Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

21 Mayıs '10

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
405
 

Trajedi içinde trajedi

Trajedi içinde trajedi
 

foto. ezgi umut 2009


Ateş düştüğü yeri yakıyor. Zonguldak' taki maden işçilerimiz, kimisi hayatlarının baharında, kimisi emeklilik yaşında, kimi de doğacak bebeğini beklerken, ihmallerin, savsaklamaların kurbanı olmadılar mı? Ailelerine sabır dilemekten, ışıklar içinde yatsınlar demekten başka, elden ne gelir?

Elden ne gelir deyişimizin çaresizliği, sesimizi kesip kadermiş, yazgıymış diye oturacağımız anlamına gelmesin. Sadece kaybedilenin geri döndürülemeyişinin çaresizliğini yaşıyoruz ölümlerde. Hiçbir şey ve yakınlarını kaybedenlere sayılacak sigorta paraları da dahil hiç bir şey gideni geri getiremiyor. Geride bıraktıkları perişanken, yaşanacak bir yaşam, yeni çiçeklenmiş bir fidandır ya da meyveli bir ağaçtır sökülüp atılan ve yok olan. Olan en çok gidene olmaktadır. Yaşanacak hayatlar söndürülmektedir, büyük olasılıkla ihmalden.

Gerekli önlemlerin alındığı, yeterli teknik koşullarda çalışsalardı bu kaza olur muydu? Neden önlemler savsaklanır? Böyle bir işletmesi olan patronlar geceleri rahat uyuyabiliyor mu?

İki ağabeyini de aynı kazada kaybeden küçük kardeşin sözleri çok anlamlı ve memlektimizin panoromasından çınlayan bir ses.

Küçük kardeş Tahir , ‘Madenci olur musun?’ sorusuna:


Ben hayatta girmem asla ocağa. Ama bir taraftan da Zonguldak’ta bir iş yok. Ya maden, ya da sürüneceğiz. Başka iş sektörü var mı? Yok. Ya gurbete çıkacağız, ya da orada çalışacaksın. Ya ağabeylerim gibi göz göre göre ben de gireceğim ‘belki ölürüm’ diye. Tek çocuğum artık, kimse de yok yanımda. Ya gireceğiz oraya, bilmiyorum artık” * yanıtını vermiş.

Zonguldak 'ta iş yok. Diğer kentler de de yok. Maden Zonguladak'ta bir kurtarıcı. Belki orada işçi olarak çalışanların arasına girebilmek bile zordur, bilmiyorum. İşsizlik rakamları resmi istatistiklerde % 14 lere mi dayanmış? Oysa çevremizde işsiz olup da kurumlardan ümidi kestiği için istatistiklere girmeyen onlarca insan var. Fısıltı gazetesi işsizlerin % 25 leri aştığından söz ediyor. Kars'ta iş yok. Erzurum'da iş yok. Manisa'da iş yok. Doğuda iş yok, batıda da yok.


İzmir bile iş konusunda sıkıntılar yaşıyor. İzmir'deyken iki kuruşluk alış veriş yapınca İzmirli akrabam çok sevindi. Sanki çantalarla dövizi İzmir'e bırakmışım ya da kendisinin dükkanı varmış da oraya para bırakmışım kadar sevindi. Bir zamanların en büyük ticaret limanı ve ihraç edilenlerin % 80'inin çıkış kapısı olan güzel liman kentimizin geldiği durum dahi bu. İşte, memlektimizin gerçeği bu.


Hep merak ederim. Yıllarca çalıştık ücretli olarak. İyi kurumlarda çalışmamıza karşın sözleşme ayı gelip kapıya dayandı mı, sinirlerimiz keman teli gibi gerilir, yüreğimiz pır pır eder, elimiz ayağımız kesilirdi. Göreceli olarak iyi denilebilecek kurumlarda bile, zemin her zaman kaygandır, hele de yüksek mevkilerde bir arkası ve torpili olmayanlar için.


İnsanoğlu tuhaftır. Hele de arkanız olmadığını sezerse, hele de sessiz ve sakin olduğunuzu görürse, hele de özverili çalışmalarınız, savsaklamadan uzak duruşunuz onu da daha fazla emek harcamaya ve işe aslında gereken özeni göstermeye zorluyorsa, ayağınızı kaydırmak için elinden geleni yapar. İsterseniz dünya bilgini ya da dünya tatlısı olun, ya da ağzınızla kuş tutun, birisini rahatsız ettiyseniz, yandığınızın günüdür.

İşte bu iki kardeşin , kazada ölen aynı aileden iki kardeşin aynı vardiyada kalma durumu, bana bunları çağrıştırdı. Sessiz küçük kardeşi korumak için aynı vardiyada çalışan ağabey. İkisi de gitti. Yaşanan trajedi içinde bir başka trajedi.
En küçük kardeş ise memleket gerçeğini acı acı dile getiriyor. "Zonguldak'ta bir iş yok." diyor.


Hükümetlerin görevileri arasında vatandaşlarının, işçilerinin daha sağlıklı, emniyetli koşullarda çalışmasını sağlayıcı önlemler almak da yok mu? İş ve sosyal güvenlik müfettişleri ne yapıyor? Ya sendikalar? Onlar ne yapıyor? Onlarca işçimizin yerin beş yüz metre altında öldürüldüğü madene sendikalar girebilmiş miydi? Yoksa dolaplarla, dümenlerle, Bizans oyunlarıyla işçiler sendikalardan uzak mı tutuldu?

Bir başka konu da , aklımın alamadığı sınırsız kazanç arzusu. Aç kalmamak, eğitimli ve sağlıklı kalabilecek kadar kazanç, uygar bir insanın ortalama standartlarında yaşayabilmek, bazı insanlara neden yetmiyor? Bilmiyorum iş sahipleri ya da madenleri işletenler, üç kuruş daha fazla kâr etmek için önlem almayı savsakladıktan sonra, olası kazaları gözardı ederek, geceleri nasıl rahat uyuyorlar. Kahkaha atabiliyorlar mı yürekten, yedikleri yemeğin, içtikleri suyun tadını alabiliyorlar mı? Belli bir rahatlığa ermişlerse, kendilerine bu rahalığı sağlayan insancıkların hangi şartlarda bunu sağladıklarının farkındalığını yaşıyorlar mı? Yoksa Ali gider, Veli gelir, memlekette amele pazarından geçilmiyor nasılsa, diye mi düşünürler?


Bu bir vicdan meselesidir, kadercilik ve kaza olup bittikten sonra kan parası türünden sus paylı kefaret anlayışını her zaman gözümüze sokan dinle de, iktisadi işletmelerin gemlenemez maksimum kâr prensipleriyle de kabul edilir gösterilemez işlenen bu cinayetler.


Çünkü insan olmak özden gelen bir şeydir. İnsan olan, vicdanı olandır. Vicdanının temeli de düşünceyle atılır. Düşünüyorum , o halde varım.


Vicdanlı olmak, olsa olsa felsefi düşünceyle yani kısaltılmış anlamıyla düşünerek , kafa yorarak ulaşılan bir erektir. Oysa bu ülkede, iki bin yıl önce ilk felsefi düşüncenin topraklarından fışkırıp yeşerdiği bu memlekette, şimdilerde, felsefe yapılmaz, okutulmaz da...Felsefe diye okutulmaya çalışılan felsefe tarihi dahi eğitim programlarından dışlanıp atılmıştır. Ama din dersleri zorunludur. Tanrının bile isyan edeceği ihmalleri, cinayetleri kader diye yorumlatmak için mi?


Şimdi düşünüyorum da felsefeye bu sırt dönüş, vicdanlı olmaya da, insani olmaya da, var olmaya da bir sırt dönüş değil midir?
ezgiumut 2010 5 21

Kaynak:

* http://www.milliyet.com.tr/madenci-kardesler-sirt-sirta-olume-gitti/turkiye/sondakika/21.05.2010/1240985/default.htm?ref=haberici

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

çıkıp kürsüye, tepeden yüksek yüksek konuşuyoruz; ölenler bizden değilmiş gibi, bir acayip yüz, ruh hali. Kader bile yakında isyan edecek bu bizim kaderci yaklaşımımızdan dolayı. Saygı ve sevgilerimle...

Şahin Yamaner 
 23.05.2010 1:12
Cevap :
Kimin hangi kürsüde ne söylediğinden haberim yok. Sadece varsayımlarda bulundum. Bilimsellikten gitgide uzaklaşan bakış açılarının savasaklama ve ihmallerin sonucunu ne şekilde yorumlayabileceğini tahmin etmeye çalışan bir yazıydı. Demek ki yanılmamışım. teşekkürler.  23.05.2010 16:36
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 566
Toplam yorum
: 1972
Toplam mesaj
: 7
Ort. okunma sayısı
: 1319
Kayıt tarihi
: 11.07.06
 
 

Edebiyatla ilgileniyorum. Ayrıca amatörce belgesel film çalışmaları yapıyorum ve kültürel etkinlikle..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster