Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

22 Eylül '10

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
531
 

Tümevarım ile gümevarım

Tümevarım ile gümevarım
 

Bekliyorsun! Belki bir telefon, belki bir mektup, bu iletişim çağında belki bir mesaj ya da verdiğin ışığa karşı bir işaret. Hepimizin türlü beklentileri var. Günümüzün bu ağır sosyoekonomik şartlarında dilimize en çok pelesenk olan kelimelerden biri de “beklenti” oldu. Devamlı bekliyoruz. Birisi arayacak. Birisi mesaj atacak. Birisi gelecek. Bana piyangodan para çıkması beklentisindeyim. V.s, v.s, v.s,

Amma da olasılık var değil mi? “Beklenti” ve “Olasılık” şimdi ikisini bir arada düşünelim…

Zaten her beklentinin gerçekleşmesi olasıdır.

İşsiz birine bir telefon geliyor ve “Efendim sizi (……) maaş ile şirketimizin başına genel müdür yapmak istiyoruz”

Olur mu dersiniz? Hiç sanmam ama bu da bir beklenti değil mi?

Velev ki oldu. O zaman bu durum; “olasılık kavramı” içindedir.

Şu piyango işi var ya! Uzun yıllar önce “Bütün Dünya Dergisi”nin bir sayısında okumuştum. Piyangodan para çıkma ihtimali; güneşli bir havada başına yıldırım düşme ihtimalinden azmış.

Ama o da olası… Düşer mi düşer…

Olası ve beklenti! Yine ikisi birden geldi. Bari teker teker vursalar! Biraz teslimiyetçi mi olduk ne? Baksanıza bize vurmalarına bile razıyız. Hazır yeri gelmişken şunu diyeyim: size vurmalarına asla suskun kalmayın!

Şu arabesk denen illeti hiç sevmem. Ama arabesk içindeki şu “acılı” sözüne de bayılırım.

Bunda; Balkanlı olmanın verdiği bir “acıseverlik” egemen olsa gerek… Bir Doğulu dostumuzun evine yemeğe gittim. Başlangıçta çorba vardı ve masada bir tabak içinde “acı biber” bulunuyordu. Her zaman yaptığım gibi bir çorba kaşığı biberi çorbaya attım... Baktım herkes bana bakıyor. Sandım ki ayıp ettim bir yarım kaşık daha attım ki herkes feryadı figan… “Aman Boji, ne yaptın bu çok acıdır bizim memleketten geldi.” Çorba bitti bende tık yok ama herkesin çorbası soğudu. Meğerse ne zaman gözlerimden yaşlar dökülecek diye bana bakmaktan çorbalarını içmemişler.

Ben mi ne yaptım? Susun! İkinci kaşık fazlaymış ama hiç belli etmedim…

Şimdi nereden çıktı çorba ve acı biber meselesi? Efendim inanınız ki bu memleketimizin çok önemli bir meselesidir ve arabeskin özünü belirleyen unsurlardan biridir.
Ve bu acı işini kimse inhisarına almasın, acı her yerde acıdır! Dünya’nın her yerinde canı acıyanlar “Ufff oldum” demez mi? Ya da çocukları korkutup ağza sürülen ya da olasılık kavramı içinde sürüleceği söylenen acı biber değil mi?

İşte burada bizim yazı çorba oldu. Sen misin olasılık v.s. derken acı ve çorbaya ulaş!

Tam da bana göre azizim. Bayılıyorum bir şeyler yazarken bilinçli “çelişki”ler yaratmaya…

Hani şu benim yaptığımı mesela Çorumlular yapmazmış. Vallahi ben askerliğimin bir bölümünü Amasya’da yaptım, sanırım bu onların komşu il Çorum’u çekememezliği olmalı! Leblebi derken akla ne gelir? Çorum elbette. Peki, neden bu negatif benzetme?

Çorum’un bahsi geçmişken aklıma “Yahu bu illerin ve ilçelerin ne günahı var?” diye Yalova Kaymakamı ve aşağı doğru Kasımpaşa misali takılıverdi!

Çok şükür Yalova işi halloldu! Yalova’yı kaymakamlıktan kurtarmak için il yaptılar ve artık Yalova Kaymakamı yok! Ama Kasımpaşa’nın işi halen zor görünüyor…

Şimdi yazımın baş tarafını bir daha okuyup “tüme” varmam gerekli. Beklenti, olasılık iyi de acı ile çorbayı nasıl kavramsal bir ilintiye katacağız… Bunu biliyorum ama “tümevarım” derken bizim yazı güme gitti de “gümevarım” diye tam da bana yakışır bir kavram daha ortaya çıktı…

Bektaşiye “Dünya’nın en güzel üç şeyi nedir?” diye sormuşlar. Soran “şey” dedi ya Bektaşide cevap hazır. “Mey, ney ve şey” demiş.

"Mey" nedir? Bu kolay! Zaten bir firma bu tanımı kapmış rakıları ve tabi de paraları kasasına dolduruyor. Anlayın işte “mey” demek “içki” demek!

Ama “Ney”in işi zor! Senelerce eğitimini almak gereken özel bir saz…

Peki, “Şey” derken Bektaşi ne demek istedi?

Sanırım hepiniz bal gibi anladınız! Burada şey mey derken arada beni ciddi biri sananlara karşı da karizmayı çizdirmeyelim. Onlar yine beni ciddi biri sansınlar...

Fakat bu satırları yazarken düşündüm de Bektaşi çok güzel demiş. Meyle içkiyi, neyle müziği ve şeyle de…

Pardon sustum! Siz ne derseniz o olsun! Ben utangaç adamım. Vallahi yüzüm kızardı. Gerisini yazmıyorum…

Şimdi beni kim kurtaracak bu yazının finalinden bakalım.

Çorba değil çorbanın daniskasına doğru kepçe sallama modundayım. Bakalım kaçıncı paragrafta ve saat kaçta kendimi bu yazıdan kurtarabileceğim.

Bir de kötü huyum var ki sormayın! Sordunuz mu?

Bu da tipik Şener Şen filmleri gibi oldu… Şener Şen İlyas Salman’a filimde sorar “Sen bana sorsana! Bunu yaptım, ama neden yaptım?” Tabi zavallı İlyas Salman sorar ve sorduğuna da pişman olur…

Alegori yapma adına amma da dolambaçlı bir anlatım oldu. “Efendim hülasa olarak: Ben yazılardaki anlam içeren cümleleri kesinlikle sonradan düzeltmem. Sadece bir imlâ olarak üzerinden geçerim.” diyecekken durdum!

Çünkü bu akşam çoğu sallama oldu. Bari şunu sorun: “Hiç mi düzelmeyeceksin?”

Canım sağ olsun. Kaç gündür makale yazıp duruyorum. Dünya’yı bu kez de kurtaramadım ama sanırım birçok yerin bam teline yine bastım! Biraz böyle sallama yaparak “relaks” olmaya hakkım yok mu dostlar?

Gözkapaklarım düşmeden bu yazıyı toparlamam şart! Vakit ilerledikçe işim daha da zorlaşıyor. Millet bu adam Photoshop’tan da anlar diye bir de foto koyacağız ya yazının üstüne…

Ah şu millet anlasın ve millet görsün diye ne herzeler yapıyoruz. Sadece millet görsün diye ne bedeller ödüyoruz…

Şimdi biraz ciddiyet… Şu “acı”, “çorba” ve “uff” meselesini bir kenara bırakma vakti sanırım geldi… Yarın, yani bana göre yarın zira ben sabaha yaklaştım. Şöyle diyelim:

Eyyy benim gibi saat üçten evvel yatmayıp, bu tür yazılar yazmaya uğraşmayan düzgün insanlar. Örneğin; bir banka görevlisi, bir memur, bir finans işleri müdürü ya da müdiresi, subay, öğretmen ve diğer tüm normal insanlar…

Olasılıklar adı üstünde; olasıdır.

Beklentilerinizi kaybetmeyiniz.

Hayatınızda “şey”ler egemen olmasın.

Mutlaka bir adı olsun. Her “şey” bir kavramla ifade edilebilir. Edilmezse yukarıda olduğu gibi herhangi bir “şey”i, malum “şey”le karıştırmak da olasıdır.

Ben arabeski “illet” olarak tanımladım ama bu da doğru olmadı! Bana göre belki hakikaten illettir ama severlerine de saygı duymak zorunluluğu vardır.

Çorumlu, Yalovalı ve Kasımpaşalılar sizde kızmayın. Bunlar mecazi örnekler sadece…

Bir tanımlama yaparken bulunamayan o kelime yerine nasıl “şey” deniyorsa, illeri, ilçeleri ve hatta lakapları bırakın lütfen… İnsanların kusurları ile alay etmek hem ayıptır hem de günahtır!

Bireysel adlarla alay da hiç söz konusu olmamalıdır. Kimse ve hiçbir yer alay konusu olmasın. Medenice ne diyecekseniz siz onu deyin. “Evet” ve “hayır”ın yaşamınızdaki en güzel kavramlar olduğunu da bu arada unutmayın.

Birine “evet” dedirtmek uğruna bir sürü boş lafla “tümevarmak” gibi bir düşünceniz varsa sonunuz bu yazı gibi “gümevarmaktır”

İşte bu esnada ortaya çorbasal bir durum çıkar ve kavramsal bir çelişkiye girilir. Üzerine atılacak acı biber ise çorbaya tat değil zehir katar. Acıdan mıdır ki ne? O anda muhtemelen “Uffff” dersiniz ama bence “Offf” demeniz evlâdır…


 Bojidar Çipof

 22 Eylül 2010 03.15

Yeşilköy’de hâlâ ışığı açık bir odadan…

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 336
Toplam yorum
: 3
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 614
Kayıt tarihi
: 29.01.10
 
 

Araştırmacı yazar BOJİDAR ÇİPOF: 1953 yılında İstanbul'da doğdu. Ailesi; Ege Makedonyasından İsta..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster