Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

28 Ağustos '09

 
Kategori
Kültür Turizmi
Okunma Sayısı
963
 

Trabzon

Trabzon
 

Sümela Manastırı


Bu gezimizde Karadeniz’ e Rize sınırlarında kaldığımız yeden devam ediyoruz.
Evettt TRABZONdayız...

Önce Trabzon, Of, Çayraka yolunu takip ederek Uzungöl’e doğru yol alıyoruz. Yolculuk sırasında Karadeniz’in yeşilin her tonunu barındıran doğasını izlemek bile bambaşka bir keyif. Başınızı kaldırarak görebileceğiniz yükseklikteki tepelerde her ayrıntıyı atlamamaya çalışarak etrafı izlerken bu kadar dik yamaçlarda bu evlerin nasıl inşa edildiğine , ve yöre insanının azmine şaşırmamak da elde değil. Evler yol seviyesinden o kadar yüksekte yer almakta ki birçok eve mal taşımak için inşa edilmiş küçük teleferik benzeri çelik halatlı hatlar görebilirsiniz.

Uzungöl’e giden yol böyle ise bu adını duymayanın neredeyse kalmamış olduğu doğa harikası gölün olduğu tabiat parkı nasıldır diye düşünerek girişe vardıktan sonra ciddi bir düş kırıklığı yaşadım. Çocukluktan beri gördüğümüz el değmemiş gibi bir göl, ardında yemyeşil dağlar ve göle aksi yansıyan beyaz caminin artık o fotoğraftaki gibi olmadığını maalesef üzülerek gördüm.

Yeni bir turizm merkezi yapılmaya çalışılan belde de çarpık şehirleşme örnekleri gibi çarpık bir turizm yapılaşması içine girilmiş ve gölün bazı kısımları dolgu yapılarak yeni inşaat sahaları açılmış. Kendi içinde trafiği ve kalabalığı ile beklentideki fotoğraf karesini bulamayıp hayal kırıklığına uğrayabilme ihtimali olsa da yine de ne olursa olsun der ve bu doğa harikası yerde konaklayabilirsiniz de. Ama sanırım bu manzara sonrasında bizler gibi bu ziyareti çok uzatmadan yine Trabzon sınırlarındayken görmeden dönmeyi düşünemeyeceğiniz bir başka adrese yönelebilirsiniz.

Evet Maçka Altındere köyündeki Sümela Manastırı’na doğru yolculuğa devam ettik. Nerede bir fotoğraını görsem sisler ardında esrarengiz havası ile oraya nasıl çıkılır diyecek kadar dik bir yamaçtaki bu yapıyı görmekten çok ulaşmak nasıl olur diye düşünceler içinde yine Karadeniz‘in muhteşem doğasında keyifli bir yolculuk yapıldı. Altındere vadisine hakim sarp ve dik kayalıklarda kurulu manastıra araçtan indikten sonra dar bir patikadan yürüyerek ulaşılabiliyor.Yolda Karadeniz fıkralarını anımsatan “Kestirme yollar tehlikelidir” yazısını sanırım buraya çıkmanın bir kolay yolu yokmu diye düşünen ziyaretçileri denemeyin önceden deneyenler başaramadı demenin bir başka yolu.

Manastıra halk tarafından Meryemana manastırı deniyor. Meryem (panaghia) adına kurulan bu manastırın "Sümela" adını , kara-siyah karanlık anlamına gelen Melas kelimesinden aldığı söylenir. Semavi Eyice'ye göre;"evvelce burada saygı gören siyah Meryem tasvirinden Sumela adını aldığı ve bu dağın adıda manastırdan dolayı Oros Mela-karadağ olduğu"kabul edilir.
MS 375-395 yılları arasında inşa edildiği tahmin edilen kilise ile ilgili birçok efsane var. Fakat kuruluşu ve manastıra dönüşmesi arasındaki bin yıllık bir dönem ilgili bilgi yoktur. Sumela Manastırı'nın başlıca bölümleri; Ana kaya kilisesi, birkaç şapel, mutfak, öğrenci odaları, misafirhane, kütüphane ile kutsal ayazmadır. Bu yapılar topluluğu oldukça geniş bir alan üzerine inşa edilmiştir.

Manastır Osmanlı padişahlarından alınan imtiyazlar ile uzun yıllar bölgede Pontus Rum devleti kurmak isteyen işgalcilerin karargahı haline dönmüş . Birçok seyyah yazılarında manastırdan bahsetmişlerdir. Manastırdan her an biraz daha artan sis altında ayrıldık.Sanırım sis olmadan manstırı tam olarak görebilmek bir şans.
Buradan şehir içindeyer alan ve Trabzon İmparatorluğu’nun sembolü ve imrapatorların taç giydiği Ayasofya Müzesine geçiyoruz. Binayı Haçlı seferlerinden kaçan Doğu Roma İmparatoru İstanbul’daki Ayasofya’ya rakip olarak yaptırmış ve burada kendini imparator ilan etmiş. Osmanlıların şehri fethini takiben önce cami sonra vakıf eser olmuştur.

Ayasofya uzun tarihi geçmişi, merkezi planlı yapısı, yüksek kasnaklı kubbesi, görkemli taş işçiliği ve freskleri ile tarihi değerinin yanısıra sanat tarihi açısından da önemli bir abide olarak günümüzde yaşamaktadır. Şehir içinde uğrayacak önemli bir adresimiz daha var.

Atatürk’ün Trabzon ziyaretlerinde konakladığı ve daha sonra satın aldığı Trabzon Atatürk Köşkü. Köşküm etrafında geniş bir bahçe ve ormanı var. Zamanın son teknolojisi kullanılarak, elektrik, kanalizasyon, içme suyu ve kalorifer tesisatları, 1900’ün başlarında yapılmış. Yer döşemeleri hala orijinal ve pırıl pırıl. Mobilyalar İtalyan, bir odasına piyano konulmuş. O günlerde ve daha sonrasında belki elli yıl böyle bir bina, üç büyük ilimiz dışında ne Karadeniz’de, ne Anadolu’nun diğer illerinde mevcut değil. Köşkte Atatürk’ün Trabzon ziyaretlerinde yaptığı konuşmaların tam metinleri ve kullandığı eşyalar sergilenmekte. Fakat en çok dikkatimi çeken Kurtuluş Savaşı sırasında Anadolu’daki cepheler ile ilgili durumu ve stratejileri görebildiğimiz haritalar oldu. O dönemin cephelerini anlatan el yazısı notların yazılı olduğu haritaların benzerlerini çok fazla yerde göremeyiz.
Atatürk Köşkü’nden sonra daha görülecek yerler olsa da zaman doldu dönüş saatine kadar doğruca Tophane tepesine çıkıp Karadeniz'den dönmeden bir semaver çayı molası vermek gerek.

Gelecekte Trabzon’dan batıya doğru ziyaretlere devam etmek üzere Karadeniz’e yeniden hoşakal diyoruz.. Selamlar,

Derya ÇAVDIR

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 5
Toplam yorum
: 8
Toplam mesaj
: 6
Ort. okunma sayısı
: 2149
Kayıt tarihi
: 26.12.08
 
 

İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü mezunuyum. Özel bir şitkette B..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster