Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

14 Temmuz '08

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
2136
 

Trakyalı spartacus

Trakyalı spartacus
 

Roma'ya karşı köle ayaklanması


Sahaf dükkanlarındaki kitap kokusunu bilir misiniz? Merdivensiz yetişmekte zorlandığınız o eski kitap raflarından aldığınız bir kitabın sayfalarını kokladınız mı hiç? Kağıdın yapıldığı ağacın kokusunu duyarsınız sayfaların arasında. Bu insanı sarhoş eden kokuya, kitap raflarındaki küf kokusu da sinmiştir biraz. Nefis bir karışım… Aldığınız kitapları özenle tutarsınız elinizde. Alamadığınız kitabı da okşamak ister, sonra sanki kitabı incitecekmişsiniz gibi elinizi geri çekersiniz. Bu koku sizi alır, bodrum katlarındaki penceresiz, gece gündüz elektrikle aydınlanan, döşemesi boyalı tahtadan, sessiz kütüphanelere götürür.


Sayfalarına tarihin kokusu sinmiş kitapların arasında kendinizi unutursunuz. Bambaşka bir ülkedir burası. Burada herkes birbirine saygılıdır. Kitaba saygının olduğu yerde, insanın da insana saygısı vardır. Kitap bir kez korsanın eline geçip de sokağa düştü mü, insanın da sokağa, kaldırımlara düşmesi an meselesidir. Kitaba saygı yoksa, insana da saygı yoktur. Yazara ve çevirmene saygı yoksa, anaya da saygı yoktur ! Çünkü her kitap, sancılı bir sabrın ürünüdür.

Kitapların tavana kadar yükselen rafları doldurduğu bir sahafta bir kitap geçti elime: Spartacus. Yıllar önce filmini de izlemiş, her izleyen gibi ben de çok etkilenmiştim. Başkaca romanları da çevrilmişti Türkçe’ye. Ama bu başkaydı, çıralı ağaç gibi kokuyordu sayfaları. Kimbilir ne yangınlar vardı bu kitabın içinde!

Biz şimdi bunları bir yana bırakalım, Spartacus’ten konuşalım. Spartacus’ün kökleri, Bithynialı general Zpardakos hanedanına dayanıyor. Bithynia, Eski Anadolu’nun Kuzeybatı bölgesinde bir yerleşim yeri. Anadolu’da, ilkçağda kölelik olgusu var. Anadolu insanı, buna bağlı olarak zaman zaman ayaklanıyor. Spartacus’e dönelim yine biz, onu konuşalım: “Ayaklanma planı başarılı olursa, savaş, hiçbir zaman olmadığı kadar şiddetle patlak verecek, hiç kimse Roma’nın nasıl dize geldiğini anlayamayacaktı. Kim bilir? Bir yandan Mithridate’la, öte yandan Sertorius’la ittifak yaparak, korsanlar yardımıyla denize egemen olup Annibal’in başaramadığını başarabilir, sonsuza dek Roma İmparatorluğunu yıkabilir miydi? ”

Halikarnas Balıkçısı… Ne güzel isim vermiş kendine değil mi? Hem balıkçı, hem de Halikarnaslı! Halikarnas Balıkçısı deyince gözümün önüne çarşaf gibi düzgün bir deniz resmi geliyor. Ufukta, akşam güneşinin kızıllıkları vurmuş denizin yüzüne. Kumsaldaki balıkçılar, pantolon paçalarını dizlerine kadar sıvamışlar, çıplak ayakla kolan vurup, ağ çekiyorlar kıyıya doğru. Cevat Şakir, bunlardan biri miydi acaba? Yoksa o, kayığıyla denize açılıp, başında kasketi, oltayla balık mı tutuyordu? Bunu araştırmalıyım. Şimdilik, Halikarnas Balıkçısı’nın notlarıyla yetiniyorum:

“(…) Hellenistan’da Spartalılar Hellen sayılırdı: Bunlar, savaşta yendikleri Messenia halkının hepsini de köle saydılar. Onları en murdar, en alçaltıcı işlerde kullandılar. Üstelik, köle olarak yaşayıp öleceklerini unutmasınlar diye sık sık kamçıyla döverlerdi onları. “Helot” denilen bu köleler çoğalıp da başkaldırmasınlar diye, iki üç yılda bir, sürüler halinde öldürülürlerdi. (…) Köle alım satımlarının merkezi Atina idi. Orada haraç mezat satılan, her ulustan kölelerin kaça satıldığını gösteren listeler bulunmuştur. Aynı yaşta ve güzellikteki erkek ya da dişi Anadolulu, İonyalı, Karialı ve Suriyelilerle Filistinliler, başka uluslardan olan kölelere göre daha pahalıya satılıyorlardı.(…) Sparta emperyalizmi ile Atina Emperyalizmi arasında Peloponessos savaşı çıkınca, kimi Anadolulular, Atina’ya isyan ediyorlar; isyan bastırılınca da bu Anadolulular köle olarak Atina’da satılıyorlardı. (…)

Spartacus’ün Roma’ya başkaldırması sonucunda 60.000 köle öldürülmüş; 6.000 köle de Romalılar tarafından, önce tutsak alınıp, sonra Roma’dan Capoue’ya giden Appienne yolu boyunca çarmıha gerilmişti. Vahşet! Kaba kuvvetin vahşeti! Oysa, Spartacus’un kampında 3.000 canlı savaş tutsağı bulunmuş savaşın sonunda.

Spartacus ve öteki köleler, kılıçları ellerinde, düşmana karşı gururlu bir biçimde, kendilerini yenenlerden yüz kat daha özgürlüğü hak ederek ölmüşlerdi. Halikarnas Balıkçısı’nın “Hey Koca Yurttaş !” dediği Trakyalı Spartacus ve köle arkadaşlarının bu özgürlük mücadelesi, ezilen insanların onuru oldu.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

ilk okuyan ben, ilk yorum da benden olsun .bir kitap kurdu ile karşılaşmanın gururu da çabası. spartacüs filmini 10-12 yaşlarında seyretmiştim. o siyah-beyez film bittiğinde taş kesildiğimi hala hatırlarım.son sahnede yağmur altında yatan mağlup spartacüs ve arkadaşlarına romalı komutan''spartacüs kim?'' diye sorar. her yaralı savaşçı tek tek ''ben'' der. gerçek spartacüs'ü ele vermez ve çarmıha gerilirler. özgürlüğün nasıl zor kazanıldığını o sahne kadar güzel anlatan birbaşka sahne görmedim ömrümde. elinize,yüreğinize sağlık. saygılar.

hazandagüzeldir 
 14.07.2008 22:34
Cevap :
Bir Yugoslav ozanın şu dizeleri geldi aklıma: "Ne ilerleme yahu ! Köleydi babası, oğluysa robot oldu !" Sevgideğer arkadaşım, o günün köleleri, bugünün robotlarından çok daha onurlu ve çok daha şanslıydılar. Onurluydular, çünkü, sizin de değindiğiniz gibi özgürlük duyguları, yaşama duygularının önündeydi; şanslıydılar, çünkü köle olduklarının farkındaydılar. Farkında olmak...bu çok önemli. Sevgiyle kalın.  15.07.2008 11:41
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
 
Toplam blog
: 133
Toplam yorum
: 798
Toplam mesaj
: 2
Ort. okunma sayısı
: 1024
Kayıt tarihi
: 04.07.08
 
 

Yaşam, sorulardan ve yanıtlardan oluşmuş. Her soru, aynı zamanda kendinin yanıtı... Çift yumurta ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster