Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

21 Kasım '10

 
Kategori
Tiyatro
Okunma Sayısı
2155
 

Trafik Cezası

Trafik Cezası
 

Artık kapana girdin bir kere, tıpkı yeni doğan çocuk gibisin. Çivilendin buraya. Neden ve niçin olduğunu bilmeden, tıpkı bir iğneyle belinden tahtaya raptedilen kelebek gibi. Burada bir tek kapı, yalnız giriş kapısı vardır dostum ve yaşamak bizatihi bir suçtur... 

Hukuk sistemi, medya ve siyaset zincirinden en az bir halkası bile ilginizi çekiyorsa Ankara Devlet Tiyatrosu tarafından sahnelenen Trafik Cezası oyunu kesinlikle izlemenizi öneririm. 

Bir gazetede köşe yazarı olan Pinedus, her zamanki gibi geç saatte iş yerinden çıkmış arabasına binip evinin yolunu tutacakken, bir trafik polisinin arabasına ceza yazdığını görür.
Polis Pinedus’a arabasını yanlış yere park ettiğini söyler.
Ancak Pinedus oranın yasak olduğunu bilmediğini belirtir.
Ama polis, maalesef bilmemek kanunen mazeret sayılmaz, der ve 350 liret cezayı ödemesi gerektiğini söyler.
Ancak Pinedus arabasını yıllardır aynı yere park etmektedir ve bugüne kadar ne bir uyarı ne bir ceza almamıştır.
Ama polis memuru da inatçı çıkar. Kimse işini doğru dürüst yapmadıysa beni ilgilendirmez, ben işimi yapıyorum diyerek, bugüne kadar kimsenin onu uyarmamasının cezayı ortadan kaldırmadığını ve polisin görevi kanunu yorumlamak değil, uygulamak olduğu için cezayı keseceğini ve onun da cezasını ödemesi gerektiğini söyler. 

Trafik polisi ve Pinedus’un “Ama” ve “Ancak” tartışması uzar. Trafik polisi Pinedus’tan kimliği göstermesini ister. Pinedus iyice sinirlenir, kimliğini göstermek istemez ve polise "sen kimliğini göster" der. Beraber en yakın karakola gidip sorunu orada çözmeye karar verirler.
Gazeteci kimliğinden aldığı güvenle, sokakta tartıştığı polis memurunu karakolda alt edip, bir de ondan şikâyetçi olacağını düşünen Pinedus, karakoldaki polis memurunun sert tavrını görünce inadından vazgeçip, kimliğini ve 350 lireti masanın üzerine koyup, gitmek ister ama artık çok geçtir.
Kendi isteğiyle karakola giden Pinedus, sokakta kimliğini göstermek istemediği gerekçesiyle artık bir “şüpheli şahıs” olmuştur. Pinedus’un hücredeki bitmek bilmeyen gözaltı süreci ve esas oyun bu noktada başlar. 

Oyunda adalet bir makineye benzetilir. Ağır ağır, birbirini iterek dönen dişli çarklardan oluşan bir makine.
Asırlardan öte çalıştığı için de artık laçka olmuştur bu makine. Bugüne kadar şunu yenilesek yahut da bir elden geçirsek diyen de olmamıştır... Ama o gene de hiç durmaz döner, döner birini sıkıştırıp bağırta bağırta ezip parça parça edinceye kadar döner. Bir kere bu çarkın içine girdin mi; artık ne gardiyan, ne komiser, ne avukatlar ne de hâkimler durduramaz onu...
Ki bahsedilen bu “adalet makinesi” nin binlerce çarkı vardır görmediğimiz.
İşte bu noktada aslında aylardır televizyonlarda izlediğimiz, gazetelerimizin baş sayfalarından düşmeyen -yani bizlere çok da yabancı olmayan- şeyleri izlemeye başlıyoruz Trafik Cezası oyununda. 

Adalet makinesinin görünmeyen çarklarının nasıl döndüklerini göstermeye başlıyor oyun.
Medyanın, dava devam ederken haber değeri taşıyan, esas verilmesi gereken bilgiler yerine taraf olduğu noktadan görülmesi istediği şeklinde haber yapması ve halkı galeyana getirmesi,
Siyasilerin, dava sonucunda koltuklarının sarsılıp sarsılmamasına göre yaptıkları müdahaleler,
ve tüm bu taraflar adalet makinesinde bir çark olduğu müddetçe hakimlerin tarafsızlığının nasıl yok olduğunu adım adım gözlerimizin önüne seriyor. 

50 yıl önce Paolo Levi'nin yazdığı “Trafik Cezası” adlı oyunu tekrar sahneye çıkartıp yöneten Aclan Büyüktürkoğlu bir röportajında;
Doğruyu görmesine rağmen dış baskılardan korkarak, kararını olması gerektiği gibi değil baskıların yönlendirdiği gibi vermek zorunda kalan insanların öyküsünü anlattığını söylemiş.
Oyun, her ne kadar bir trafik cezası durumunu anlatsa da insanın, korkuları yüzünden, başkaları ne der korkusu, görevini, mevkisini kaybetme korkusu yüzünden farklı kararlar vermek zorunda kaldığını anlatan bir oyun olduğunu sözlerine eklemiş. 

Trafik Cezası’nı, Ankara Devlet Tiyatrosu, Şinasi Sahnesi'nde izleyebilirsiniz. 

Sahne tasarımını çok beğendim. Pinedus'un gözaltına alındığı hücrenin duvarlarının dava dosyalarından olması güzel bir ayrıntıydı. Sahne birkaç alana ve birkaç kata bölünmüştü. Oyuncunun statüsüne göre sahnedeki bulunduğu yer, kat değişiyordu. “Hayat bir tiyatro sahnesidir” sözü aklıma geldi. Gerçi bu katmanlı yapının oyuncuların hareketlerini zorladığı birkaç sahne oldu. Ama final sahnesi için göze alınabilecek bir zorluk olduğunu düşünüyorum. Final sahnesinde kararın, üst kattan başlayıp, en alt kata kadar uzanan sürecini -yani çarkların nasıl işlediğini- sahne tasarımının katları sayesinde seyirciye çok etkileyici bir şekilde hissettirdi. 

Peki Pinedus suçlu muydu değil miydi? 

Sonucu tabi ki yazmayacağım. Ama Pinedus’un şu sözlerini paylaşacağım; 

“Sorun suçun bilerek işlenmesi değil, farkında olmadan işlenmesi. Gerçekten günahı, kötülüğü o kadar kanıksamışız ki, düşünmek hiç aklımıza gelmiyor. Acaba bu, insanların kendi bencilliklerinden mi geliyor. Yoksa yanlış düzenlenmiş büyük bir ilahi güç mü bu?
Gerçekten suçlu muyuz yoksa bizzat kurban mıyız?”
 


Oyun içerisinde “Sarhoş” karakter tarafından iki kez tekrarlanmış bir replik vardı.
Oyunun sonunda, keşke üçüncü ve son kez tekrarlanıp bu sözlerle bitseydi oyun.
Neyse, repliğin öcünü alıp, ben yazımı bu sözlerle bitireceğim; 

Bazı şeylerin başkaları tarafından izahı mümkün değildir. İnsan o neticeye kendisi varmalıdır. 


http://www.devtiyatro.gov.tr/web/oyunlar/oyun1024.html 

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

Bu blog Editör'den Öneriler alanında yayınlanmıştır

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

oyunda geçen o söz,yazının bittiği söz, tam bana göre..bazen bu izah etmek konusunda inatçı oluyorum çünkü :) teşekkür ederim..

Kenan Soyalp 
 28.05.2011 16:07
Cevap :
Bazı şeylerin başkaları tarafından izahının mümkün olmadığı ve insanın o neticeye kendisinin varmasından bahsediyorsunuz sanırım. Belki de hepimiz için aynı durum geçerlidir, ki atasözü bile var; bin nasihat bir musibetten iyidir. :) Ben de inatçıyımdır ve aynen kim ne derse desin, kim ne anlatırsa anlatsın, kendim neticeye varmak isterim ;) Sevgi ve saygılar..  04.06.2011 1:39
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 73
Toplam yorum
: 219
Toplam mesaj
: 49
Ort. okunma sayısı
: 5767
Kayıt tarihi
: 06.09.06
 
 

Yılın en uzun gecesinde doğmuşum. Bu yüzden midir bilinmez ruhlarımızın özgür kaldığı geceleri se..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster