Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

23 Şubat '15

 
Kategori
Tarih
Okunma Sayısı
6481
 

Toprak nasıl kaybedilir? Üstelik de galip geldiğimiz bir savaş sonrasında...

Toprak nasıl kaybedilir? Üstelik de galip geldiğimiz bir savaş sonrasında...
 

Savaş galibi bir ülke olarak Lozan Konferansına bu harita ile gittik; ama aynı harita ile dönemedik.


BUNUN İÇİN "LOZAN KONFERANSI" SÜRECİNE BİR BAKALIM, ANLARIZ..

Şimdi, sizlere yapılan bir savaşta "galip" gelinmesine rağmen, siyaseten ve hukuken bizim olan toprakların nasıl  kaybedildiğini anlatmaya çalışacağım

1 - OSMANLI DEVLETİ'NİN SAVAŞMADAN KAYBETTİĞİ  "KUZEY SURİYE VE KUZEY IRAK(Musul Vilayeti)" TOPRAKLARI 

30 Ekim 1918'de Osmanlı İmparatorluğu ile İtilaf Devletleri arasında Mondros Mütarekesi imzalanır. "Bu antlaşma imzalandığı sırada, Ali İhsan Paşa'nın, 6.Ordu'su, batıdan doğuya doğru, Rakka Miyadin, Telafar  Dibeke, Çemcemal ve Süleymaniye hattı üzerindeydi. Osmanlı Ordusu'nun karşısındaki İngiliz  kuvvetleri  ise, El-Hazar, Gayyare, Altınköprü, Kerkük ve Hanikin hattında bulunuyordu"(1)..

Bu sırada İngiliz Birlikleri, Musul'un 60 km güneyinde idi...

Buna rağmen, Mütareke'nin meyvelerini toplamak için acele eden İngilizler, "yangından mal kaçırırcasına", 3 Kasım 1918'de, Mütarekenin koşullarına aykırı olarak Musul'u işgal etmişler ve 8 Kasım günü de kente İngiliz bayrağını dikmişlerdir.

Birkaç blog içinde ancak anlatılabilecek bu Musul teslimiyetini, şimdilik bir cümle ile özetleyeyim. Musul'un, "savaş etmeden" İngilizlerin  işgaline bırakılmasının tek sorumlusu, Osmanlı Hükümeti ile bölgedeki 6.Ordu Komutanı Ali İhsan Paşa'nın, inisiyatif kullanamamasıdır.

Bu olayı biraz açalım... Çünkü benzer bir olay da Lozan sonrasında M. Kemal ile bir komutanı arasında geçmiştir... Olayın ana fikri, yine "inisiyatif" kullanıp kullanamamakla ilgiliydi.

x        x         x

Mondros Mütarekesi'nin hemen ardından, bölgedeki İngiliz Kuvvetleri Komutanı General Marshall Musul'u ablukaya almış ve aynı bölgedeki Türk Kuvvetleri Komutanı Ali İhsan Paşa'dan, ileri harekata geçeceğini ve bu nedenle kan dökülmemesi için bölgenin boşaltılmasını istemiştir.

Ancak, 6.Ordu Komutanı Ali İhsan Paşa buna karşı çıkmış ve İngiliz Kuvvetleri Komutanı'na 1 kasım 1918'de bir mektup göndererek, "...İki taraf arasında kalan yörenin tarafsız bir tampon bölge olarak ilan edilmesini" istemiş ve görüşmelere hazır olduğunu bildirmiştir. Yukarıda da belirttiğim gibi, mektubun yazıldığı tarihte İngiliz birlikleri Musul'un 60 km. güneyinde idi.(2)

Ama, İngiliz Kuvvetleri ilerlemeye devam etmiştir. Bunun üzerine Ali İhsan Paşa, 4 Kasım 1918 günü İngiliz Kuvvetleri Komutanı ile yaptığı görüşmede, "Mütareke imzalanmış olduğundan ileri harekatın doğru olmadığını, mütarekeyi ihlal ettiklerini, yeniden ateşin başlayacağını, bunun sorumluluğunun Mütarekeyi bozan İngilizlere ait olacağını" şiddetli bir dilde söylemiş; General Marshall da bu ileri harekat için Mondros Mütarekesi'nin 7. Md.'sini ileri sürmüştür.(3)

Ali İhsan Paşa, durumu bit telgrafla Babıali'ye bildirmiştir. Ancak, Sadrazam Ahmet İzzet Paşa da, Mütareke'nin metninde Musul'un boşaltılması ve teslimini öngören bir madenin bulunmadığını; fakat düşman, işgal isteğinde ısrar edip saldırıda bulunursa, "Mütarekenin bozulmasına meydan vermemek" ve "mecburiyet" karşısında, karşılık vermeden Musul'un terk edilmesi ve kuvvetlerin kuzeye çekilmesi talimatını vermiştir.(4)

Ancak, Ali İhsan Paşa direnmesini sürdürmüştür. Bunun üzerine General Marshall, 7 Kasım'da Babıali'ye bir ültimatom göndererek, "15 Kasım öğleye kadar Musul, Osmanlı birlikleri tarafından boşaltılmazsa dökülecek kanın hesabını Ali İhsan Paşa ödeyecektir"(5) der.

8 Kasım 1918'de şehrin boşaltılmasına başlanır ve aynı gün bir İngiliz müfrezesi Musul Valilik binasındaki Türk bayrağını indirerek yerine İngiliz bayrağını çeker.

Ali İhsan Paşa, Osmanlı Hükümeti'nde emir almadan Musul'dan çekildiği için büyük eleştirilere uğrar. Ali İhsan Paşa ise,  Nusaybin'e çekilirken 9 Kasım'da, İstanbul'dan gelen 8 Kasım tarihli "çekilme emri"ni aldığını söyler.(6) Bu arada Sadrazam İzzet Paşa'nın da 8 Kasım'da istifa ettiğini belirtmeliyim.

Lord Curzon da, Lozan Konferansı sırasında, Türk komutanının Mütareke şartlarını 4 Kasım'dan önce öğrenemediğini ve Musul'u boşaltma emrini de 9 Kasım'da aldığını söyleyerek, Ali İhsan Paşayı doğrulamaktadır.(7)

Ali İhsan Paşa'nın, çekilme emrini almadan tercihini "çekilmekten yana" kullanması doğrudur. Ama tartışılan konu bu değildir; tartışılan konu, Ali İhsan Paşa'nın, bu çekilmeyi, inisiyatifini kullanarak çok daha önceden yapmamış olmasıdır.

M. Kemal, Ali İhsan Paşa'nın Kurmay Başkanı'nda aldığı rapora dayanarak, özetle şunları söylemiştir:

"Mütareke'den bir gün önce 13.000 kişinin tutsak verilmesi, 50'ye yakın topun elden çıkması, Ali İhsan Paşa'nın duruma uygun emir vermemesinden kaynaklanmıştır. Oysa, Mütareke'nin yapılacağı biliniyordu. Gruba önceden 'Gayyare mevziine" çekilme emri verilseydi, bu esirler verilmez ve mevzii daha güçlü olur ve belki Musul da bizde kalırdı"(8)

Ali İhsan Paşa, gecikmiş bir "inisiyatif" kullanarak Musul'un İngilizler tarafından işgal edilmesine zemin hazırlamış olabilir...

Ama bir de "savaş galibi olarak" gittiğimiz Lozan Konferansında ve sonrasında, yalnızca Musul'u kaybetmekle kalmayıp, "dünyaya, buraları bizimdir"  diyerek ilan ettiğimiz "Misak-ı Milli" topraklarına nasıl veda ettiğimize bir bakalım.

2. CUMHURİYET DÖNEMİ'NDE SAVAŞILMADAN KAYBEDİLEN "KUZEY SURİYE VE KUZEY IRAK(Musul Vilayeti)" TOPRAKLARI...

İsterseniz biraz yumuşatarak ifade edeyim; kazanılması  "muhtemelin" ötesinde, "mümkün olan" aynı toprakları bir kez daha nasıl kaybettik..

BMM Hükümeti, zorlu bir  savaşın galibi olarak Lozan Konferansına katılmıştır...Lozan'a gidecek Barış Kurulu, --2 Kasım 1922'de BMM tarafından Yusuf Kemal Bey'in yerine Dışişleri Bakanı(M. Kemal'in isteği ile) atanan İsmet Paşa başkanlığında Sağlık Bakanı Rıza Nur ve Maliye Bakanı Hasan Bey'den(Saka) oluşmuştu.

Lozan Barış Kurulu'na başkan olarak seçilen İsmet Paşa, 3 Kasım 1922 günü Meclis'te yaptığı konuşmada, Konferansta, delegelerin izleyeceği yolun Yüce Meclis'in şimdiye kadar kabul ettiği antlaşmalar ve Misak-ı Milli doğrultusunda olacağı hususunda Meclis'e güvence verdi.(9)

Bazı milletvekillerinin önerileri ve ileri sürdükleri görüşler birleştirilerek  alınan bir karar metni, Meclis Başkanı tarafından İsmet Paşa'ya verilmiştir.

Bu kararda, yukarıda belirttiğim Misak-ı Milli'nin Suriye ve Irak sınırları belirtilmiş, Sevr koşullarına karşı istekler dile getirilmiştir. Bu, yarım sayfaya sığacak kadar kısa bir nottu.

Nitekim, Lozan'a İsmet Paşa ile birlikte ikinci delege olarak giden Rıza Nur -- o ki, Sağlık Bakanı olan Rıza Nur Saltanatın kaldırılması için ilk önergeyi veren  kişidir -- anılarında bu konu(Meclis'in verdiği "direktif") için şu açıklamayı yapmaktadır :

"Bizde ne hazırlık var, ne doya var. Lord Curzon gibi birtakım resmi diplomatlar burada...Hem bunların mükemmel dosyaları vardı. Ne yapacağız!...Heyeti Vekile, bize, giderken bir içtimada avuç içi kadar bir kağıda sığan bir talimat verdi.  Mustafa Kemal, İsmet  Paşa ile beni bir kenara çekti ve dedi ki; "Esaslarımız budur. baktınız ki, hatta Trakya'yı alamıyorsunuz, sözlerinden dönüyorlar uğraşmayın, terk edip sulh yapın; hatta gerekirse İstanbul'dan da vazgeçmek lazımdır. Musul için hiç uğraşmayın!"(10)

M. Kemal'in, "bunu der mi" diyenlere bunun nedeni , TBMM Gizli Zabıt Ceridesi'den çıkardığım şu notla cevap vereyim. M. Kemal, önce 1919 Erzurum Kongresi sırasında ve sonra da 24 Nisan 1920'de BMM'nde yaptığı bir konuşmada, Misak-ı Milli'nin sınırlarını bizzat çizmesine rağmen, Fransızlarla imzalanan Ankara İtilafnamesi(20 Ekim 1921) ile ilk ödün verilmiş ve Hatay, Misak-ı Milli hudutları dışında kalmıştır.

Oysaki, M. Kemal, yukarıda değindiğim gibi, Erzurum Kongresi'nde ve BMM'nde yaptığı konuşmalarda Misak-ı Milli'nin, şehir ve kasaba ismi vererek hudutlarını çizmişti.

Acaba bunun için mi, Rıza Nur, hatıralarında, Lozan görüşmeleri sırasında, ismet Paşa'nın "canım gel şunu bırakalım da sulh yapalım"(11) diyerek kendisini daima sıkıştırdığını yazmıştır.

 Lozan görüşmelerinin birinci döneminin sonlarına  doğru  Lord Curzon,25 Ocak 1923'te Musul Sorunu'nu "Milletler Cemiyeti'ne havale etmesi ve üstelik de bunu, Türkiye'yi tehdit eder şekilde "barışı bozmakla" suçlayarak yapması üzerine İsmet İnönü, başvurudan iki gün sonra Ankara'ya bir telgraf çekerek, "Ben, Musul'dan feragat ederek barış aramak fikrindeyim"(12) demiştir.

Konferansın kesinti dönemi olan "4 Şubat-23 Nisan 1923" tarihleri arasında BMM'nde büyük tartışmalar yaşandı İsmet  Paşa'nın Lozan'dan gönderdiği telgraflar, Bakanlar Kurulu'nda okununca, Başbakan  Rauf Bey, "İsmet Paşa, bu işi başaramayacak"(13)demeye başlamıştı.

Oysaki, Lozan Konferansı öncesinde Musul Bölgesi'ndeki yerel kuvvetlerle destekli Türk durum üstünlüğü, İngilizleri endişelendirmiş ve bir an önce barış antlaşmasına gidilmesi açısından onları zorlamıştı. Ancak, Konferans sırasındaki gelişmeler ve bu arada da pek bizim delegelerin konferans sırasındaki hazırlıksız olduğu görülmesi, İngilizlerin bu endişesini gidermiştir. Üstelik bu sırada, İngiltere Parlamentosu'nda Irak'ın tahliyesi için cereyan gittikçe artarken...

A - İNGİLİZLERİ TATMİN ETMEK İÇİN GEREKİRSE MUSUL SORUNU'NDA FEDAKARLIK YAPACAĞIZ...

Türkiye, Lozan Konferansı'nda, "bağımsızlığız onaylansın da, diğer birkaç konu çözümsüz kalsa olur" şeklinde bir izlenim vermişti. Bu izlenim ile devam eden Lozan Konferansının ikinci dönemi de 17 Temmuz 1923 günü, Musul  konusu çözümsüz olarak birmiş ve İsmet Paşa, M. Kemal'den aldığı yetki üzerine 24 Temmuz 1923 günü Lozan barış Antlaşmasını imzalamıştır.

Lozan'dan dönen İsmet Paşa, BMM'de büyük eleştirilere uğramış, Antlaşma'nın imzalanmasını istemeyen Başbakan Rauf Bey görevinden ayrılmış ve antlaşma 23 Ağustos 1923 tarihinde Meclis tarafından onaylanmıştır.

İngilizlerin Ankara'daki "güvenilir kaynakları", Mustafa Kemal ile İsmet Paşa'nın seçilmiş gazetecilere Ankara'da bir açılma yaparak "batıcı" bir politika izleyeceklerini; başka bir deyişle, İngiltere'ye "dostça" davranacaklarını söylemişlerdir. İsmet Paşa da, ayrıca, şunları söylemiştir: "İngilizleri tatmin etmek için gerekirse Musul sorunundan fedakarlık yapacağız. Vilayetin(Musul) batı kesiminden vazgeçebiliriz. Fakat bu ödünleri tazminatsız vermeyiz! Büyük Asya Projemiz için bu tazminat Musul'dan bin kere daha değerlidir"(14)

Baştan beri, sıraladığım bu tarihi aktarmalar, Türkiye'nin Musul'da vaz geçtiği algısı yaratmıyor mu, insanda...

Şimdi de, aynen, Mondros Mütarekesi  sırasında ve sonrasında 6. Ordu Komutanı Ali İhsan Paşa'nın, geciken bir "inisiyatif" kullanarak Musul'un İşgaline neden olduğuna benzer bir olayı anlatayım.

- MUSUL'UN İŞGALİ İÇİN KAÇAN BİR FIRSAT...

Lozan'dan  sonra, Milletler Cemiyeti, İkili görüşmeler ve 5 Haziran 1924'te kesilen Haliç Konferansı ile Misak-ı Milli'nin kaderi belli olmuştu.  

İki ay sonra, 7 Ağustos 1924'te, içinde Hakkari'de içinde İngiliz parmağı olan bir isyan(Nesturi isyanı)başladı.  İsyanı bastırmakla görevli 8.Kolordu Komutanı Cafer Tayyar Paşa, M. Kemal'e şöyle demiştir :

"İngilizler, Musul Vilayeti'ni , Mütarekeden sonra bir oldubitti ile işgal ettiler; aynı şeyi ben de yapabilirim. Eğer bu harekat, hükümetin politikasına uygun çıkarsa, Musul Vilayeti kazanılmış ve dava halledilmiş olur; aksi halde sorumluluk benim üstüme yüklenir." M Kemal, cevaben, "Zaten sizi bu işi böyle yapabileceğinizi bildiğim için seçtim. Bu rastgele bir komutanın başarabileceği bir iş değildir. Bu hususta sizden eminim" der. Cafer Tayyar Paşa da, "İtimadınıza teşekkür ederim. İnşallah başaracağız. Siyasi duruma göre, bana hareket zamanını tayin edecek bir işaret veriniz yeter Paşam"(15) der.

Cafer Tayyar Paşa, M. Kemal'den işaret beklerken, isyanı bastırır ve bölgeyi İngiliz etkisinden kurtarıp kontrol altına alır ama M. Kemal'den beklediği işareti alamaz.

Cafer Tayyar Paşa, bunu şöyle aktarır: "Bana, Ankara'dan  en ufak bir işaret gelseydi, Musul Vilayetini bir hafta; nihayet on gün içinde tamamen işgal edebilirdim." (16)

Birinci olayda, bölgeden sorumlu olan Osmanlı Hükümeti, Musul'dan çekilme kararı vermiş; bölgeden sorumlu olan komutan, bu emri almadan "inisiyatifini" kullanarak geri çekilmiştir. Ancak, bu kararı "geç aldığı" için eleştirilmiştir.

İkinci olayda, bölgede bulunan cesur, atak ve inisiyatif sahibi komutan, Musul'un ele geçirmek  için canını ortaya koymuş; ancak Devlet Başkanı, bu komutanın Musul'a girmesine izin vermemiştir.

Her iki olayda da, sonuç değişmemiş ve Musul Misak-ı Milli hudutları dışında kalmıştır.

SONUÇ :

Lozan Konferansı ve sonrasındaki görüşmelerde, Misak-ı Milli'nin kapsamı içinde olan, "Batı Trakya(M. Kemal'in doğduğu Selanik dahil), sınırımıza yakın adalar, Hatay, Halep, Musul, Kerkük, Süleymaniye" alınamaz. Bunlara ek olarak, Boğazların da tam kontrolü de sağlanamaz.

Ama, yeni Türkiye, M.Kemal'in  üzerinde hassasiyetle -- Musul'dan da  daha çok -- durduğu "kapitülasyonlar"dan  kurtulmuş ve  Türkiye  topraklarında  bir  "Ermeni Yurdu"  kurulmasını engellemiş  ve  uluslararasında  tanınan  bir  ülke  olarak  dünya devletleri arasına  girmiştir.

NOT : Bu bloğumu, Hükümet ve TSK'nın birlikte gerçekleştirdiği Süleyman Şah Operasyonu'nu, "TOPRAK KAYBI" olarak görenlere İTHAF EDİYORUM.

cdenizkent

01. Mart. 2015

-------------------------   :

 (1) Türk İstiklal Harbi-1, Mondros Mütarekesi ve Tatbikatı, Ankara : Genelkurmay Başkanlığı Yayını, 1992, s.58

(2) Bülent Demirbaş, Musul-Kerkük Olayı, 2.b. İstanbul : 1995, s.17

(3) Ali İhsan Sabis, Birinci Dünya Harbi, Cilt-4, İstanbul: 1991, ss.317-318'den Fahir Armaoğlu, Lozan Konferansı ve Musul, Ankara: Atatürk Araştırma Merkezi Yayını, 1998, ss. 110-111

(4) La Question de Mossoul...s. 11, belge 7'den Mim Kemal Öke, Musul Meselesi Kronolojisi...(1918-1926) 2.b. İstanbul : Türk Tarih Araştırma Vakfı, 1991

(5) A.g.y., s.29, belge 22'den A.g.y. s.24

(6) Bülent Demirbaş, A.g.y.,

(7) Seha L. Meray. Lozan Konferansı, Cilt-1, İstanbul:, 1993, s.362

(8) M. Kemal Atatürk, Nutuk-Söylev, Cilt-II, Ankara: Türk tarih Kurumu Yayını, 1987, s.893

(9) TBMM Gizli Celse Zabıtları, Cilt-3, Ankara: TBMM Basımevi, 1980, ss.980-1006(3.Kasım.1922)

(10)  Rıza Nur, Hayat ve Hatıratım, Cilt-3, İstanbul: 1965, ss.889-9821980

 (11) A.g.y.

(12) Fahir Armaoğlu, "Lozan Konferansı ve Musu", Ankara: Atatürk Araştırma Merkezi Yayını, 1998, s.129

(13) M. Kemal Atatürk, Nutuk-Söylev, Cilt-II, ss.1025-1027

(14) PRO.FO. 371/10077.  E.3861/7/65(3.5.1924) 'den M. Kemal Öke,  Musul ve Kürdistan Sorunu, Ankara: Türk Kültürü Araştırma Enstitüsü, 1992, ss.132-133

(15) Feridun Kandemir, Hatıraları ve Söyledikleri ile Rauf Orbay, İstanbul: 1965, ss. 121-122

(16) A.g.y. s.121

ali açıköz bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Şimdi hangi yorumuma verdiğiniz cevapta öyle bir serzeniş olduğunu algılamıştım hatırlamıyorum ama bu yanlış bir algılama da olabilir. Size o kadar çok yorum yaptım ki şimdi emin olun onları tekrar arayıp bulmak için ne vaktim ne de gereği var. Sizin sözlerinize itibar ediyorum. Kaldı ki benim dediğim gibi olsa bile eleştiriye her zaman açığım. Sevgi ve selamlarımla

Matilla 
 03.03.2015 15:37
Cevap :
Merhaba Mustafa Bey...Ben, bloglarıma verilen yanıtları da, bir blog yazma havasında yazıyorum. Dikkat ediyorum. Verdiğim yanıtlarımı, yayına girmeden önce birkaç kez değiştirdiğim bile oluyor...Şimdiye kadar, sizin yorum yaptığınız bloglarımdan 300 kadarına baktım. Bakmaya devam edeceğim. Bulursam, yapmam gerekeni yapacağım...Selamlar.  04.03.2015 11:40
 

Süleyman Şah operasyonu ile ilgili serzenişinize katılıyorum ancak ne var bu yazınız ithaf ettiğiniz kesim ne bu yazınızı okur ne de okusa bile ezberci zihniyetini değiştirmez. Bana bir yorumuma verdiğiniz cevapta halkı küçük gördüğüm eleştirisi yapmıştınız oysa ben halkı hiç küçük görmem aksine her şey ne ise o olarak görür ve o şekilde de kabul ederim. Sevgi ve selamlarımla. Not bu arada blogunuzu beğendim ve size bukonuda kesinlikle hak veriyorum.

Matilla 
 01.03.2015 18:34
Cevap :
Merhaba Mustafa Bey...Yorumunu için teşekkür ederim. Yazdıklarıma katıldığını için de...Ben genellikle CHP'nin geçmişine bakarak, halka inemediğini ve halka yukarıdan baktığını halka inemediğini söylerim. Ama bir kişiye doğrudan doğruya "halkı küçümsüyorsun" ya "halka inemiyorsun" diye bir söz söylediğimi sanmıyorum; söylemem gibime geliyor. Bu yorumumu yazmadan önce geriye giderek 300 kadar bloğumu baktım ve sizin yaptığınız yorumları okudum. Bulamadım. Bloğun adını verirseniz sevinirim. Bir yanlışlık olmasından korkarım. Lütfen yazın. Okuyayım. Gerçekten öyle bir şey yazdıysam üzülürüm ve özür dilerim. Ama lütfen gönderin. Selamlar.  02.03.2015 17:46
 

Değerli cdenizkent, Sanayi Devrimi'ni yapan Batılı Kapitalistler'in Osmanlının parçalanmasına karar vermelerinin arkasında; dini, siyasi ve ekonomik (Osmanlının işlenmemiş maden-petrol vb) zenginlikleri olduğu bilinir. Bu, hem M. Kemal'in (İki devrin perde arkası'nda) hem de, 2.Abdülhamid'in hatıralardaki anlatımlarda; Osmanlı Saltanatı (Hükümranlık) 1909'da bitmiştir.(İngiliz-Rus destekli Mason-İttihatçı darbe ile) Kalan zamanda (1909'dan,1922-1924'e) ise, Sultan ve hilafetin yıpratılarak, kaldırılması, cumhuriyet'in ilanı vardır. Bunlar 1880'de netletmiştir. Ki; Almanlar Savaşa hazırlanmaktadır. Özetle; Osmanlının yerine kurulacak "Yeni Devlet" bir pazarlık sonucudur. Musul, Hem İngiliz-Fransız, hem de Amerika'nın ilk hedefiydi. (Ki;paylaştılar) Ancak, medya-akademisyenler, birileriyle "ters düşmemek!" için bunu görmezler. İlginçtir, bu iddialarımızı taşıyan iki makalemiz, "AB haber" Brüksel'de yayınlanır. İfade; "Geleneklerine göre bir devlet kurdular!"dır. Sağlıcakla kalınız

Canmehmet 
 01.03.2015 16:35
Cevap :
Merhaba Canmehmet Bey...Katkınız için teşekkür ederim. Hem "Sevr ve Lozan"(Bu kitapta, Sevr'den Lozan'a uzanan bir süreci inceledim) hem de "M Dosyası" adlı bir kitap yazdım.(ki bu kitapta da, Misak-ı Milli ile Musul'un s bir analizini yaptım)...Bu kitapları yazmaktaki amacım, bize ilkokuldan üniversiteyi bitirinceye kadar papağan gibi ezberletilen yanlışları ortaya koymak bu yanlışlardan kaynaklanan önyargıları kırmaktı...Ne yazık ki, günümüzde hala, tarihi çarpıtanlar ve siyasete bu çarpıtma ile aktaranlar oldukça fazladır...Einstein boşuna dememiş; "önyargıları kırmak, atomu parçalamak kadar zordur" diye...Selamlar.  02.03.2015 18:02
 

Merhaba Hocam. Süleyman Şah Operasyonu, -ne kadar güzel bir şeye vesile oldu ki- Lozan'da toprak kaybı yaşadığımızı düşünen birçok kişinin içini dökmesine yolaçtı. Hazır konjonktür de buna uygunken, ortam müsaitken sosyal medyada ve yazılı basında bu Lozan'da toprak kaybı iddiası(!) aldı başını gitti. Tarihi kopuk kopuk ve nedensellikten uzak inceleyen bu kişilerin derin yanılgısı da böylelikle ortaya çıkmış oluyor ister istemez. Lozan'a böyle pejoratif bir atıf yükleyenlerin, O'nun öncülü olan Sevr'i hiç dile getirmemeleri tarihsel bir çelişkiyi ve maddi bir hatayı doğurmaktadır kanımca! Lozan'ın bir başarısızlık olduğunu düşünenler şunu da iyi düşünmeliler ki; Ankara Hükümeti olmasaydı, İstanbul Hükümeti tarafından aynen imzalanan Sevr uygulanacak ve sanırım Türkiye bugün 25 vilayetten oluşan bir devletçik haline gelecekti. Uzatmadan söyliyeyim; Süleyman Şah, toprak kaybı olmasa bile açık ve sarih olarak bir kaçıştır. Lozan ise bağımsızlığımızın garantisi. Saygılarımla, esen kalın.

Rıfat SOYDAN 
 01.03.2015 16:16
Cevap :
Merhaba Rıfat Bey...Ben, "ha! şimdi fırsat çıktı; bir yazayım da görsünler" diyenlerden değilim. Ben on yıldır buradayım ve yazdığım blogların hemen hemen yarısı, "uzmanlık alanım" olan, Cumhuriyet Tarihi ve Türk Devrimi ile Atatürkçü Düşünce sistemidir. "Türk Devrimi'nin felsefesi ve toplumsal özü" bu konuda yazdığım blogların esasını oluşturur...Ben, "doğruya, doğru, yanlışa yanlış" derim ne doğruyu çarpıtırım; ne de yanlışı. Benim amacım, tarihin hangi dönemi olursa olsun doğrularla yanlışı birbirinden ayırmaktır...Bu bloğumda da aynı şeyi yaptım. Musul'un kaybında hem Osmanlıyı hem de Cumhuriyet dönemini eleştirdim. Bloğumun sonunu atlamışsınız herhalde. Lozan'da, Türkiye'nin uluslararasında tanınan bir ülke olarak dünya devletleri arasında yer aldığını yazdım. Ama, yine aynı Lozan'da, galip devlet olarak daha fazlasını elde edebilirdik. Operasyona gelince, askeri ve siyasi açıdan başarılıdır. Geri çekilme değildir; toprak kaybı da yoktur. Olumlu sonuçları görülecektir. Selamlar.  03.03.2015 8:24
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 917
Toplam yorum
: 2416
Toplam mesaj
: 64
Ort. okunma sayısı
: 1392
Kayıt tarihi
: 11.12.07
 
 

İstanbul doğumluyum. İlk, orta ve lise öğrenimi İstanbul'da tamamladım. İstanbul Üniversitesi'nde..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster