Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

22 Şubat '12

 
Kategori
Kitap
Okunma Sayısı
553
 

Trombonla Saz Eserleri

Trombonla Saz Eserleri
 

Faruk Yener, Orhan Boran, Halit Kıvanç ve Tarık Gürcan sohbet ediyorlar...


Orhan Boran ''Evet hakim bey, ben bir piçim'' diye başlıyordu söze. Sonradan da ''Evet şefim, ben bu sözü söyledim de evlenebildim, yoksa nikah için beş param yoktu'' diye devam ediyordu, kahkalar atan arkadaşlarının arasında...

Benim radyo dedilince aklıma, efekt Korkmaz Çakar gelir mesela. O zamanlarda radyolarda yayınlanan oyunlar değişir, seslendirenler değişir ama tek değişmeyen, efektleri yapan isimdir. Sonra TRT 3'te geceleri süsleyen, bir geceyi ertesi güne bağlayan saatlerde yayına giren 'Gece ve Müzik ' programı ve her gün istisnasız çalan 'Rodrigo'nun gitar konçertosu'...

Joaquin Rodrigo, erken yaşta gözlerini kaybeden bir İspanyol bestecisi. 1939 yılında 2. Dünya Savaşı'nın arifesinde Paris'te klasik gitar için bestelediği konçertosu en tanınan ve en çok çalınan eseri. 1933 yılında İspanya'da Türk piyanist Victoria Kamhi ile evleniyorlar. Derken...

İşte, İstanbul Radyosu'na gelişleri, Faruk Yener'in 'Radyo ve Televizyon Günleri - Olaylar, İnsanlar, Anılar' kitabındaki onlarca anıdan sadece bir tanesi.

1923 Ankara doğumlu ve Alman Lisesi mezunu olan Yener, üniversite tahsilini yarım bırakarak Ankara Radyosu'na girmesiyle beraber, çok uzun yıllar ülkemize yeni gelen bu çağdaş teknolojinin ilk adımlarını attığı neredeyse her anın içinde yeralır. Ardından da televizyon ve reklamcılık.

Kitap, o yıllarda radyo camiasında yer alan hemen hemen tüm ünlüler ile ilgili ufak da olsa bir anıyı içinde barındırıyor. 1927 yılındaki ilk radyo deneyiminde, Eşref Şefik ile anılar birbiri ardına sıralanmaya başlıyor. Yazar büyük çoğunluğunu yaşadıklarından, bazılarını da duyduklarından yazıya dökmüş. 

Amatör bir yazar olarak da olsa anı yazmanın; tarih yazımını yalnızca siyasetçilerin yakınlarına ya da profesyonellere bırakıp, olayların bilinçli olarak çarpıtılmalarından, kullanılmalarından ya da en azından o an için önemsiz gibi görünüp ancak daha sonradan önem kazanabilecek bazı olayların unutulmasından, kat be kat daha iyi olduğu fikrini taşıyorum. Faruk Yener de bunu gerçekleştirmiş. Tanık olduklarını yazmış. Bu tür eserlerde edebi yönden ziyade anlatılına, içeriğine bakmak daha doğru olur diye düşünüyorum.

Çocukluğunda başlayan radyo aşkı nedeniyle, zaten az sayıda olan radyoları görmek için tanıdıkların evlerine gündüz vakti yapılan ziyaretlerin, yayın olmaması dolayısıyla hüsranla sonuçlanması, ilk aşk acısı olarak yazarın yüreğinde yer etmiş.

80'li yıllarda özelleştirmeler yapılırken, yabancılara satılan telefon şirketleri, büyük gürültüler kopmasına neden olmuştu. Kitaptan öğreniyoruz ki  1936 yılında Ankara'da uzun ve kısa dalga vericilerin ihalesini de daha o zamanlarda İngiliz Marconi Şirketi, Ümraniye'deki teknik donanım ihalesini de Amerikan RCA firması kazanmış meğerse.

Müzeyyen Senar bile kitapta yazar tarafından, ''Değişik tipli, güzel bir hanım kızdı'' diye anlatılıyor dersem, anıların ne kadar da geçmişten geldiğini sanırım daha kolay anlaşılabilir. Ya da ''O sırada başlayan Hilton Oteli'nin inşaatı, Radyoevi'nin Boğaz manzarasını kesmeye başlamıştı'' cümlesiyle, İstanbul'un o günleri okuyunun hayalinde belki de daha çabuk canlanır.

Radyoculuğun Türkiye'de yoğun yaşandığı günler, her yabancı ülkenin bir şekilde kendi kültürünü de tanıtmaya çalışmasından dolayı çok eğlenceli ve hızlı geçer. Yazar da bugünlerde Amerika, İngiltere ve Almanya'daki meslekdaşlarından ve kuruluşlardan aldığı davetlerle, kimi zaman kısa kimi zaman da uzun yolculuklar yapar. Deneyim kazanır, gördüklerini ülkesinde de teknik olanaklar çerçevesinde uygulamaya çalışır.

Almanya'da zamanın çok önemli bir yöneticisi ile sohbet ederken, ''Ne kadar talihli bir ülkesiniz, Atatürk gibi bir öndere sahip olmuşsunuz. Bir de bizim önderimizin ülkeyi ne duruma getirdiğine bakın'' demesi üzerine göğsü kabarır. Yöneticinin verdiği öğüt de hiç aklından çıkmaz. ''Yayınlarınızda halkın dilek ve isteklerine çok dikkatle yanıt verin. Halk, dünyanın her yöresinde daima niteliksizi ister. Çoğunluk böyle istiyor diye bu isteklere uymayın, siz her zaman nitelikliye yer verin.'' 

Zeki Müren'in ilk radyo programı ve Radyo'nun telefonlarının kilitlenmesi, Ayten Alpman'ın radyoda çalışmaya başlaması, Yunan Kralı'nın Dolmabahçe Sarayı'ndaki kabul töreninin canlı yayınlanması, halkın da alındığı ilk stüdyo canlı yayınları, Tünel'deki Sahibinin Sesi firmasından veresiye alınan plaklarla yapılan programlar, Şakir Eczacıbaşı'nı evinde ağırlarken gelen jeep'e zorunlu olarak binip İstanbul Radyosu'na gittiği ihtilalin o ilk gecesi, Londra'ya BBC'ye gittiğinde işine son verilmiş olan Can Yücel ile tanışmaları, Radyo'da yayınladığı ''Doğru mu Yanlış mı?'' ya da ''Tamam mı, Devam mı?'' programları, Anten Reklam, Orhan Boran ve Yuki, tecrübesiz spikerlerin şaşırıp ''Trombonla saz eserleri'' gibisinden olmadık anonslar yapmaları, Ruhi Su'nun operada 'Zindancı Rokko' rolünü oynaması, Sadri Alışık'ın eşinden boşanmak üzere akıl danışmak için geldiğinde yaptığı etkileyici (!) konuşma, Muzaffer Tema'nın İstanbul Radyosu'nda flüt çalması ...

İstanbul Radyosu'nun kuruluşu ile doğum tarihimin arasında, iki on yıldan bile daha az olan fark, belki de benim neden bu tür anı kitaplarına son yıllarda daha çok ilgi göstermeye başladığımı açıklayabilir ama, hangi yaştan olursa olsun herkesin, mutlaka öğrenmekten mutlu olacağı anılar barındıran Remzi Kitabevi'nin yayını olan bu kitabı okumasının, özellikle de Basın Yayın öğrencileri için gerekli olduğu kanısındayım.

  

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 344
Toplam yorum
: 155
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 1063
Kayıt tarihi
: 22.07.09
 
 

Okur yazarım. Okur yazarlıktan kastım, okuduklarımı yazmamdır ki, bu yazılarımı genellikle 'kitap..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster