Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

06 Kasım '17

 
Kategori
Felsefe
Okunma Sayısı
79
 

Trajik Varoluşum

Trajik Varoluşum
 

Ayaklı Lamba


Sabaha karşı saat 05:00 civarında salonda ayak ucumda Misket (kedi) -ki benim uyanmama ve salona taşınmama sebep oldu-yattığım yerden pencereden yansıyan ışığın, ayaklı lambanın silüetini duvara iki boyutlu kopyasını yansıtmasına gözüm takıldı. Fotograftaki gibi bir şeydi telefon kamerasının gözünden düzenlenip maksimum pozlamayla kaydedilen.


Sonrasında şöyle düşündüm; iki boyutlu görüntüye sahip bu yansımayı bilincimde “gerçek” kılmayan, ayırt ettiren neydi? Biraz düşünerek yattığım yerden bir yanıta ulaştım: üçüncü boyuta sahip olmaması ve renginin olmaması. Zira lambanın rengi beyazdı ama yansıma bir gölgesi olarak karaltı biçimindeydi. Buna diğer dört duyumu da kattığımda “gerçeklik” daha belirgin hal alacaktı. Sonrasında ise pencereden dışarı baktığımda gök yüzündeki bir yıldızın ışığına gözüm takıldı. Bu kadar uzaktan üçüncü boyut algılanmıyordu elbet. Hatta bu kadar uzağa gitmeme de gerek yoktu üçüncü boyutu yitirip iki boyuta razı olmam için. Ama buna rağmen üç boyutlu görme yitimi mesafesindeki bir varlığı, örneğin bir yapıyı “gerçek” olarak algılamama yol açan şey neydi diye düşündüğümde, yanıtım kolayca; zihnimde kayıtlı bilgi ve deneyimler olarak belirdi. İşte bu noktadan sonra işler o kadar berrak değildi sorular ve yanıtlar açısından.


Önce ayaklı lambayı iki boyutlu ve kendimi biraz daha zorlayarak tek boyutlu olarak hayal edebileceğimi anladım bu gerçek bir görme olmasa da. Hatta biraz daha zorlayarak dördüncü boyutu düşündüm önceki meraklı amatör araştırmalarımı da anımsayarak. Dördüncü boyut, ayaklı lambanın iç kesitini derinliğini görmek gibi bir şey olmalıydı. Buradan giderek  beşinci ve belki de sonsuz boyut hayal edilebilirdi. Ama bunu yaşamak farklı bir şey elbette hayal etmekten.


Sonrasında bunun pratik yararının olmadığının farkına varıp şu soruyu sordum; Bana ne kadar büyük bir boşluk, alan ya da mekan gerekir akıl yürütmem ve hayallerimi kısaca beynimi tatmin etmek için. Öyle ya, aklım ve hayallerim halen fiziken ulaşabileceğinden her zaman çok daha ötesine erişebilmekte. Bugün için insanın fiziken ulaştığı en uzak mesafe ay olmasına rağmen aklı ve hayalleri bu mesafeyi adeta milimetrik kılmakta. Bırakalım aklı ve hayali mevcut teknoloji ile gözlem yeteneğimiz dahi bu mesafeyi ezip geçmekte. Tabi iki boyutlu olarak ama sanal olarak değil.


Sonra şöyle düşündüm, aslında fiziken  üçüncü boyutun ilerisine, bu denli uzağa gitmeye de gerek yok mesafe açısından, "akletme"yi ilerletmek için zira en yakınımızdaki cismin ileri (dördüncü, beşinci, vs.) boyutlardaki hali aslında kozmosun kendisi değil mi? Tüm bunların üzerinde zamanın ve değişimin sürekliliğini de hesaba katınca bu durum beni "varoluş"umun aslında bir trajedi olduğu ve varlığımın da sonsuzlukta nasıl hapsolduğu düşüncesine sürükledi. İnsanlık adına bunca teknolojik gelişme, buluşlar, varlıksal, imgesel, var olan ve aklettiğim her şey ise beş duyunun tatmininden öte bir işe yaramıyor beynimi bu tür akıl yürütmelerden alıkoyup oyalamanın dışında. Tıpkı şu an sabaha erişmem ve işe gitmek üzere hazırlanmam rutinine geri dönmem gibi.

Saat 06:58-

Tarih 19.10.2017

Mekan: Kanepe-Salon-Ev-Ümitköy- Çankaya-Ankara- Türkiye- Dünya- Güneş Sistemi- Samanyolu Galaksisi- Bilinen Evren...

Ersin Kabaoglu bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

"Simulakra" yi yıllar öncesinden nasıl animsadin, bravo! Ben de Deleuze' yi sayende duydum ve araştıracağım. Düşünceleri çağdaş karmaşanın ortasında son derece kilit bir noktada duruyor gibi görünmekte...Bu durum, düşünce ve yazıp paylaşma cesaretinin "çarpan ve hızlandıran etkisi" olsa gerek:) Sevgi ve selamlarimla...

Ersin Kabaoglu 
 07.11.2017 15:49
 

Varoluşun felsefi ve kozmik boyutuna ilişkin güncel bir gözlemden hareketle samimi ve derin bir yazıydı kaleminden okuduğum. Üstelik Windows program pencerelerinden de ileri, tıklamadan acılan...Bu, insan olarak potansiyelin çok alt bir seviyesiyle yetinmenin verdiği doğal trajik hissi, yaşadığımız sürece - parmak izlerimiz gibi- sadece dünyada değil, "bilinen evrende de" tek, yegane olduğumuz bilinciyle bir ölçüde dengeleyebiliriz diye dusunmekteyim. Dipnottaki adres de bunu doğruluyor zaten. İçten dostluk duygusuyla sevgi ve selamlarimla...

Ersin Kabaoglu 
 07.11.2017 9:12
Cevap :
Kendi beynime uyguladığım bir deneysel serbest düşünme egzersizi sonucu ortaya çıkan bir karalama. Sonrasında bunun felsefi açıdan dayanağı var mı diye de kafa yordum bir müddet ve ontolojik açıdan bir dayanak aradım bu deneysel saf sayılabilecek düşünüşe. Sonuçta bu "akıl yürütme" eyleminin rasyonel düşünceden idealizme yöneldiği kanısına vardım. Tüm bu arada deredeliğin yol açtığı arayışın yararı Deleuze'ü keşfetmem oldu. Buna aslında keşif demek de doğru olmaz zira keşfetmek epey bir merhale gerektirir. Buna fark etme demek daha doğru olur. Burada ya da başka bir yerde ahkam kesmem mümkün değilse de sana aşina olduğun bir kelime ile betimlemeye çalışayım: "simulakra" Değer veren, değerli yorumun için teşekkürler. Sevgiler.   07.11.2017 14:37
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 129
Toplam yorum
: 183
Toplam mesaj
: 16
Ort. okunma sayısı
: 1038
Kayıt tarihi
: 12.06.06
 
 

Gazi Üniversitesi İ.İ.B.F mezunuyum. Yüksek Lisans diplomalarımı G.Ü Sosyal Bilimler Enstitüsü'nd..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster