Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

10 Ocak '19

 
Kategori
Edebiyat
Okunma Sayısı
138
 

Tükenmez Kalem Tükendi mi?

Eskiden A4 boyutunda boş bir sayfa koyar önüme öylece bakardım. Tükenmez kalemim ya kâğıdın üzerinde ya da yanında onu elime almamı beklerdi. Bazen hiç beklemez karıştırırdım kalemin karasını kâğıdın beyazına, bazen de dakikalarca, saatlerce beklerdim parmak bile oynatmadan. O beyaz sayfa tarlamdı aslında benim, özenle ekersem bilirdim ki aynı özenle o da bana karşılığını verecek. Baştan savma bir ekimin geri dönüşü ise baştan savma bir yazı olacak.

Şimdi ise devir değişti. Yine var belki beyaz kâğıt ve tükenmez kalem ama yazmak için bilgisayarlarımızı tercih ediyoruz. Eskiden sayfayı önüme koyuyorken şimdi de bilgisayar ekranında açıyorum beyaz bir Word sayfası. Eskiden kalemim beklerken, şimdi de klavyenin tuşları bekliyor onlara dokunmamı. 

Bize eşlik eden yardımcılarımız değişse de yazmaya başlamak için yapılan zihinsel hazırlıklar değişmedi. İster gerçek bir sayfa olsun, ister bilgisayar ekranında sanal bir sayfa, ikisi de benden özenli bir ekim bekliyor. Bekliyor diyorum da aslında onların pek umurunda değil… Onlar kibarca; ''Ne ekersen onu biçersin'' diyorlar.

Bu yazıma başlamadan önce, hazırlıksız ve ne yazacağımı(ekeceğimi) bilmeden oturdum bilgisayar başına. Açtım boş bir sayfa, önce uzun bir süre bekledim. Yazacak onca konu varken! Yazacak bir şey bulamadım! Sonra ani bir kararla bilgisayarı kenara bıraktım. Eski günlerdeki gibi kalemin karasını, kâğıdın beyazına karıştırmaya niyetlendim.

Dolabımdan üç beş tane bembeyaz kağıt çıkardım. Hafiften heyecanlandığımı söylemeliyim. Kokularını içime çektim kâğıtların, işte o kokunun hem beynimde hem gönlümde bir yerleri uyardığını, birilerini uyandırdığını hisseder gibiydim. Onları masanın üzerine bırakıp, uzun süredir kullanmadığım, özenle kutularına koyup kaldırdığım tükenmez kalemlerimi almaya gittim. Düzenlemediğim için karma karışık olmuş kütüphane dolabımın içinde buldum eski dostlarımı, alıp heyecanla masaya döndüm.

Masa üzerinde boş bir kâğıt ve üzerinde onu elime almamı bekleyen kırmızı tükenmez kalemim hazırdı. Ben de hazırdım aslında… Çok fazla beklememe gerek yoktu, kâğıt ve kalemimin gönlümde uyandırdığı birileri, ruhumun kulaklarına bir şiirin ilk satırlarını fısıldamaktaydı. Heyecanla aldım kırmızı tükenmez kalemimi elime, şimdi sıra kalemimdeydi, benim ona ilettiklerimi o da kâğıdın kulaklarına fısıldayacaktı…

Kalemim; dudaklarını dokundurur dokundurmaz kâğıda anladım bir terslik olduğunu çünkü en ufak bir mürekkep izi belirmemişti kâğıt üzerinde. Bir daha denedim… Bir daha… Ve bir daha! Ama nafile! Sanki kalemim kurumuş ve bana küsmüşçesine tepki vermiyordu. Kaldırıp salladım, iki avcuma alıp sıcak nefesimi üfledim fakat değişen bir şey olmadı.

Olabilir miydi? Kalemim bana küsmüş müydü? Gelişen teknolojiye, bilgisayara ya da bizi esir alan interaktif sanal dünyaya mı değişmiştim onu? Hadi canım sen de… Öyle şey olur mu? Basit bir kalem işte, belli ki uzun süre kullanılmayınca kurumuş. Yani… Tükenmez kalem tükenmiş herhalde!

Kırmızı kalemimi kenara bırakıp, mavi kalemimi aldım elime ve onun da tenini değdirdim kâğıdın tenine fakat o da fısıldamadı kâğıdın kulaklarına benim onun kulaklarına fısıldadıklarımı. Neden ikisi de yazmaz olmuştu ki? Bana bir şey mi söylemek istiyorlardı? Derken kırmızı kalemim masanın kenarından yuvarlanarak yere düştü sanki benden uzaklaşmak istiyormuşçasına. Tüm hevesim kursağımda kaldı. Daha fazla zorlamak istemedim ve ikisini de kutularına yerleştirip dolaptaki yerlerine geri koydum.

Ne yazacağım şiir kaldı aklımda ne de yazmak için bir istek. Zihnimde karmakarışık kelimeler dolaşıyordu sadece; kalem, kâğıt, bilgisayar, Word, tarla, ekmek, biçmek, eski, yeni, şiir ve daha birçok birbirinden kopuk kelime.

Zaman epey ilerlemişti.

Tam da o anda, kan toplamış, uykusuz gözlerim üzerine güneş doğmaktaydı…

Tam da o anda, uyanmam için kurduğum telefonumun alarmı çalmaktaydı…

Ve… Tam da o anda, gönlümde uyandırılmış birileri tekrar uykuya dalmaktaydı!

***

Saygıyla... 10 Ocak 2018 - Denizli / Özkan SARI

Burcu ERSÜ, Erhan Salman bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

Bu blog Editör'den Öneriler alanında yayınlanmaktadır

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Tam 54 yıl önce almıştım kalemi elime. O gün bu gündür hep yanı başım da durur. Ajandam veya not defterim yanımda olmayınca eksik hissederim. Buna rağmen yazdığım yazılarımın hemen tamamına yakınını ne yazacağımı hiç bilmeden oturduğum klavyemin başında ilk cümlenin arkasından sürüklenip doğuyor hep. Yalnızca şiirimsi şeyleri not defterime veya cep telefonumun not kısmına yazıyorum. Şu an klavyemin çok kullandığım tuşların parlaklığı yansıdı, bir de ara tuşunun sağ tarafı parıldıyor. Hani demişler ya işleyen demir ışıldar diye. Yazmayan kalem paslanır, küser. Arada bir tadına bakmakta fayda var sayın Sarı. Kalemin daim olsun saygıyla.

Adil Bozkurt 
 10.01.2019 17:04
Cevap :
Yazmak bir sevdaya dönüştüyse benliğinde, kalem de hoş, kağıtta, telefon da hoş, bilgisayarda. Teşekkürler Adil Bey, Saygıyla...  11.01.2019 16:51
 

Ben hala yanımda notluk taşıyor ve her aklıma geldiğinde birşeyler karalıyorum. Ve hala yazılarımı önce kağıtlarla sonrasında klavyeyle buluşturuyorum.. Sevgi ve saygılar:)

Songül YAŞAR 
 10.01.2019 11:33
Cevap :
Kağıt ve kalemin yerini, onlara dokunmanın hazzını elbet elektronik cihazlarımız bize sunamıyor fakat birçoğumuz artık yazı konusunda işlerimizi elektronik cihazlarımızdan yapıyoruz. Teşekkür ederim. Saygıyla...  10.01.2019 12:32
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 111
Toplam yorum
: 332
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 2178
Kayıt tarihi
: 05.09.15
 
 

Kalın Sağlıcakla... ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster