Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

12 Haziran '08

 
Kategori
Ekonomi - Finans
Okunma Sayısı
2489
 

Tüketimin İnce Felsefesi (2)

Tüketimin İnce Felsefesi (2)
 

Fotoğraf:www.satirarasi.wordpress.com


“Tüketmek yaşamaktır “ diyen bazı araştırmalara göre yaşam bir sanattır. Tüketmek de yaşamın vazgeçilmez önemdeki bir öğesi olarak, o da sanattır. Yok eden, her şeyi hoyratça kullanıp bitiren bir tüketim anlayışının ötesinde, yaşamda seçenekler, mutluluk, hatta kimilerine göre de özgürlükler getirebilen ve içinde yaşadığı dünyayı yok etmeyen bir tüketimi insanlığın gerçekleştirmesinin olanaklı olduğunu düşününler de bulunmaktadır. Bu grup, günümüzde giderek azımsanamayacak bir çoğunluk oluşturmaya başlamaktadır.

Yazının ilk bölümü için bkz.: http://blog.milliyet.com.tr/tuketimin-ince-felsefesi/Blog/?BlogNo=112500 

Aşırı tüketmek tükenmektir;

Frankfurt Okulu'nun en son temsilcilerinden Jürgen Habermas’ın, " Sosyoloji Bilimi "ne verdiği en önemli katkıların başında “ İletişimsel Eylem Yaklaşımı " gelmektedir. Habermas, bireylerin özgür olabilmeleri için, iletişimsel eylem içerisinde olmaları gerektiğini ileri sürmüştür. Ona göre, "... bugün insanların karşı karşıya kaldığı en önemli engel, bağımsız ve eleştirel düşünebilme alanlarının yok edilmiş olmasıdır..." (1)

İletişimsel Eylem teorisiyle, Habermas iki temel kavrama işaret eder. Bunlar; sistem ve yaşam dünyası kavramlarıdır. Ona göre; " Sistem dünyası " bürokrasinin, akılcılığın ve teknolojik ilişkilerin hakim olduğu dünyadır. " Yaşam dünyası " ise, toplumda her bireyin yaşadığı günlük yaşam dünyasıdır. Bu dünyada çoğu zaman akılcılık değil, duygusal ve yüz yüze ilişkiler hakim olmaktadır.(2)

" Sistem dünyası " açısından toplumsal reflekslerimize baktığımızda sıkıntılı, zor, çaresiz koşullar altında bulunanlara yardım eğilimlerimizin, örneğin, son olarak Çin'in Sezuan eyaletinde meydana gelen ve 70.000'e yakın kişinin yaşamını kaybettiği depremde, yerel ve uluslararası toplumun acil bir yardım için örgütlenebilme kapasitesinin, bu toplumların örneğin ticaret, alış-veriş, tüketim veya silahlanma konularındaki refleks ve duyarlılıklarının maalesef oldukça gerisinde olduğunu gözlemliyoruz.

Diğer taraftan " Yaşam dünyasında ", bireysel olarak ise, "yabancılaşma" ve "geleceğin koyu belirsizliği" gibi güçlü duygular içerisindeki günümüz insanı, yoğun bir kaygı içinde yaşa(tıl)makta ve çoğu kez tükettiği ölçüde mutlu olabildiği sanısına kapılmaktadır. Bu çerçevede, doymak bilmezliği, yeme-içme, satın alma vb. alanlardaki yüksek iştahıyla aşırı kaygılı nevrotik kişiliğe de bürünebilmektedir. Bu bağlamda genel olarak nevrotik bir kişilik yapısı yanısıra tüketmek ve alışverişle bağlantılı olan birçok ruhsal rahatsızlıkdan söz edilebilir. Alışveriş iştahı, sahip olma hırsı, tüketim eşyalarına-nesnelerine düşkünlük, aşırılık, kontrolsüz biçimde ve dizginlenemiyorsa bu durum bir rahatsızlık haline gelmiş demektir.

Eşya Fetişizmi, Eşya Tutkunluğu, Alışveriş Bağımlılığı ( Oniamani ), Post-travmatik Alışveriş Rahatsızlığı, Obsessif-Kompolsif Alışveriş Bozuklukları gibi psikolojik sorunlar, “ tüketici patolojileri ” olarak sayılabilmektedir. Amerikan Psikiyatri Derneği, alışveriş sendromunu “Obsessif Kompolsif Bozukluklar ( takıntılı satın alma durumu) listesine almıştır. Önüne geçilemez alışveriş tutkusuyla tüketiciler, alışveriş yaparlarken geçici olarak mutlu olabilmekte, fantezilerini gerçekleştirebilmekte, bu süreç bittiğinde ya da kesintiye uğradığında ise birden bire adeta çökmekte ve mutsuz olmaktadırlar. Bu gibi rahatsızlıklardan biri olarak “ bağımlılık ” durumunda, bireyin kendini gerçekleştirmek için tüketiyor olması yerine, bireyin kendisi tüketim tarafından tüketilmektedir. (3)

Bu tür rahatsızlıklardan kurtulabilmek için öncelikle psikiyatrik ve psikolojik yardım almak günümüzde giderek önem kazanan bir sorun haline gelmektedir. Bunun yanında, bireysel olarak ilk olarak yapılması gereken şey, kişinin kendi durumu ile ilgili farkındalığını ve buna dayalı düşünce tarzı ile yaşam biçimini değiştirebilmesidir. Seçme ve tüketme özgürlüğü sadece kendini gerçekleştirmek, kendini ifade edebilmek değil, aynı zamanda kendini yönetebilmektir de. Sonuç olarak kişinin kendisini yok eden bir tüketimden kaçınabilmesi, toplumsal olduğu kadar bireysel çabaları da gerektirmektedir.

Eşyalar mı bize hizmet ediyor, yoksa bizler mi onlara hizmet ediyoruz?

Yaşamda, henüz bebekliğimizden itibaren " ...Senin odan, senin oyuncağın, senin kitabın..." gibi hitaplarla geleneksel sahip olma modeline doğru farkında olmaksızın yönlendiriliriz. Herhangi bir objeye sahipliği vurgulayan bu tür konuşmalar bebeklikten çocukluğa adım atanları " sahiplik kavramı "nın yaşamın temel kavramı olduğunu düşünmeye itmektedir. İlk çatışmalar da böyle başlar. Komşu iki çocuk, ilk kavgalarına çoğu kez oyuncak ve eşyaların “ sahipliği “ konusuyla başlarlar. Yaş ilerledikçe bu çatışma ve kavgalar da daha nitelikli kullanım mallarının sahipliği konusunda devam eder gider.(4)

Aslında sahip olma fikri, bir ölçüde gelişmeye de yol açabilir. Çünkü sahip olunanlar korunur. Örneğin odanıza sahipseniz onu temiz, bakımlı ve düzenli tutmaya daha bir özen gösterirsiniz. Fakat sokağa sahip değilseniz, bu konuda çoğu kez benzer bir özen sergilenmez. Zenginler, sahip olduklarını korumak için evlerini duvarlarla çevirirler; girişlere güvenlik görevlileri koyarlar. Bir başka örnek vermek gerekirse; ülkemizdeki iş merkezleri konumundaki modern gökdelenleri dünyadaki örneklerinden ayırmak günümüzde pek de olanaklı değildir. Fakat bu gökdelenlerin ya da çok modern bazı fabrikaların kapı önlerine değin giden yollar o denli güzel ve bakımlı değil, aksine birer kasaba yolu görünümündedir. Çünkü iş gökdelenine sahip olan kişiler kendilerini ona giden yolların kollektif sahipleri olarak düşünme eğiliminde değildirler. Bu nedenle gökdeleni korur; fakat "sahip olmadığı" yola yatırım yapmayı, onu özenli tutmayı düşünmezler. Aynı duyarsızlığı kişisel mülk olan evlerle kamu lojmanlarının perişan halini karşılaştırdığımızda da görüyoruz.

Bu sorunun üstesinden gelebilmek için çocuklarımıza ilk önce sadece küçük bir odanın ya da oyuncağın değil, tüm evrenin sahibi olduklarını anlatabilmeliyiz. Bir çocuk evrene sahipse, oyuncağının biri pekala arkadaşının evinde kalabilir. Çünkü arkadaşı da evrenin içindedir. Evrene sahip olduğunu düşünen insanlar, sadece kendi odalarını, iş kulelerini ya da fabrikalarını değil, tüm dünyayı korumaya çalışırlar. Daha geniş bir çerçevede ise, çevreyle ilgili sistemi, evrensel sistemi bozacak eylemlerde bulunmaktan özenle kaçınırlar.

“…Ne durduğu farketmeyecek abanın altında / Saatin, sadece saati gösterecek; / Telefonunu sadece telefon etmek için kullanacaksın. / Küçük bir not defteri olacak bilgini en hızlı sayan…” (Y.Ergir "Düş hekimi")

Bu konuda bir “ optimum “ kavramına ve anlayışına gereksinim var;

Küreselleşme ve Yeni Dünya Düzeni'nin zıtlıklarından ve çelişkilerinden oluşan 21. yüzyıl ekonomisinin hızlı değişen yapısını ve çoğulcu kültürünü açıklamaya çalışan, dünyanın önemli pazarlama ve marka uzmanlarından biri olan Jay Pattisall'a göre, hızlanmış bir kültür içinde yaşıyoruz. Bu kültür, sadece internet ve iletişimde değil, yaşamın her alanında kendini hissettiriyor. Latince " E Pluribus Unum" ( çokluktan birliğe ) deyiminin , " E Una Pluribu " ( birlikten çokluğa) dönüşmesine yaşantılarımızda tanık oluyoruz diyor J. Patrisall. Çok değişik yaşam biçimlerinin ve kültürün bir arada bulunabilmesinin olanaklı olması bu oluşumun bir sonucudur denilebilir. Tek tipleşmenin aksine, çeşitlenmiş ve farklılaşmış yaşam biçimlerinin, yaratılan yaşam anlamları etrafında bir arada bulunabilmesi artık zenginlik olarak görülmektedir. İşletme ve yönetim alanındaki önemli düşünürlerden Jay Ogilvy'e göreyse; günümüzün düşünce ve yaşam tarzında ' ya o, ya da bu ' değil, ' hem o, hem de bu ' şeklindeki sentez egemen olmaktadır. Birbirlerine zıt ve çelişkili gibi görünenlerin ' aynı anda ' ve ' bir arada ' olabileceğinin fark edilmesi görüşü ve eğilimi dünyada hâkim olma sürecindedir. Bu durumun oluşmasında hiç şüphesiz ki son çeyrek yüzyıla damgasını vuran “ post-modern düşünce yapısı “ ve ikliminin de büyük katkısı vardır.

Yazımın birinci bölümünden itibaren dile getirmeye çalıştığım tüm bu eğilim ve gelişmelere karşın, eğer insanlar çok az ya da çok fazla şeye sahip olduklarında, hem kişilikleri ve değerleri hem de çevre zarar görüyorsa, şu sorular akla geliyor; “ Ne kadarı yeterli ? “, " Dünya ne kadar düzeydeki bir tüketime dayanabilir? “, “ Dünyadaki tüm insanların gezegenimizin doğal denegelerini ve yaşamın sürdürülebilirliğini çöküntüye uğratmaksızın rahatça yaşamaları olası değil midir? ”

Evet, “Peki, ne kadarı yeterli?“ Bir yandan dünyamızın az gelişmiş bölgelerindeki yoksulluğun yarattığı maddi açlığın, diğer yandan tüketim toplumunun beraberinde getirdiği duygusal boşluğun nasıl karşılanabileceği, nasıl olup da dengelenebileceği hususu bu konuda akılcı bir “ optimum tüketim“ kavramını ve anlayışını geliştirmeyi ve bunu uygulayabilmeyi zorunlu kılmaktadır kanısındayım.

Eğitim ve düşünce yapılarımızın ve yaşam biçimlerimizin bu yönde akılcı bir evrimi yakalayabileceği konusunda umutlarımızı koruyabilmek dileğiyle…

“…Basit yaşayacaksın, basit / Sanki yaşamın bir gün sona erecekmiş gibi / basit...”

( ve gelecek kuşakları da düşünerek basit yaşacaksın / basit ve sade.-İ.E.K. )


İ.Ersin KABOĞLU,

12 / haziran / 2008, Ankara

Kaynaklar:

(1) Jürgen Habermas, " İletişimsel Eylem Kuramı ", Çev. Mustafa Tüzel, İstanbul, 2001.

(2) Rıza Üsküdar, " Frankfurt Okulu ve Habermas ", MB, 08. 06.2008

http://blog.milliyet.com.tr/Blog.aspx?BlogNo=113572

(3) Prof. Dr. Yavuz Odabaşı, " Tüketim Toplumu ", Sistem Yayıncılık, 1999, I.Baskı.

(4) Gülay Erkek, " Sade yaşam Grubu " üyesi, www.sadeyasam.com.tr

(5) İ.Ersin Kaboğlu, " Tüketimin İnce Felsefesi (1), MB

http://blog.milliyet.com.tr/Blog.aspx?BlogNo=112500

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Sözünü ettiğiniz o evrene sahip olma güdüsü aşılanabilseydi ne güzel olurdu aslında. Haber "tek başına" dostumuzun sayesinde fark ettiğim habertük'ün bir haberinde adı geçen "Başbakanımız dünyanın sekizinci zengini" haberine rastlamazdık sanırım. Halkı yoksulluğun sınırlarında çile doldururken. Elinize sağlık. Sevgilerimle

Ayrıntıda gezinmek 
 13.06.2008 0:53
Cevap :
Algı, ilgi, düşünce ve yazım dünyası çook derin ve ince ayrıntıların üretken " Hanım Sultan"ı. Bu güzel temennin, benim de kaçırdığım ilginç " haber " iletin ( bakınız şu işe, daha iki buçuk yıl önce " maaşımız çok az " diye yakınırken!) ve değerli yorumun için sonsuz teşekkür ve sevgilerimle...  13.06.2008 16:04
 

'Malda yalan mülk de yalan... Al biraz da sen oyalan!' Alacak çok yolumuz var daha değerli kardeşim... Sabırla... aşkla yürüyeceğiz. Gönlün sağ olsun...

yeşilsoğan 
 12.06.2008 19:24
Cevap :
Evet! Büyük Yunus'un ve daha nicelerinin deyişleri eşliğinde "...sabırla ve aşkla yürünecek..." daha çook yolumuz var. Yürünmez mi? Tabii ki yürünür! Bin yıl sürse de...yürekten teşekkürler " Güney" in özü sözü doğru ve bir has çocuğu! Gönüller birlikte sağ olsun! İçten teşekkürlerimle...  13.06.2008 15:51
 

Ersin Bey, yazınız beni ta çocukluğuma götürdü. Hatırlıyorum da çocukluğumuzda iplik makaralarından, “itki” adı verilen oyuncaklar yapar ve yaz tatili boyunca iterdik. Kısacası ittiğimiz itkinin üretiminde alın terimiz vardı. Dolayısıyla oyuncağımız bizim için değerliydi. Günümüzde, günü birlik kullandığımız her şey, onu tüketiyor olmamızın dışında, bizler için hiçbir şey ifada etmiyor. Bu da bir türlü dizginleyemediğimiz tüketim çılgınlığına yol açıyor. Bu durum, satın alacak gücü olanı da, olmayanı da etkilemektedir. Çünkü maddi durumu olmayan tek başına değil, onun da ailesi ve çocukları var. Onlar da çılgınca tüketenleri görüyorlar. Sonun da insan, zaman zaman yapılan hamburger yeme yarışmasındaki yarışmacılar gibi, kesintisiz tüketiyor. Ancak bireyler bu yanlış hareketleriyle, kendilerini de tükettiklerinin farkına bir varabilseler. Bu paylaşımınız için teşekkür ederim. Tekrar görüşmek üzere, sevgi ve saygılar.

Rıza Üsküdar 
 12.06.2008 18:25
Cevap :
Beni de çocukluk dünyamın, o basit, fonksiyonel ve yüzde yüz yerli malı oyuncaklarıyla dolu güzel anılarına gönderen bu güzel yorumunuz için çok teşekkür ediyorum Rıza bey. Ben de bahsettiğiniz bu duyumsamaların tatlı eşiğinde geçen yıl, 17 Aralık tarihli " Topaç, çiçek dürbünü ve biz " başlıklı bir blog yazmıştım. " İtki" iri terzi makarası telkerlekli, ahşap kasalı, tel direksiyonlu arabalarımız oluyor herhalde. Eğer oysa, isim hem anlam hem de öz Türkçe oluşu açısından çok hoş! Bizde ismi farklıydı, bu ismi sizin bu güzel yorumunuz aracılığıyla yeni öğreniyorum. İçten teşekkür, sevgi ve saygılarımla...  13.06.2008 15:46
 

Çağımız insanı yabancılaştığı doğasıyla, mutsuzluğunu, zaaflarına teslim olmayla takas ederek, güçlü kimlik satın alma eylemini giderek abartmıştır. sonu gelmeyen bir fetişizm peşinde koşan doyumsuz insanın hep daha yeniyi almasının neticesinde arkasında bıraktığı aslında birçok yoksulun ihtiyaçlarına yetecek denli büyük bir çöplüktür. Daha çocukken oyuncağını paylaşamayan ve sonra dünyayı paylaşamayan bu büyük zaaf, mutlu insana ait değildir. Mutsuz insan harcar, nesneleri, ilişkileri, benliğini... öte yandan incil'den sonra en çok okunan kitap "das kapital" olduğuna göre, bilinçlendikçe zaaflarına savaş açacak insanlığın varolacağı umudunu ve ideallerini taze tutmak gerekir. Sonuçta hiç bir mülkiyetimizin kalmayacağı gün doğaya karışıp gittiğimizde, gelecek nesilleri hepten yokolmuş bir dünyada yaşamaya terk etmemek için özenle sorgulamamız gereken bir olgu TÜKETİM... Bu yöndeki değerli üretimin ve insanlığa bilinçlenme adına kattıkların için tebrik ediyorum. umutla, sevgilerle

ilke Veral Coşkuner 
 12.06.2008 18:12
Cevap :
"...Güçlü kimlik satın alma..."! Yine gerçeği en hassas ve gölgede kalan yanlarından kavrayan kıvrak, analitik, sanatsal ve estetik bir zeka yansıması. Niçin satın alınır bu güç(lü) kimlikler ? Bunu diğer güçlülere karşı kullanma, zaman, zaman da ezme seansları için. Bir de herkes aynı şeyin peşinde olunca ne olur ? Dışardan bakılınca sanki bir " Lunapark " da çarpışan otolar oyunu gibi. Eğlenen onlar, kaybedense evren, insanlık ve gelecek kuşaklar. Pistin dışında durup, buruk bir tavırla da olsa, şöyle kolları kavuşturup seyretmek ve zaman zaman da uyarılarda bulunmaksa bizlerin seçimi. Sanırım daha anlamlı. Her şeye karşın, umutla ve sabırla...içten sevgilerle.  13.06.2008 16:22
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 342
Toplam yorum
: 3258
Toplam mesaj
: 251
Ort. okunma sayısı
: 2360
Kayıt tarihi
: 05.10.07
 
 

Samsun/Ladik doğumluyum. Çocukluğum ve ilk gençlik yıllarım babamın görevi gereği ülkemizin Orta ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster