Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

22 Ekim '13

 
Kategori
Kent Yaşamı
Okunma Sayısı
138
 

Toprak değil insan erozyonu

Büyük şehirlere olan göç son 65 yıldır hızlanarak devam hızlanarak devam ediyor. Marmara Bölgesi, diğer bereketli ovalar gibi; erozyonla dağlardan sürüklenen toprak yerine bu sefer insanların sürüklenerek yığılma yeri haline gelmiş durumda.

* * *

Geçenlerde bir hafta sonu İstanbul’un yolunu tuttum. Eski arkadaşlardan Cenk ve Sedat ile sözleştik. (Bu buluşma olduğunda 20 yıldı… ama şimdi üzerine üç koca yıl daha eklendi) Yirmi yıldır değişmeyen, bildik mekanlardan birinde buluştuk. Mekan da en az arkadaşlarım kadar tanıdık. Öğrencilik yıllarımızın garsonları ve çırakları şimdi patron olmuştu. Aradan geçen zamana rağmen yine de halâ masaların arasında dolaşanlar arasında o günlerden bizleri tanıyan birileri var.

Mekan değişmemiş ama İstanbul’un kalabalığı ile iyice daralmış. Eskiden ön tarafında meydan olarak bildiğimiz açıklık büyük bir işletme tarafından işgal edilmiş. İşletmenin içinde midyeci, kumpirci, kokoreççi gibi birçok büfecik mevcut. Bizim oturduğumuz yerin tam karşısına kocaman midye tava tezgahı denk geldi.

Sabah saatlerinde oturduğumuz köşeyi kaptırmaya niyetimiz yoktu. Hava çok sıcak olduğu için dolaşmak da akıl kârı değildi. İşimizi akşam serinliğine sarkıttık. Ben bir yandan masadaki arkadaşlara laf yetiştirirken bir yandan da tam karşımdaki midye tavacının tezgahını izliyordum. Yaklaşık beş saat kadar o masada oturduk. Çarşının hareketliliği ve İstanbul’un genel kirliliği pencere kenarına bıraktığımız kitapların üzerinin iyice tozlanmasına yetmişti. Kitapların üzerindeki tozların farkına varan Cenk, kitaplardan birinin üzerine parmağı ile ‘beni yıka’ yazıp bana gösterdi. Hep beraber gülmeye başladık.

Cenk: “Bu tozu soluyoruz. Ve hiç kimsenin umurunda değil.” Dediğinde ben karşıdaki tezgahları göstererek: “Sabahtan beri aynı tozu yiyenlere ne demeli? Asıl umursamazlık toz toprak içinde yiyecek üretilmesine izin verenlerde.” Dedim.

Sokakta, toz toprak içerisinde, her türlü mikrobun bulaşmasına müsait bir ortamda ‘beslendiğini’ zannedenler olabilir. Ama aynı yanılgının, bu işletmeleri kontrol etmekle görevli otoritelerde olması beklenemez. Eğer otorite de kendisinden beklenen ciddiyeti gösteremeyecek kadar acz içerisinde ise; SİSTEM O ANDA ÇÖKMÜŞ DEMEKTİ!..

Bu çöküntü kültürü, iki sebebe dayanmaktadır: Birincisi, fırsatçı girişimcinin giriştiği işin kurallarını bilmeyen (cahil) ve yetersiz olması. İkincisi ise, -otoriteyi elinde tutan kurumdaki- yöneticinin yönetmeyi bilmemesi, otoritesini kurabilecek bilgi birikimine ve deneyime sahip olmamasıdır.

Burada üçüncü bir ihtimal daha akla gelmektedir ki en iğrenç durum da budur: Girişimci ve yöneticinin bilerek ve isteyerek; -hukukun etrafından dolanarak- bu kuralsız tezgaha yol veriyor olmasıdır.

Hangi sebeple olursa olsun gerçek değişmez. Bu sonucu doğuran her üç sebebin de altında kültürel eksiklik vardır. Burada belirttiğim kültürel eksiklik kişilerden çok topyekün toplumun sahip olması gereken türden bir eğitilmişlik durumudur.

İçinde yaşadığımız sistemi ayakta tutan en önemli çimento toplumsal kültürdür. Toplumsal kültür, her aşamada yaşanan süreçlerin gerekli olduğu yerlerde değişmeden tekrarlanmasına imkan sağlayan statükoları da oluşturur. Bu statükolar (değişmezlikler) yaşam tarzlarının gelenekselleşme yolundaki yansımasıdır.

Toplumsal kültürün tam olarak yerleştiği bir toplumda, kimse çıkıp, ‘ben yaptım oldu’ demez. Derse de, karşısına çıkan olur! Kim çıkar? Toplumun kendisi. Ama sokaktaki adam ile değil. Yetkili kurumlarında görevli personeli karşınıza dikilir. “HOP!” der.

Eğer o kurumlarda görevli olanlar, oturdukları koltuğun gerektirdiği görevleri yapma gayreti içinde değillerse ne olur. Her yanı işkembe, kokoreç kokusu sarar. Pişmemiş, ayıklanmamış, temizlenmemiş... Zamanı geçmiş işkembeler, bir süre sonra patlar ve ortalık batar.

Hep sevgi ile kalın.

Murat SEVGİ

          

murat.sevgi@hotmail.com

          

http://www.twitter.com/MuratSevgi

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 369
Toplam yorum
: 214
Toplam mesaj
: 33
Ort. okunma sayısı
: 1060
Kayıt tarihi
: 10.07.08
 
 

1969 doğumlu. Tasarımcı, endüstriyel otomasyon sistemleri için yazılım geliştiriyor. Yüksek öğren..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster