Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

27 Şubat '15

 
Kategori
Anılar
Okunma Sayısı
42
 

Travma

Uzun yıllar Almanya'da  gönüllü sürgünde yaşayan  üniversite arkadaşımdan  özlem dolu bir mektup aldım, TBMM,de yapılan bir yasa değişikliği ile 1980 öncesi Yurtdışına   kaçmak zorunda  olan ve "yurda dön "çağrısına uymayıp yurttaşlıktan çıkarılanların tekrar yurttaşlığı alınması kapsamında olduğunu  20 yıllık  sürgünün bittiğini söylüyor. Hayatımda çok önemli bir yeri olan, tanıdığım en kararlı oportünizm  kirliliğine bulaşmamış bir dosttu. 12 eylül öncesi aynı siyasi örgüt içinde  yer almış, bir çok eylemde omuz omuza mücadele etmiştik, İstanbulda Balat-Ayvansaray  böllgesinde örgütleme sorumlusu idik, zaman zaman silahlı çatışmaların içinde de yer almak zorunda kalıyorduk, 1977 .1 mayıs   olaylarının ertesinde yaşadığımız hücre evinin polisce basılması  esnasında çıkan silahlı çatışma sonunda ben ağır yaralı olarak "ele geçirildim", o kaçmayı başarmıştı  bu onunla son görüşmemizdi aradan geçen yirmi yıl ondan hiç bir haber alamadım sadece yurtdışına kaçtığı haberini almıştım, ben uzun bir yaşam mücadelesi sonucu iyileşip  uzun ve klasik sorgulama tezgahından geçmiştim sorgulamalarımda benden hiç bir bilgi alamayan işkencecilerim  düzenledikleri tutanakla birlikte sıkıyönetim yetkililerine teslim ettiler beni ,hakkımda    tck 141-142 maddeleri gereği idam cezası istemi ile dava açılmıştı .....sonuçta tutuklu olduğum süre dikkate alınarak  serbest bırakıldım.
 
 ...............Mektubu okurken yaşadığımız o günler flu bir film gibi canlandı  hayalimde,"keşke kaçmasaydın  be Yılmaz"dedim  biliyordum işkencede benden daha dayanıklı idi," payına düşen dayağı yer  kurtulurdun," diye geçirdim içimden ama yaşam bir film değildi, geri sarıp yeniden  yaşamanın mümkünü  yoktu .Bu nedenle yaşamımı geriye yönelik hiç sorgulamamışımdır, pişmanlıklarım, keşkelerim olmamıştır....."yaşanmalıydı, yaşadım" der geçerim.
 
..............Tahliye olduktan sonra    öğrenci affından yararlanarak üniersiteme döndüm, aradan geçen 2,5 yıl zarfında  çoğu arkadaşım okulu bitirmişler  geriden gelenleride ben tanımıyorum o pöpülerliği ile  tüm öğrencilerin göz ucu ile izledikleri ben süngüsü düşmüş  mağlup bir askerdim şimdi uysal bir çocuk gibi derslere girip çıkıyordum sivil polislerin takibinde olduğumunda bilincinde idim,  son sınıfta    bırakmıştım okulu, haziran döneminde   mezun olup Askerlik kararımı alıp  İstanbul Kağıthanedeki yedek subay okulunda askeri öğrenci olarak  vatani görevime başladım...bu dönemi başka bir yazımda anlatacağım. askerde olduğum sürede 12 eylül askeri darbesi oldu  ,askerde olmam belkide bir şanstı benim için örgütteki  çoğu arkadaşlarım geçmişe ait  mücadelelerinden dolayı -cezalarını cekmelerine rağmen- yeniden tutuklandılar, sakıncalı damgası ile yedek subay olarak Türk ordusunda subaydım darbe yıllarında.Askerde olmak bir şanstı benim için bu sefer  talihim yardım etmişti av idim ,şimdi avcı olmuştum.
 
............Yirmi yıl   geçmişti   Yılmaz'ı tanıyabilecek miydim , acaba, yine  öyle yakışıklı mıydı? DENİZ GEZMİŞ'E benzerdi Yılmaz, uzun boylu ,iri ve siyah gözlü, kıvırcık saçlı, karayağız bir Dadaş delikanlısıydı, bende etnisitemin karakteristik özellikleri taşıyan sarışın mavi gözlü bir ÇERKES  delikanlısıydım  fakülte kantinindeki kızlar ben kantine girince aralarında  -o yıllarda çok izlenen bir televizyon dizisi olan Zengin ve yoksul-  filminin  oyuncusı Nick Nolte'ye  benzettiklerinden NİCK geldi diyerek iç çekerlermiş söyleyenlerin yalancısıyım.   bu beğenilerin hatırına örgüt içindeki kod adımı NİCK  koymuştuk, bunu  beğenilerle, egom tavan yapmıştı sırf bu nedenle bu dizinin yayınlandığı geceler eylem ötelediğim olmuştur, bu bir özeleştirimdir. Öğrencilik yıllarımızda da örgütsel çalışmaları yaptığımız yıllardada devrimci disiplinimiz gereği hiç  hovardalık yapma şansımız olmamıştı oysa ikimizde çevremizdeki kızlar tarafından beğeniliyorduk  zaman zaman onların  östrojön yüklü kaçamak bakışlarında buluşuyorduk  ama bunu birbirimize bile söylemeye çekinirdik, özel sohbetlerimiz bile ülke geleceği ve DEVRİM sorunları üzerine idi  24 yaşında idik, şimdiki üniversiteli çocukları görünce yaşanmamış yaşlarım için içim sızlamıyor desem yalan söylemiş olurum.
 
.............. Yılmaz mektubunda  önümüzdeki Haziran ayında ,yirmi yıl aradan sonra Türkiye'ye geleceğini ve doğrudan benim misafirim olacağını yazıyordu, yanında İsveç'li eşi ve sekiz yaşında olan oğluda olacakmış,  hayatımın en güzel  yıllarındaki yoldaşımın, can kardeşimin bu ziyareti beni çok sevindirdi benimde aynı yaşlarda bir oğlum vardı ,bencileyin sarışın  mavi gözleri boncuk boncuk  fel fecir okuyan ,taşı fırlatıp altına yatan cinsinden  afacan ki şeytana papucu ters giydiren cinsten, bir ÇERKES sıpası,  ama çok yaramazdı köy hayatı içinde olduğundan  alabildiğine hoyrat ve özgür davranışlı idi bunda belkide benim yaşanmamış yıllarımın hoşgörüsünün payı vardı.  Çocuklarımızda bizim gibi can dostları olacaklardı, eşime ve oğluma  bu  haberi söyledim, eşim hemen telaşa başladı ,Ylmazın benim hayatımdaki önemini biliyordu hemen  yatacakları odayı planlamaya başladı   "çocuk Şafak' ın odasında kalır, bende üst kattaki odayı hazırlarım Yımazlara"  gülümseyerek ,"telaş etme hayatım ,daha bir ay var gelmelerine. hem  Yılmaz için öyle özel hazırlığa gerek yok , biz onunla aynı yorganı, aynı ekmeği paylaştık " diyecek oldum "siz  eski tüfekler böylesiniz zaten, sizin için hiç böyle şeylerin önemi yoktur...ah birde hayatı kadın gözü ile görebilseniz" diye birde fırça attı. Oğlumda yeni  yeni bir arkadaş edineceği için çok mutluydu "babacığım yeni bir sapan almam gerek, Yılmaz amcamın oğlu ile kuş avına çıkarız" diye şimdiden aktivasyon faaliyetlerine başlamıştı, konuklarımız daha gelmeden evimize  sevinçlerini getirmişlerdi bile.
 
.......Haziran ayının ilk haftasında  Yılmaz ve ailesi konuğumuz oldular ,Yirmi yıllık uzun bir süre görüşememize rağmen sanki hiç ayrılmamışız gibiydi dostluğumuz kaldığımız yerden başlamıştı sadece "o geceyi ve sonrasını ne Yılmaz sordu ne ben bahsettim  silinmiş lekeli bir sayfa gibi atlamıştık o yılları.. Eşi ve çocuğu Dünya  tatlısı idiler  Vilma, eşimle ingilizce olarak anlaşmışlar ve  mutfakta gün boyu bize çerkes ve İsveç mutfaklarından harika yemekler yapıyorlardı  , Andi ve Şafak dil olarak anlaşamıyorlardı ama onları kaynaştıran Evrensel bir dilleri vardı Yılmaz bu dile "ÇOCUK DİLİ" diyordu bizden çok iyi anlaşıyorlardı.
 
.....Bir sabah kahaltı öncesi  hanımlar kahvaltıyı hazılamak için uğraşırken Yılmaz'la evimin arkasındaki ormanda yürüyüşe çıktık, Andi ve Şafak'ta önümüz sıra yürüyorlardı , şafak'ın boynunda  ancak yatarken çıkarttığı Sapanı  ile Andi'ye ,  köy çocuğu olmanı getirdiği avantajlarla   atraksiyonlar yapıyordu ,biz Yılmaz ile ülkenin  politik durumu ile ilgili derin konuşmalara dalmıştık ,çocuklar bizden hayli uzaklaşmışlardı,  birden Andi'nin   çığlığı ile irkildik Andi koşarak bize doğru geliyordu elinde  yaralı bir güvercin ağlayarak babasına bir şeyler söylüyordu ama nasıl panik olmuş yavrucuk boncuk gibi gözyaşları akıyordu bembeyaz yanaklarında Yılmaz  yaralı kuşu inceledi bir şeyler söyledi Andi'ye, " ne diyor" diye sordum Yılmaz!a , azizim ben bu batılıların tek bir şeyini seviyorum oda çocuk eğitimlerindeki duyarlılıktır" dedi "nasıl yani ?" dedim  yaralı kuşu  ağlayan Andi'ye verdi  "çocuk eğitiminde  çok ilerdeler , bak, Andi  doktora götürelim  bu yaralı kuşu diye   fırtınalar koparıyor" dedi o sırada  hıçkırıklar içinde ağlayan Andi babasına   makina gibi bir şeyler söylüyor tepiniyordu, Yılmaz bana dönüp kasabada veteriner olup olmadığını sordu," ilçe tarım müdürlüğünde bir tane ayyaş  veteriner olacaktı ama bu gün hafta sonu bulmamız mümkün değil" dedim ,baba oğul aralarında durum değerlendirmesi yaparken bizim Şafak kasketini ters takmış boynundaki kuş lastiğini sallaya sallaya koşarak geldi büyük bir adam edası ile  Andi!nin elindeki kuşu çekip aldı  "hoppp dur ne yapıyorsun" demeye kalmadan kıbleye dönüp "BİSMİLLAH, ALLAHÜ EKBER"  diye bağırıp kuşun kafasını koparıp attı, hepimiz bu sahne karşısında donup kalmıştık Şafak " elimden şimdiye kadar hiç bir kuş kurtulamamıştır ,Andi sabah güercin kızartması yiyeceğiz"   diyerek güvercini kaptığı gibi eve doğru koşmaya başladı, yaşadığı bu sahne karşısında Andi 'nin ağlaması kesilmişti  çocuk sanki bir robot gibi gözlerini yerde yatan güvercinin kafasına kilitlemiş  bakıyordu ,Yılmaz çocuğu teselli etmek için birşeyler söylemeye çalıştı ama Andi' için zaman donmuştu  çocuk boş gözlerle sabit bir noktaya   boş boş bakıp duruyordu, telaşlanmıştık Yılmaz çocuğu kuçağına aldı hızlı adımlarla eve doğru yürümeye başladık, Yılmaz olayın  şokunun etkisindeydi "umarım devlet hastanesinde nöbetçi doktor buluruz" dedii hemen arabayı hazırladım eşim ve Vilma olayın nedenini anlayamamışlardı  daha ,hemen hastaneye yollandık ama biliyordum ki psikolog yoktu  hastanede,   bırakın psikologu daha  doğru dürüs ameliyat yapabilecek cerrahımız bile yoktu bunu söyliyemedim Yılmaz'a ,Andi  konuşmuyor boş  gözlerle bakıp duruyordu olayın şokunu atamamıştı üzerinden.
 
............Hastanede nöbetçi pratisyen doktorların  muayene çabalarına rağmen Andi'de bir gelişme olmamıştı  zavallı Villma ne diyeceğini bilmeden mahsun mahsun duruyordu bir köşede, Samsun'a gitmeyi önerdim  hemen yola çıktık ama maalesef Samsun'da da  bir psikolog bulamadık , Çaresiz ve çok mahçup bir durumdaydım  sanki ilçede ,ilde psikologun olmayışının sorumlusu ben gibiydim  kontrolümüzde olmayan bu gelişme hepimizin hayatını alt üst etmişti, mahcubiyetimi gören Yılmaz elini tüm dost sıcaklığı ile omzuma koyup "üzülme sevgili dostum" dedi "üzülme, sorun bizde değil  Avrupalılarda, çocukları bu kadar doğa ve hayvan sevgisiyle doldurmayacaklardı ",dedi, ertesi gün ilk uçakla tatillerini yarıda kesip ülkelerine döndüler, havaalanında vedalaşırken  birbirimize sarıldık Yılmaz kulağıma "Sakın ola şafakıma bir şey söyleyip ceza verme silerim dostluktan seni o  Türk gibi davrandı" dedi. İkimizde gözlerimizdeki yaşları gizlemeden bakıştık......"TÜRK GİBİ"  diye tekrarladım. Uçağın nazlı bir güvercin gibi gökyüzüne süzülüşünü seyrederken .kulaklarımda şafağın "BİSMİLLAH ,ALLAHÜEKBER"  sesi yankılanıyordu.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 11
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 369
Kayıt tarihi
: 11.02.15
 
 

1957 yılında Samsun'da doğdum. İlk  öğrenimimi Samsun'da orta öğretimimi İstanbul Plevne Lisesi'n..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster