Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

14 Eylül '10

 
Kategori
Gezi - Tatil
Okunma Sayısı
1796
 

Trenle Kuzey Hindistan yollarında

Trenle Kuzey Hindistan yollarında
 

Mumbai sokakları...


Arkadışım Reyhan yıllar önce aldığı, sayfaları sararıp yıpranmış ''Hindistan Gezi Rehberi''ni elinden düşürmez. Kitabın yazarı ve rehberimiz Zafer Bozkaya ile sürekli haberleşir. Reyhan'dan gelen bir telefonla maceramız başlıyor. ''Hindistan'a gidiyoruz, hazır ol...''İki arkadaşımız da katılıyor bize. Talin ve Melek.

Rehberimiz Zafer Bozkaya tam bir Hindistan aşığı.. Üniversite yıllarında yoga ve meditasyonla ilgilenmiş. Hindistan'a ilk kez 29 yaşında gitmiş ve şimdiye kadar sayısız tur düzenlemiş. Her gidişinde aynı heyecanı yaşayan Bozkaya'nın ''Hindistan Gezi Rehberi'' bu yıl dördüncü baskısını yapmış. Kitap birçok gezgine rehber olduğu gibi felsefe, din, kültür ve tarih ülkesi Hindistan'ı merak edenler için oldukça detaylı bir kaynak...

Geziye çıkmadan önce aldığım ''Hindistan Gezi Rehberi''ni bir türlü okuma fırsatı bulamayınca, ödevini yapmamış çocuklar gibi korku ve endişe içindeyim. ''Çok pis, kalabalık, fareler, dayanılmaz kokular ve baharatlı yemekler... ''Hindistan hakkında tüm söylenenleri ve korkularımı bir kenara bırakıp, Hindistan'ın ruhani havasına ve yollarına teslim oluyorum...

Muson yağmurlarının şiddetli yağdığı bir gün başlıyor. Mumbai havaalanından bindiğimiz taksinin silecekleri çalışmadığı gibi alttan da su alıyor. Çılgın bir trafiğin tam ortasındayız. Kaldırımda yatan evsizler, henüz gün ışımadığı için derin uykuda. Virane bir merdivenden çıkılan Hotel Couseway'in modern odasında bir-iki saat dinleniyoruz.

Kahvaltı otele yakın Leopold Cafe'de. Tost, siyah çay ve mosumbi suyu... Kafenin sahibi, elindeki tütsüyle duvarda asılı duran Guru Meher Baba'nın gülümseyen fotoğrafına bağlılıklarını sunuyor dumanlar arasında. Bu ritüel her sabah yapılıyor.

Evsizler için de kahvaltı dağıtılıyor. Mercimek çorbası ve çapati... Fotoğrafını çektiğim küçük kızın kucağındaki bebek için benden para değil de süt istemesine dayanamıyorum. Para verdiğimde kabul etmiyor, marketten ''milk'' almamı istiyor. ''Peki'' diyorum, Sanyi'ye oğlu Ganesh için bir kutu milk (bebek maması) alıyorum. Ertesi sabah da Lali'nin kardeşine. Bir kutu mamanın fiyatı 500 rubi ve onlar için çok para... Neden para istemediklerini anlıyorum.

Programdaki Elefanta Adası ve Haji Ali Tomb turu fırtına ve yağmur yüzünden iptal. Arap Denizi'ne bakan Hindistan Kapısı'nı ve birçok ünlünün kaldığı Taj Mahal Inter Continental Otel'de Hindistan'da içtiğim en güzel çayı içiyorum.

Mumbai'de Dobi Ghat'ı, yani büyük bir açık hava çamaşırhanesini, Nehru Müzesi'ni, Planetarium'u gezip Sky Theater'da 20 dakika gökyüzü ve yıldızları izliyoruz. Dobi Ghat, Mumbai'nin tüm çamaşırlarının yıkanıp ütülendiği yer. Her birinin ayrı ayrı kodlandığı on binlerce çamaşır, birbirine karışmadan temizlenip tekrar sahiplerine ulaştırılıyor.

Dobi Ghat'ın yakınında Mumbai'nin varoşlarını gezerken yerel halktan büyük ilgi ve sevgi görüyoruz.

ZENGİNİLİK TANRIÇASI MAHA LAXMI TAPINAĞI

Yağmur duruyor. Taze çiçeklerle donatılmış sağlı sollu tezgâhların arasından geçmeden önce ünlü yerel yemekleri olan Dosa yiyoruz.. Patatesli, peynirli ve sadesi var. Bol baharatlı ve soğanlı...

Köşede su dolu bir kap içinde lotus çiçekleri satan bir kadın; lotusları kadar renkli... İplere geçirilmiş mis kokan yaseminler ve sarı çiceklerden yapılmış sepetler, kolyeler.

Tapınağa hiçbir şekilde hayvan derisi sokulmuyor. Onun için tapınağın merdivenlerinde ayakkabılarımızı çıkarıp rehberimize bırakıyoruz. Sıkı güvenlik var, didik didik aranıyoruz. Erkeklerin ve kadınların ayrı ayrı kapılardan girdiği tapınak oldukça kalabalık. Ziyaretçiler ellerindeki çiçekleri Laxmi'ye sunup, tapınakta dağıtılan hindistan cevizlerini alıp arka taraftaki duvara bozuk para yapıştırmaya çalışıyorlar. Para duvarda kalırsa yapıştıran kişiye büyük bir uğur getireceğine inanılıyor.

Tapınaktan sonra tarihi meyve halindeyiz. Dayanılmaz kötü kokuların içinde meyvelerin tadına bakıyoruz. Sevimliliği ile bizi dükânına davet eden baharatcının güzel sunumuma karşı koyamayıp portakallı çay ve acılı köri alıyoruz. Chowpatty Plajı'na doğru yürürken aniden bastıran yağmur ve fırtınaya yakalanınca köprü altına sığınıyoruz. Otele dönerken sokakta gördüğümüz kutsama töreninde dağıtılan samosayı (çok çok acılı) ve çok tatlı mısırı geri çevirmeyip afiyetle yiyoruz ama kendimizi kutsatamıyoruz. Zaman dar ve sırada bekleyen çok kişi var.

Tarihi Chattrapati Shivaji tren istasyonunda akşam 20.30 kalkacak trenimize yerleşmeye çalışıyoruz ve daha acemiyiz. Yataklı üçlü ranzalar. Karşılıklı altı kişi bir arada kalıcağız. Biraz sıkıntılı gibi görünse de klimalar sayesinde dışarıdan çok daha iyi. En uzun tren yolculuğumuz olacak. Gece ve ertesi gün. Yanımızda getirdiğimiz uyku tulumlarını açıp içine kıvrılıyoruz... Trende içki içmek yasak. Yasağı deliyoruz.. Başka türlü uyuyamıyacağız. Ertesi sabah bizi ''çayii çayiii çayiii'' diye bağırarak uyandıran çaycıdan çayii içiyoruz. Sütlü ve şekerli. Berbat bir şey.

Ertesi akşam 17.30'da Agra'ya varıyoruz. Mumbai- Agra 1357 km.

AGRA

Agra istasyonundayız. Sıcak, nem, koku ve sinekler üstümüze yapışıyor. Anlatılır gibi değil...

Trende bizimle birlikte seyahat eden ''guru'' da istasyonda iniyor. Etrafı birden sarılan, gurunun ayağına dokunup kutsanan Hintlilere katılıyoruz. Ve yapraktan yapılmış bir kâsenin içinde dağıtılan samosaları da elimizde buluyoruz. Almamak olmazmış; rehberimiz uyarıyor, ''Sağ elle alın..'' Daha ağzıma götürmeden üzerine konan on-on beş civarında karasineği görünce arkama saklıyorum. Atmak da olmaz tabii. Guru tekrar trene binip gidiyor...

Bizi istasyonda karşılayan şoförümüz Reis ile doğru otele.

Akşam yemeği Pizzahut'ta. ''Hindistan'da da Pizzahut'a gidilir mi hiç?'' demeyin, mutlaka gidin. Lezzetli Hint usulü pizzaların yanı sıra bir de dans gösterisi var. Kapıdaki çanı çalıp çıkın, tabii her şeyden memnun kaldıysanız.

Agra'da Tac Mahal'i, Agra Kalesi'ni ve Fetihpur Sikri'ni geziyoruz.

Agra'nın yoğun rikşa trafiğinden ve kalabalığından sıyrılıp girdiğimiz Hindistan'ın sembolu Tac Mahal'deyiz. Babür İmparatorluğu'nun 6. hükümdarı Şah Cihan'ın karısı Mümtaz Mahal anısına yaptırdığı anıt mezar aynı zamanda büyük aşkın da sembolu. Yamuna Nehri kıyısındaki Tac Mahal yemyeşil, geniş bir bahçenin ortasında hâlâ büyük bir aşkla pırıl pırıl parlıyor.

Daha sonra Agra Fort'dayız. Agra Kalesi, İmparator Ekber tarafından 1565 yılında yaptırılmaya başlanmışsa da çeşitli eklemelerle oğlu Şah Cihan tarafından tamamlanmış. Yaşamının son günlerinde büyük oğlu Alemgir tarafından buraya hapsedilen Şah Cihan penceresinden Tac Mahal'i seyrederek ölmüş. Çok hüzünlü.

Agra'ya 40 km uzaklıktaki Fetihpur Sikri görülmesi gereken yerlerin başında geliyor. İmparator Ekber zamanında Moğol hükümdarlığına başkentlik yapmış şehir daha sonra terk edilmiş. Dünyanın en iyi korunmuş hayalet şehri. Ekber büyük dinlerin temel düşüncelerini bir araya getirip ''İlahi bir din'' kurmak istemiş. Ama gerçekleştirememiş. Eski şehrin içindeki Jodha Bai evini, Ekber''in eşleri için ayrı ayrı yaptırdığı evleri geziyoruz.

Yine tren istasyonundayız. Hindistan süprizlerle dolu... Ne zaman ne ile karşılaşacağınızı bilemiyorsunuz. İstasyonda duran trenden inip rayların üstünde tuvaletlerini yapıp tekrar trene binenler. İstasyondaki çocukların bisküvi isteyip, aldığımızda da paketlerini bile açmadan hemen ötede satıp, kafayı çektiklerine tanık oluyoruz. O kadar o kadar kalabalık ki, musonlar yüzünden trenimiz iki saat rötar yapıyor. ''Gariii nambır çari çora'' anonsları beynimizde uzun süre çınlayacak gibi...

YENİ DELHI

Yeni Delhi'ye gideceğimiz tren de yataklı. Agra-Yeni Delhi 195 km.

İrikıyım kondüktör ağzında 'pan'' çiğneyerek biletlerimizi kontrol ediyor. Hindistan'da sigara içen pek yok. Pan çiğneyenler çoğunlukta. Pan ise hafif keyif verici bir bitki. Sokaklarda tepsi içinde satılıyor.

Yeni Delhi'yi, başkent diye daha derli toplu bir şehir bekliyordum.. Yine bir sürpriz...

Başkent bir gün önce savaştan çıkmış sanki. Sokaklara bomba atılmış gibi. Kaldırım ve yol çalışmaları ağır ağır devam ediyor. Yolları genişletmek için bazı binaların ön cepheleri olduğu gibi yıkılmış.

Hindistan Kapısı'nı, Hümayun Türbesi'ni ve Lotus Tapınağı'nı dolaşıyoruz. Hava korkunç mu korkunç sıcak ve nemli.

Mümayun Türbesi Babür İmparatoru Hümayun'a mezar olarak inşa edilmiş. Ayn zamanda bir çok önemli mimari yeniliklere ve Tac Mahal'e esin kaynağı olmuş.

Lotus Tapınağı bir Bahai mabedi. Saflığın sembolu olan nilüfer çiçeğinden esinlenilerek yapılmış. İçerisi sessiz ve serin. Uzun bir süre çıkmak istemiyoruz, içeriye sızan minik kuşların sesleri bir an olsun bizi şehrin gürültüsünden uzaklaştırıyor. İçeride konuşmak yasak. Tapınağın etrafındaki havuz sistemi ise doğal klima oluşturmuş.

Akşam yemek için Saravana Bhavan (South India Vegetarian) restoranındayız. Dosa çeşitlemeleri ve güzel ayranın tadı harika. İçeriye girmek için kapıda sıra bekliyoruz...

Yeni Delhi'de ilk gecemiz biraz hareketli geçiyor. Her zamanki gibi sinek kovucu kremlerimizi sürüp yatıyoruz. Tam uykuya dalarken üzerimde bir şeyin yürüdüğünü hissederek yataktan fırlıyorum. Reyhan'ı da uyandırıyorum. Bir sürü minik siyah böcek. Tahtakurusu gibi. …Öldürdükçe çoğalıyorlar sanki. Aman tanrım! Hindistan'da böcek öldürüyorum... Tanrı beni Shiva'nın yok edici kişiliği Kali'den korusun. Reyhan resepsiyonda alıyor soluğu. Yeni bir oda veriyorlar ve özür diliyorlar.

Ertesi gün Old Delhi'deki Jain Tapınağı'nı, Red Fort'u, Moti Mescid ve Ulusal Müze'yi ziyaret ediyoruz.

''Red Fort'' yani Kırmızı Kale 1648 yılında Şah Cihan tarafından yapılmış. Kadınların ve erkeklerin ayrı ayrı girdiği kalenin içi sağlı sollu turistik eşya satan dükkânlarla dolu. Antika bulmak da mümkün.

Kırmızı Kale'nin tam karşı köşesindeki Jain Tapınağı 16. yüzyıldan kalmış. Jain rahipleri hiçbir giysi giymiyorlar, tamamen çıplaklar. Hatta bazı rahipler ağızlarına maske takıyorlar. Nefes alıp verirken mikropları öldürmemek için. Bahçesindeki kuş hastanesinde yaralı kuşları iyileştirip doğaya bırakıyorlar. Biz bahçesini dolaşıyoruz..

Akşam 8.40 gibi yine trendeyiz ve ertesi sabah da Varanasi'de olacağız... Yeni Delhi-Varanasi 758 km. Sırada Varanasi, Haridwar, Rishikesh, Amritsar ve Jaipur var...

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 18
Toplam yorum
: 16
Toplam mesaj
: 15
Ort. okunma sayısı
: 3794
Kayıt tarihi
: 07.11.06
 
 

İstanbul doğumluyum. Güzel Sanatlar'ın Grafik bölümünden mezunum. Sanatın bütün alanlarını seviyorum..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster