Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 
 

Mukaddesçe konuşan satırlar

http://blog.milliyet.com.tr/blog.mukaddes

18 Ocak '18

 
Kategori
Kitap
Okunma Sayısı
73
 

Toprak Ana ve Yankıları

Toprak Ana ve Yankıları
 

Bir insanın acısı alıp götürdü mü anlam veremediğiniz o vahim, karmaşık dünyaya? Bir çocuğun gözlerine yansıyan çığlıkları görebildiniz mi uzaktan? Neyi paylaşamıyorum ki üç günlük dünyada diye içten içe sızlandınız mı hiç?

Öyle ya, acı dünyanın neresinde olursa olsun aynı derecede yakar kavurur, özneleri yer değiştirse bile. İster Yunan mitolojisinin yer aldığı Olympos dağlarının sisleri arasına gömülsün, isterse Kırgız halkının yaşamını alabora eden kedere bürünsün. Tarihin tozlu sayfaları açılırken egolar, aşklar ve acılar yansır gün yüzüne.  Kimi zaman bilge, kimi zaman düşünür kimi zaman da yazar sıfatıyla Olympos’un puslu yanlarına ışık tutar Homeros. Truva savaşında Aşil’in kahramanlıklarından bahsederken mitolojinin o esrarengiz yüzü aydınlanır bir nebze de olsa. Aşil ki dünyaya hükmetmiş en büyük savaşçılardan birisidir. Filmi izlediğimde, Tanrıça Thetis’in oğlunu Truva’ya gitmemek için ikna etmeye çalıştığı sahne aklımdan çıkmaz bir türlü. Aşil’e yalvarır adeta annesi:

“Larisa’da kalırsan huzur bulursun. Kendine güzel bir kadın bulursun. Oğulların ve kızların olur, onlarında çocukları olur. Ve seni severler. Öldüğün zaman seni hatırlarlar. Ama çocukların ve sonra da onların çocukları öldüğünde adın unutulur. Truva’ya gidersen şan senin olur. Zaferlerin hakkında binlerce yıl hikayeler yazarlar. Dünya adını hatırlar. Ama Truva’ya gidersen bir daha evine dönemeyeceksin. Çünkü şanın, ölümünle el ele yürüyor.”

Aşil’in cevabı aynıdır hal bu ki. O adını duyurmak için savaşmak ister. En büyük isteği budur, namını yürütmek, adından yıllar yılı söz ettirmektir yegane amacı. Annesini ret ederken de gerekçesi aynıdır. Filmin bir yerinde sitemkar bir şekilde vurgulanır, kadınların savaşa uzak yanları.

Nedenler herkes için farklıdır hal bu ki. Bir çocuğun masumane dünyasını yıkmaya hakkımız var mı? Ya onun sevdiklerini elinden almaya? Oysa savaşı o meydana sığdırırız da gerisi tahayyül sınırlarımızın ötesindedir. Cephe gerisindekilerin yaşama tutunma çabalarına ne demeli?

İşte, bu aşamada devreye girer Cengiz Aytmatov’un Toprak Ana’sı. Kırgız halkının bir elden bir yürekten direnmesi, yegane umutlarının hasat zamanına kalması yakınlaştırır yüreklerini. Tolganay ve Aliman birer semboldür, barışı dört gözle bekleyen diğer kadınlar arasında. Onlar toprak gibi büyür Kırgız Türklerinin barışa özlem duyan yüreklerinde. Neden savaştıklarına anlam veremezler de çözüm ararlar kendi dünyalarında;

“Bugün kendi kendime diyorum ki, eğer dünyadaki bütün insanlar, o gün bizim köyde olduğu gibi hep iyi şeyler düşünseydiler, çocuklarını, kardeşlerini, babalarını, eşlerini bizim kadar çok sevseydiler, belki savaş hiç başlamazdı.”

Onlar öyle benimsemişlerdir ki yaşam kaynakları toprağı, harman vaktini, ekinlerin biçilmesini, umutla yoğrulan hasat zamanını çaresizce sorarlar toprak analarına.

“Söyle bana Toprak Ana, gerçeği söyle: İnsanlar savaşmadan yaşayamazlar mı? 

- Çok güç bir soru sordun Tolgonay.”

O kadınlar için çaresizlik, savaşmaktan daha zordur. Cepheye gidenlerin işlerini yetiştirmeleri gerekir bir yandan, diğer yandan da art arda gelen ölüm haberleri yaşamlarını daha da zora sokar. Beklerler alabildiğine, beklerler ki dinsin acıları. Ta ki savaşın sonuçlarına katlanmayı öğrenene kadar. Yazgılarına bulanan kağıtların elem döşenen satırları esir alır hayal kırıklarına uzanan yarınlarını. Ve derler ki: 

“Bir savaşın haklısı, galibi olabilmek için, sonuna kadar savaşmak ve yenmekten başka çare olmadığını ben işte o zamanlar anladım. Ya savaşacak yenecektik, ya da ölecektik!”

Savaşın en acımasız yanıdır belki de çocukların umutsuzluk ve çaresizlikle vakitsizce tanışması. Acıyı ilmek ilmek işleyen anne yüreğinin yankıları, yakınlarını kaybetme korkusu bir çocuğun dünyasını nasılda yangın yerine çevirir anlaşılır şey değil doğrusıu. Yokluk, çaresizlik nasıl anlatılabilir, hangi haklı sebepler öne sürülebilir ki? Bir savaşın bariz kazananı var mı ki? Bir kadının anlamlı sözleri anlatır ancak kadınların savaşa ırak kalan yanlarını:

“Ben de aynı şeyi yapardım ana. İşin en korkunç yanı çocukların niçin aç kaldıklarını, niçin yiyecek bulamadıklarını anlayamaması. Yetişkinler hiç olmazsa açlığın sebebini biliyor ve bunun bir gün son bulacağını düşünerek avunuyorlar ama çocuklar bilmiyor ve anlamıyor.”

Neyin uğruna bu kadar insan ziyan olur ki? Duyguların harabeye döndüğü an, barışa özlem çölde serabı görmek gibidir.  Hasret büyüdükçe yüreklerdeki umut birikintileri kıpırdanır. Kimi zaman okyanusa karışır hayaller bazen de bir damla gibi içine çekilip yok olur öylece. Bir cümle ki umut birikintilerini talan eder, hasretle bekleyen yürekler o gün meçhul belirsizliğe teslim olur:

Barış! Savaş hele bir bitsin, her şey düzelecekti kendiliğinden. Ama umduğumuz gibi değilmiş gerçek.”

Savaşın görünmeyen yüzü Cengiz Aytmatov'un kaleminden, Tolganay ve Aliman'ın yüreğinden yansırken, bir yanı kurgu olsa da diğer yanı alabildiğine gerçek. Hakikatle yüzleşmek için Toprak Ana'nın dünyasına arada bir de olsa varılmalı. Belki bizim hikayemizi de tüm yalınlığı ve can kulağıyla dinleyecek toprak analar vardır hala. Kim bilir? 

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

Bu blog Editör'den Öneriler alanında yayınlanmaktadır

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 390
Toplam yorum
: 895
Toplam mesaj
: 3
Ort. okunma sayısı
: 451
Kayıt tarihi
: 31.01.13
 
 

İşletme Fakültesi mezunuyum. Kamu sektöründe çalışmakta iken malulen emekliye ayrıldım. Kitap oku..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster