Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

05 Eylül '11

 
Kategori
Futbol
Okunma Sayısı
824
 

TT Arena'dan Kazakistan maçı izlenimlerim

TT Arena'dan Kazakistan maçı izlenimlerim
 

TT Arena'dan


Elde olmayan sebepler nedeniyle, biraz geç de olsa Türkiye-Kazakistan maçını tribünlerden izlemiş bir taraftar olarak izlenimlerimi değişik bir açıdan paylaşmak istedim. 

Maçın başlamasına 45 dakika kala henüz tribünlerin yarısından fazlası boş iken, maç saatinde büyük bir çoğunluğu doluydu. Sadece metro ile ulaşıma açık olan bir stadın (otoparklar kapalı) böylesine hızlı dolması ancak bizim milletimize has bir fedakarlıkla gerçekleşebilirdi. Çünkü metro dışında TEM otoyolu ile stada ulaşmaya çalışanlar da vardı ve bunların stada ulaşma çabalarının görüntüsü, Olimpiyat stadının ilk açıldığı zamanlardaki dağ yollarını aşanlardan farklı değildi. TEM'den gelenler, taş-toprak tepeleri aşarak arama noktalarına ulaşabildiler. 

Metroyla gelenler ise asıl eziyeti çıkışta yaşadılar. Metronun stada bağlandığı açık alandaki turnikeler o kadar az ki, uzun süre sıra gelmesini beklerken eşimizin çocuğumuzun ezilmemesi için oldukça çaba harcamak zorunda kaldık. Stadın açılışındaki protesto sonrası devlet buralardan elini çekti mi bilen varsa bizi de bilgilendirsin isterim. 

Maç öncesi merak edilen konu Emre Belözoğlu ve Arda Turan'ın ıslıklanıp ıslıklanmayacağı idi. Ancak Arda Turan maç öncesi en büyük tezahüratı alan isimdi. Emre Belözoğlu özellikle ısınmanın başlarında yer yer ıslıklandıysa da, daha sonra tribünlerin büyük kısmı ona da tezahürat yaparak moral verdiler. Emre, kendisine moral verenlere alkışla cevap verdi. Arda ve Sabri ise gecenin yumruk şov yapan ilk iki ismiydi. Şut çalışması sırasında Sabri'nin şutlarından önce tribünlerde büyük bir uğultu yükseliyor, kaleyi tutarsa alkış fırtınası kopuyordu. Bir süre sonra Sabri şut atmamayı tercih etti doğal olarak. 

TT Arena nefis bir anfi-stat, tribünlerin daha yarısı doluyken yapılan tezahürat kulakları çınlatıyor. Ayrıca ne kadar yukarıdan seyrederseniz seyredin, sahaya o kadar hakimsiniz ki, bu uzaklığa rağmen yakından seyrediyor hissine kapılıyorsunuz. Burada maça gideceklere, yukarıdan bilet alırken tereddütte kalmamalarını, yan-önlerden almaktansa orta-yukarıdan bilet almalarını öneririm. 

Miili marşımız okunurken Cumhurbaşkanının yanındaki bir büyüğümüz ilk kıtadan sonra alkışlamaya başlamıştı ki, ikinci kıtanın müziği başladı. Ardından hakemin başlama düdüğü ile 90 dakika başladı. 

Kazaklar iyi yardımlaştı 

Maçın başlamasıyla beraber rakip kaleye yükleneceğimizi beklerken, Kazakistan takımının rakip yarı sahaya geçmeyip, kendi yarı alanını çok iyi kapattığını gördük. Özellikle kanatlardaki yardımlaşmalı defans anlayışları, forvetlerimizin kanatlardan beslenmesini engelledi. 

Karşılaşmanın başlarındaki en etkili oyuncumuz Emre Belözoğlu'ydu. Rakibin üzerine giden, topla kat eden, açık arayan, rakibi zorlayan ve oyunu açan isimdi. Ancak Mehmet Ekici ve Selçuk İnan ona yeterince destek veremediler. Bu ikiliden Selçuk'un defansa katkısı ise tam puan aldı, sahanın her yerinde vardı ancak ofansa dönük kalitesini maçın başlarında gösteremedi. Zaten maçın ilk yarısı devam ederken Mehmet Ekici'nin oyundan çıkarılacağını tribünlerde konuşmaya başlamıştık. 

İkinci yarıya da, istediğimiz tempoda başlayamadık. Mehmet Ekici'nin yerine oyuna giren Selçuk Şahin de istenen katkıyı yapamadı. Buna rağmen kalite farkı ve hedefi olan bir takım olmamızın etkisi ile rakip alandan çıkmadık. Nasıl olduysa ilk defa kalemize yaklaşan bir Kazak futbolcu orta mı yaptı anlayamamışken top kalemize giriverdi. Bunlarla 5 defa maç yapsak sanırım yarım gol ya yeriz ya yemeyiz. 

Emre'nin sakatlanması ile yaratıcı oyuncu sayımız eksilirken, diğer yandan maçın skoru hakkındaki endişelerimiz artmaya başladı. Gökhan Töre vızır vızır bir solak ancak bazen kendisini de çalımlıyor. Takıma ısındıkça ve güveni arttıkça daha iyi olacağı hissini verdi. 

Bu arada, kaçan penaltıyı herkes takip etmiştir, anlatmayalım. 

Daha sonra Burak'ın golü geldiğinde tribünlerde uzun süre sevincini yaşadık. Hatta penaltıyı kaçırdığı için onun adına da sevindik. Stat hoparlörlerinden anonslar yapıldı, 10. Yıl marşını dinledik, zıpladık, skorbortta 2-1 yazdı vs. Sonra bir baktık ki Arda sarı kart gördü, skorbort 1-1'e döndü. Bugün bile o golün hangi gerekçeyle iptal edildiğini anlayabilmiş değilim. TV başından nasıldı bilmiyorum ama maçın Fransız orta hakemi de maç boyunca bizi deli etmek için ne lazımsa yaptı. 

Dakikalar ilerledikçe gol atamayacağımıza dair endişelerimiz arttı. Hele bir de Selçuk kırmızı kart görünce.. 

Maçın adamı Arda Turan oldu. 

Maçın başından itibaren lider kimlikli bir futbol sergileyen, 5 rakip arasından Kazım'a "al da at" pası veren, bir pozisyon sonrası tribünlere destek çağrısı (işareti) yapan, penaltıyı yaptıran Arda bu dakikalardan itibaren daha da ön plana çıktı. Önce kırmızı kart gören Selçuk'un dışarıya çabuk çıkmasını isteyen, morali bozulan takımı gayretlendirmeye çalışan, sahaya giren bir taraftarı fırçalayıp yakalayan sonra da güvenlik görevlerini sakinleştirerek koruyan Arda, son serbest atış pozisyonda da sorumluluk aldı. Arda topu eline aldığında, takımdan hiç kimse ona itiraz etmedi ya da kendisi atmak istemedi. Takımın fiili lideri olduğu öylesine açık seçik hissediliyordu ki anlatmak gerçekten zor. "Galatasaray'da kaptanlık yapamaz, daha erken" diyenlerin orada olmasını isterdim. 

Gelen golün sevinci büyük oldu tabi. Ancak golün bu kadar gecikmesi, bizim de stat çıkışında ezilme tehlikesi geçirmemize neden oldu. Maça giderken bizim gruptan bir arkadaş, 2-3 fark olursa bizim de metroda sıkışmamak için 5 dakika erken çıkabileceğimizi söylüyordu. Bu fikri kabul görmedi ancak bu fikirde olan taraftarlar mutlaka vardı ve onlar erken çıksalar belki biraz rahatlama olurdu. 

Özellikle stat çıkışındaki bu eziyete çare bulunmalı. 40-50 bin kişi, 10 tane turnikeden çıkmaya mecbur bırakılmamalı. 

Skor istediğimiz gibi oldu ancak Avusturya maçında bu oyunla oradan beraberlik çıkarmak bile iyimserlik olur. Hele Hamit, Nuri ve Gökhan Gönül gibi eksiklerin üstüne, Emre Belözoğlu sakat ve Selçuk İnan kırmızı kart cezalısı iken işimiz daha da zor. Ancak oyun felsefesinde yapılacak (belki Cenk Tosun'u da kapsayan) bir değişiklik, galibiyete uzanmamıza neden olabilir. 

Ben kadroya dahil edilen Yekta'nın ilk 11'de oynatılacağını düşünüyorum. Mevcut aday kadro içinde bu iki oyuncunun birden açığını kapayacak başka bir oyuncu olmadığını düşünüyorum. 

2012 hedefine bu kadar yaklaşmışken, Salı gecesi hep beraber galibiyeti kutlamayı diliyorum. 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

sadece maçı değil, bütünü anlatmış seyircisiyle, stadyumuyla, ulaşımıyla, yani tüm ambiyansıyla. Zevkle okudum. TV'den, zevk almadan, laf olsun diye izledim maçı. Sol yanağımda buz kalıbı vardı. Uzman sensin. Ama sıradan bir izleyici olarak ben (tüm skor heyecanına rağmen) gazozuna gibi gördüm bu maçı. Laf olsun diye oynanıyormuşçasına. Sayılmayan golü kimsecikler anlamadı. Kaçan penaltı da, Arda'nın can kurtaran golü de tesadüftü (Biri direk, öteki savunma çarpmalı). Sabri'nin şut çalışmasını harika anlatmışsın:-). Yarın işimiz zor gibime gelir. Affetmezler laf olsun gibisine oynayanı. Kalemine sağlık. Dost selamlarım ve sevgilerimle.

pirmete 
 05.09.2011 22:31
Cevap :
Senin bu yorumunun güzelliği de moral verdi bana, çok teşekkür ediyorum. Yazımın hangi boyutta etkili olabildiğini görmüş oldum. Keşke imkan olsa da her maça giderek anlatabilsem.. Geçmiş bayram münasebetiyle ellerinden öpüyorum, selam ve saygılarımla..  05.09.2011 23:41
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 293
Toplam yorum
: 469
Toplam mesaj
: 44
Ort. okunma sayısı
: 1058
Kayıt tarihi
: 07.11.08
 
 

Sporun bir kavgadan çok; ahlak, mücadele, eğitim, zeka ve dürüstlük olduğuna inanıyorum. Doğaya, ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster