gelmiştir. Toplumu oluşturan her bir bireyin en üst düzeyde aktif olması gerekirken etkisiz elemanlardan oluşmuş bir toplumun hızlı hareket edebilmesi mümkün değildir.

Bu niteliklerin değişmesi gerekir. Mevcut niteliklerin getirdiği alışkanlıklar ve yaşayış şekilleri hemen her değerin araç haline dönüşmesine neden olmuştur. Hukuk bir araçtır, eğitim bir araçtır, din bir araçtır, ekonomik, siyasal ve sosyal kurumların tümü bu yaşayış şeklinin devamını sağlayan araçlara dönüşmektedir. Sayılan değerler toplumsal hayatta asli olarak var olamaz hale gelmektedir.

Toplumda var olan olumsuz nitelik, alışkanlık ve davranışların olumluya dönüştürülmesi yönetimin bir görevi ve sorumluluğudur. Yönetim istenenlerin gelişmesi, geliştirilmesi, istenmeyenlerin yok edilmesine yönelik çalışmaları ve tedbirleri, düzenlemeleri yapması gerekir. Bu yapılırken bireysel/kişisel özel menfaatleri değil toplumun, haklının, iyinin, güzelin, yararlının menfaatlerini dikkate almak gerekir. Bu ise etkin işleyen bir yönetim yapısının kurulmasına bağlıdır. Toplumsal hayatı düzenleyen kuralların getirilmesi, bu kuralların ayrım gözetmeksizin herkese aynı şekilde uygulanması gerekir. Bu tür kurallar toplumu oluşturan bireyleri eğitir, alışkanlıklar kazanmasını sağlar.

Ali Hikmet Demir                                                                              ahdemir35@gmail.com

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 141
Toplam yorum
: 45
Toplam mesaj
: 24
Ort. okunma sayısı
: 1115
Kayıt tarihi
: 26.09.08
 
 

Öğretmen olarak başladığım meslek hayatıma yönetim ve denetim konusunda aldığım yeni eğitimler so..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster