Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

02 Şubat '12

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
53
 

Töre ve Zulüm/ Bölüm 5

Ama bu kez kararlıydı, sonucu ne olursa olsundu, mutlaka Sultan ile konuşmalıydı. İçine düştüğü bu çıkmazdan onu ancak Sultan kurtarabilirdi. Erkenden kalktı, Sultan’ın köyüne gitti. Köyün çıkışında bir tarlaya girip uzandı, kendini gizledi. Sultan’ın oradan gelip geçmesini bekleyecekti. İçinden bildiği tüm duaları okuyordu.
“Tanrım“ diyordu. “Ne olur Sultan bir başına geçsin buradan.“
Sabahın çiyi vurmuştu başaklara, üşüdü uzandığı yerden kalkıp, üzerini silkeledi, toz topraktan kurtardı kendini. Birden donakaldı, gördüğü manzara karşısında: Sultan kendisine doğru geliyordu. Yüreği küt diye atıyordu. Ne yapacağını bilemiyordu yine. Sanki her yanı tutulmuş gibiydi, nefes alamıyordu. Sultan ve kardeşleri yanından geçip giderlerken,
„Uğurlar olsun.“ diyebildi yalnızca belli belirsiz.
“Sağ olun.“ dedi Sultan kısacık da olsa Ahmet’le göz göze gelebildi. İlk konuşmalarıydı bu. Bu kısacık konuşmaları onlar için günlerce avunabilecekleri bir anı sayılırdı artık. Sultan ve Ahmet saatlerce konuşsalar, göz-göze diz-dize yine de doymayacaklardı, bunu biliyor ve hissediyorlardı. Bu sabahki ilk karşılaşmalarını, her gece yataklarına uzandıklarında yaşayacaklardı hep.

Karşılaştıklarında artık eskisi gibi utanıp, kızarmıyorlardı birbirlerinden.

Tan yeri yavaş yavaş ağarıyordu, Sultan elinde tırpanı, sırtında buğday torbasıyla tarlasının yolunu tutmuştu. Dudağında yanık bir sevda türküsü... Yürürken aklında hep Ahmet vardı. Dalmıştı, aklında yüzlerce soru vardı, yanıt arayan...
Sultan, arkasından kendine hızla yaklaşıp, sırtındaki buğday torbasını alan Ahmet’i duymadı bile. Sendeledi ama düşmedi yere. Sırtındaki yükü hafiflemişti yalnızca. Ahmet’i karşısında görünce, sevincinden gözlerinin içi güldü. Hafiften naza vurdu kendini.
“Ağır değil ki... Taşıyabilirim.“ dediyse de Ahmet oralı bile olmadı, vermedi buğday çuvalını ona. Torbayı çekiştirirlerken, Ahmet”in ellerinin sıcaklığını fark etti. İçi ısınıverdi birden, bir hoş oldu. İçinden geçenleri söyleyemedi Ahmet’e, utandı. “Elimi tut ve hiç bırakma “ diye geçirdi içinden.
Bir süre konuşmadan öylece durdular. Konuşmayı Sultan bozdu. “Feride nasıl?“ diye sordu.
„Bilmem, düğünden sonra Feride’yi görmedim“
‘’Feride benim en yakın arkadaşımdır. Onu çok özlüyorum.’’ Aniden, ''Evlilik güzel bir şey midir?“ diye sordu.
Ahmet şaşaladı, sustu. “İyi bir şeydir her hal „ dedi. ‘’Yoksam bu kadar insan niye evlensin hem’’ İkisi de gülmeye başladı. Gülerlerken göz göze geldiler, utandılar. Sultan gözlerini usulca kaçırıverdi Ahmet’ten.

Zaman buldukça bir araya geldiler. Konuştular uzun uzun. Birbirlerini görseler ya da görmeseler fark etmeyecekti artık bundan sonra. Bütün zamanlarında aşk vardı, sevgi vardı, özlem vardı... Gözleri başka bir şey görmüyor gibiydi. Ne Ahmet Sultansız edebilirdi, ne de Sultan Ahmetsiz… Bunun tersini düşünmek acı verebilirdi onlara yalnızca. Ama mutluluk bir yaz yağmuru gibi kısa sürebilirdi. Bilinemezdi.

Bir akşamüzeriydi Ahmet eve vardığında, evde emmisi ve aile büyüklerini bir arada gördü. Onların ellerini tek tek öptükten sonra sofraya oturdu. Yemekten sonra izin istedi, kalkıp odasına geçti, sedire uzandı Sultan’ı düşünmeye başlamıştı ki, annesinin sesiyle kendine geldi.
“Oğlum buraya gel. Sana diyeceklerimizler var.“
„Geliyorum ana.“

Aile büyüklerinin oturduğu salona geçti, saygıyla yer minderine bağdaş kurup oturdu. Söze ilk başlayan anası Cemile olmuştu. “Bak Ahmet’im,“ diyordu. “Babanı kim vurup öldürdü bilyon de mi?“
„He ana bili yom.“
‘’Törelerimize göre babanın kanının yerde kalmaması lazım geldiğini de bilyon de mi?“
„He onu da bili yom ana.“
Söze emmisi karıştı.”Bak oğlum.” dedi.”O senin babansa, benim de kardeşim... Hepimiz çok severdik babanı. Yiğit bir adamdı. Sen de bu yiğit adamın yiğit oğlusun, unutma bunu! İntikamını almak sana düşer. Almazsan eğer, baban yattığı yerden rahat uyuyamaz, kemikleri sızlar mezarında.”
Bez parçasına özenle sarılı silahı çıkardı belinden, uzattı Ahmet’e. Silaha kötü bir yabancı gözüyle baktı Ahmet. Bu silah mereti önce babasını kara toprağa götürmüştü, şimdi de kendisini mahpus damına götürecekti. Sessizliği bozan ilk Ahmet oldu.
”Ana, emmi “ dedi soğuk bir ses tonuyla. ”Beni iyi dinleyin!”
Odadakiler şaşkındı, şaşırdılar. Ahmet’ten böylesi bir tepki beklemiyorlardı çünkü. Anası, ”De bakalım” dedi kızarak. ”Ne diyeceksen deyiver gayri”

Ahmet heyecanlı, biraz da titrek bir sesle, ”Ana size kurban olayım, beni yanlış anlamayın.” dedi. ”Babamın vurulmasına elbette canım yanar, içim yanar alev alev... Ama babamı vuran cezasını yıllarca mahpus damında çekti. Öldü öldü dirildi. Şimdiyse yatalak birisi olmuş, eli iş tutmaz olmuş. Bu haliyle fazlaca yaşamaz ölür zaten o. Sen bunları bilmiyon mu ana? Kurbanın olum. Bunları bana anlatan sen değil miydin? Bilyon da ne diye susuyon? Diyelim ki çektim vurdum ben. Sonrası belli değil mi? O toprağa girecek, ben de mahpus damına çürümeye... Sonra onlardan biri babalarının intikamını almayacak mı sanıyon? Aynı acıyı biz tatmayacak mıyız sanki? Yüreğimiz yanmayacak mı? Yanacak elbet.”
Anası oturduğu yerden kalkarak, üzerine yürüdü Ahmet’in, kükredi adeta.
”Tühhh.” dedi hayıflanarak. ”Ak sütüm haram olsun sana! Babanın kanı yerde kalsın istiyon ha! Köy meydanına nasıl çıkacan peki? Hangi yüzle bakacan köylülerin yüzüne? Bakamayacan de mi?”
“Bana ne sanki köylüden, olan olmuş bir kere, çare değil...” Yarı ağlamaklı bir sesle Ahmet. ”Kurban olayım ana, iyice düşün bir. Bu adamın ölmesi neyi değiştirecek? Sanki babamı geri mi getirecek?”
Emmisi gene söze karıştı.
”Sus!“ diye bağırdı. “Korkak herif! Sen yapmayacaksan, bir başkası nasılsa çıkar yapar. Bu sülalenin soyu tükenmedi daha. Sen var git kıçına bir şalvar tak, köy meydanında öylece dolaş. Bundan gayri erkek içine çıkamayacan nasılsa.“

Ahmet ne dese, duymuyorlar, tınlamıyorlardı onu. Onların belleklerinde kemikleşmiş bir inanç vardı, bu öylesi bir inançtı ki, uğruna ölünür toprağa; oradan da mahpusa girilirdi. Adı töreydi bu inancın. Karşı konulamaz bir güçtü bu. Ağlamak geliyordu içinden Ahmet’in. Ama yapamadı, yapamazdı. Yoksa kendisine yakıştırdıkları bu kadın sıfatını, kabullenmiş olacaktı. Sustu, acısını içine gömerek. Odasına bir geçebilse, orada devam edebilirdi ağlamasına...

Ahmet’e bir şey anlatamayacaklarını hisseden ev halkı çaresizce dağıldı. Planlarını bir başka güne ertelediler.

Ahmet yatağına uzanmış, gözlerini tavana dikmiş, düşünüyordu. Çok mu gerekliydi sanki, bu intikamın alınması. Babasını vuran Meme emmi, çoktan ihtiyarlaşmıştı. O ölsün gitsin bir şey fark etmezdi. Ya geride kalanlar? Onların suçu neydi? Babası öldüğünde ne acılar çekmişti. Kendi çektiklerini ne tez unutmuştu anası, anlayamıyordu bir türlü...Kendi çektikleri acıları, bir başkasına çektirip, bundan zevk mi alacaklardı yoksa...Bilemiyordu… Bilmek de istemiyordu canı.

Sultan babası hakkında kararlaştırılan "Ölüm Fermanından habersizce köyüne dönüyordu. Biricik arkadaşı Feride muradına ermiş, bir erkek çocuk getirmişti dünyaya. Onu görmemek olur muydu hiç? Feride’yi ziyaret etmesi Sultan’ı hem mutlu etmiş, hem de mutsuzluğa itmişti. Kafası dağılmış, aklı karmakarışıktı. Oysa mutlu olmalıydı. Feride’nin anlattıkları onu altüst etmişti. Nasıl olabilirdi, böyle bir şey! En sevdiği Ahmet, babasının öldürdüğü Husonun oğlu çıkmıştı. Bir başkası söylese inanmazdı, ama söyleyen biricik arkadaşı Feride’ydi. Ona inanamazlık edemezdi. Ahmet’te biliyor muydu acaba Sultan’ın Meme emminin kızı olduğunu? Bilse vazgeçer miydi Sultan’dan? "Çık git hayatımdan der miydi?" Bilemiyordu. Bilmek de istemiyordu.

Yol bitmek bilmiyordu bir türlü, uzadıkça uzuyordu... Ne kadar yürüdüğünü kestiremiyordu Sultan, yalnızca ayaklarının sızladığını hissediyordu. Hava kararmaya başlamıştı, yol bitmiyor aksine uzuyordu gitgide. Gökteki yıldızlar bir bir parıldamaya başladı. Ay gökte asılı bir lamba gibi aydınlatıyordu yolunu. Hızlandı birden, içine tarifsiz bir korku sinmişti.

devam edecek...

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 61
Toplam yorum
: 20
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 213
Kayıt tarihi
: 12.01.12
 
 

1977-78 İzmir Namık Kemal Lisesi Edebiyat Bölümü mezunuyum. Çesitli dergi ve sayfalarda öykü, den..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster