Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

26 Ekim '17

 
Kategori
Tarih
Okunma Sayısı
1234
 

Tunceli İstasyonu ve Dersimlilerin Tren Algısı

Tunceli İstasyonu ve Dersimlilerin Tren Algısı
 

Tanyeri İstasyonu


“Dersim dört dağ içinde

Gülü var bağ içinde

Dersimi hak saklasın

Bir gülüm var içinde”

 

            Türkiye’de ilk demiryolu 1856 yılında bir İngiliz şirketine verilen imtiyazla İzmir-Aydın arasında inşa edilmeye başlandı. Bu başlangıcı izleyen dönemde, yabancı sermaye grupları ve devletler, demiryolu yapımı ve işletilmesi hususunda imtiyaz elde etmek için kendi aralarında çetin mücadeleye girdiler.

             Sivas-Erzurum demiryolu hattı ise Türkiye demiryolu siyasetinde bir ilkin temsilcisiydi. Şimdiye kadar yabancı devletlere veya sermaye gruplarına verilen imtiyazlarla ülke içinde demiryolu yapılırken, bu hat tamamen Türk mühendis, işçi ve yerli sermayesiyle yapıldı. Hattın yapım ihalesine katılan Mühürdarzade Nuri Bey (Demirağ) ile ortakları tarafından kurulan Simeryol Şirketi’nin verdiği teklif, Bakanlar Kurulu’nun 12 Haziran 1933 tarih ve 14567 sayılı kararı ile kabul edildi.[1]

             Yurdun batısıyla doğusunu birleştirmeyi amaçlayan hattın yapımı, karşılaşılan bütün zorluklara rağmen başarıldı. Hızlı bir şekilde ilerleyen Sivas-Erzurum hattı, 24 Ağustos 1938’de Kemah’a, 7 Ekim’de Erzincan’a,  28 Temmuz 1939’da Aşkale’ye 27 Ağustos’ta Ilıca’ya, nihayet 6 Eylül’de de Erzurum’a ulaştı.

            Muhabere ve Münakalat (Haberleşme ve Ulaştırma) Vekili (Bakanı) Ali Çetinkaya  tarafından Başvekâlet’e (Başbakanlığa) yazılan bir yazıda Erzincan–Erzurum hattının bu defa inşaatı tamamlanan Altınbaşak, Tunceli, Sansa, Tercan, Karasu, Saptıran ve Aşkale istasyonları 19 Eylül 1939 tarihinden itibaren askeri 22 Eylül 1939 tarihinden itibaren yolcu ve her türlü eşya nakliyatına açılacağı ve halen Erzincan’a kadar işlemekte olan yolcu trenlerinin de 22 Eylül 1939 tarihinden itibaren Aşkale’ye kadar devam edeceği bildirilmiştir.[2]

           Hizmete yeni açılan bu hattaki bir istasyon ismi dikkat çekicidir. Erzincan ili sınırları içindeki bu istasyona komşu il Tunceli’nin ismi verilmiştir. Oysa Sivas-Erzurum hattının planlanması sırasında bu istasyonun ismi, yakınlardaki Sarıkaya Köyüne izafen Sarıkaya olarak belirlenmiş ve demiryolu hattı Erzincan’a ulaştığında bile aynı isim mevcutken sonradan değişikliğe uğramıştır.[3] Tunceli İstasyonu, Sivas-Erzurum demiryolu hattının 966+952’inci km’sinde 1194 m rakımlı (denizden yüksekliği), Erzincan’a 32 km uzaklığında bulunan bir istasyondur. Tunceli İstasyonunun doğu yönü çıkışında bulunan çelik köprünün bitiminde[4] demiryolları Erzincan il sınırlarından çıkıp, Tunceli il sınırlarına girmekte yaklaşık 5 km sonra ise tekrar Erzincan ili sınırlarına girmektedir. Tunceli ili topraklarının demiryolu ile buluşması bu 5 km ile sınırlıdır.

           Tunceli İstasyonu’ndan başlayarak doğuda Yollarüstü (Tercan ilçe merkezine bağlı) Köyü’ne kadarki yaklaşık 36 km bir uzunluktaki Sansa Boğazı’nda Karasu nehri, Erzincan-Erzurum demiryolu ve karayolu birbirlerine yakın ve paralel bir biçimde uzanır.

          Erzurum-Erzincan karayolunun Tunceli yol ayrımına denk gelen; Tunceli ve Geçit istasyonları arasında bulunan Mutu Durağı’ndan da[5] Pülümür ilçesi ve Tunceli il merkezine ulaşım mümkündür.

         Tunceli İstasyonu’nun ve demiryolunun faaliyete geçmesiyle birlikte, istasyona 10 km uzaklıktaki, Erzincan merkez ilçesine bağlı, Selepür Köyü’nde bulunan Selepür Nahiyesi merkezi, Tunceli İstasyonu’na taşınmıştır. Tunceli İstasyonu’nda, nahiye müdürlüğü, jandarma karakol binası ve lojmanlar yapılmıştır. Yeni nahiye merkezi demiryolu sayesinde gelişme göstermiştir.[6]

            Tunceli ismi ise çok yeni bir isimdir. Cumhuriyetin ilanından sonra 25 Aralık 1935 tarihinde geçici merkezi Elazığ ili olmak üzere, Erzincan'ın Pülümür, Elazığ'ın Nazımiye, Hozat, Mazgirt, Pertek, Ovacık ve Çemişgezek ilçeleri bağlanarak Tunceli Vilayeti teşkil edilmiştir. Bu tarihte, daha önce Dersim olan bölgenin ismi Tunceli olarak değiştirilmiştir.  30 Aralık 1946 tarihinde il merkezi, eskiden Kalan kasabası olarak bilinen şu andaki yere nakledilmiştir.[7]          

            1939’da işletmeye alınan Tunceli İstasyonu’nun ismi; 1935’te oluşturulan Tunceli Vilayeti ile karıştığı ve Devlet muamelatında yanlışlıklara yol açtığı gerekçesiyle Erzincan Valiliği’nin teklifi ve Münakalat Vekâleti’nin tavsiyesi üzerine 21 Şubat 1944 tarih ve 189495 Sayılı Kararname ile  (Tanyeri) olarak değiştirilmiştir.[8]

            Tunceli İstasyonu yakınlarında Tanyeri isimli bir yerleşim yeri olmamasına karşın, istasyona Tanyeri isminin verilme sebebi, değişiklik karar gerekçesinde belirtilmemiştir. Aslında Tanyeri, sürgün ve zorunlu iskâna tabi tutulan Dersimliler için yabancı bir kelime değildir. Trenlerle İstanbul’a getirilen Dersimlilerin, Trakya ve Marmara’nın diğer illerindeki zorunlu iskân yerlerine, sevk işlemlerinin yapıldığı İstanbul İskân Müdürlüğü’nün müdürü Dr. Reşad Tanyeri’nin soyadı,  Dersimlilerin unutacağı bir soyadı değildir. İşte bu soyadı, garip bir tesadüf(!) sonucu Tunceli İstasyonu’na yeni isim olarak veriliyordu.

             Böylelikle komşu il Tunceli’nin ismini taşıyan Tunceli İstasyonu tarihe karışırken istasyon bundan böyle Tanyeri ismiyle hizmet vermeye devam edecektir.

              İlerleyen süreçte; Erzincan Valiliği tarafından, Tanyeri İstasyonu’na taşınan Selepür nahiye merkezinin, evvelki merkezi olan Selepür Köyü’ne izafe edilmiş olan nahiye adının, anılan köyle hiçbir ilgisi kalmadığı gerekçesiyle, bulunduğu Tanyeri İstasyonu’na izafe ile Tanyeri olarak değiştirilmesi teklif edilmiştir.  Dâhiliye Vekâleti’nce (İçişleri Bakanlığı) yapılan incelemede, mevcut nahiyeler arasında aynı adı taşıyan başka bir nahiye bulunmadığından, adı geçen nahiye adının Tanyeri olarak değiştirilmesi 25 Şubat 1955 tarih ve 27530 sayılı kararla uygun görülmüştür. Böylelikle, Tunceli İstasyonu’nun değiştirilen ismi Tanyeri bu değişiklikten 11 yıl sonra bu defa da bir nahiyeye isim oluyordu.[9]

              Demiryolu ve trenler; insanlık adına aydınlanmanın bir aracı olarak uzakları yakınlaştıran bir işlev görürken, Tuncelilerin, yaygın söyleyişle Dersimlilerin imgesinde doğup büyüdükleri topraklardan, köklerinden koparılıp, hiç bilmedikleri yerlere savrulmanın taşıyıcısı kara tren ve kara vagonlar olarak kazınıp kalmıştır. 

             Dağların arasındaki zorlu coğrafyanın insanı Dersimlilerin komşu illerine dolayısıyla kendi yakınlarına kadar gelen demiryolu ile ilgili iç acıtan bu algılarının nedenini, nasılını devletin resmi kayıtlarda görmek mümkündür.

           2884 Sayılı Tunçeli Vilâyeti’nin İdaresi Hakkında Kanun[10] sadece Tunçeli’ye özgü olarak çıkarılmasıyla kanun yapma tekniği ve içeriği açısından tartışmalı bir metindir. Kanunların en önemli özelliği, genelliğidir. Bu kanun, sadece Tunçeli Vilayeti’nde yaşayanlara uygulanması ile genellik ilkesine aykırıdır. Bu kanun, idarenin her türlü keyfi davranışına yol vermektedir.  Ceza hukukunun genel prensiplerine aykırı olarak "makable şamil" yani geçmişe uygulanacak olması da bir başka öne çıkan sakıncalı yöndür. Yani sanık, herhangi bir kanunun yürürlük tarihinden önce işlediği bir fiilden dolayı o kanun kapsamında yargılanmaması gerekirken, yargılanmasına olanak sağlanmaktadır. Kanun özet olarak şöyledir:

“Tunceli iline korgeneral rütbesinde bir zat vali ve komutan seçilir ve kendisi aynı zamanda teşkil edilen 4 üncü Genel Müfettişliğin de Genel müfettişidir.

İdari yetkiler:

Vali ve komutan, bakanların haiz oldukları bütün yetkileri haizdir. Vali ve komutan, lüzum gördüğü takdirde ili teşkil eden ilçe ve bucakların hudut ve merkezlerini değiştirir. Vali ve komutanın inhası üzerine, ilin ilçe kaymakamlıkları ve bucak müdürlerine muvazzaf subaylar atanabilir. Vali ve komutan, adliye memur ve kâtipleri hakkında Hâkimler Kanunun hükümlerine göre bunların amirleri tarafından verilebilecek cezaları dahi uygulamaya yetkilidir. Vali ve komutan, lüzum gördüğü belediyelerde başkanlık görevini kaymakamlara ve bucak müdürlerine verebilir.

Adli hükümler:

Cumhuriyet savcıları hazırlık tahkikatında hâkimlerin haiz oldukları yetkileri kullanırlar. Cumhuriyet savcıları ilk tahkikata lüzum görmedikleri işleri iddianame ile doğruca mahkemeye verebilirler. İlk tahkikat icrası kanunen mecburi olan suçlarda dahi savcılar bu yetkiyi kullanabilirler. Dava açılması izne bağlı olan işlerde izin verme yetkisi vali ve komutanındır. Hakimin reddine dair dileğin kabul edilmemesine dair kararlar kesindir. Hazırlık tahkikatında yapılan tahkik işleri, ilk tahkikatta tekrarlanmaz. İlk tahkikatın açılması kararına itiraz edilemez. Cumhuriyet savcısının iddianamesi sanığa tebliğ edilmez. İlk tahkikat sırasında verilen tutuklama kararlarına sanık tarafından itiraz edilemez. Duruşmada cumhuriyet savcısının muvafakati ile şahitlerin hazırlık veya ilk tahkikatta tespit edilen ifadelerinin okunması ile yetinilebilir. Vilayet içindeki ceza mahkemelerinden verilen hükümler temyize tabi olmayıp kesindir.

Çeşitli yetkiler:

Vali ve komutan, emniyet ve asayiş bakımından lüzum görürse il halkından olan fertleri ve aileleri il içinde bir yerden diğer yere nakletmeye ve bu gibilerin il içinde oturmalarını menetmeye yetkilidir. Vali ve komutan, herhangi bir şahıs hakkındaki takibatın ertelenmesine ve cezaların teciline yetkilidir. Bu erteleme ve tecil zamanaşımı işlemine mani olmaz. İdam hükümlerinin vali ve komutan tarafından teciline lüzum görülmediği takdirde infazı emrolunur.

Tunceli ili içinde oturanlar; Elazığ, Malatya, Sivas, Erzincan, Erzurum, Gümüşhane, Bingöl illerine geçerek Türk Ceza Kanunun bu kanunla tepsi edilen suçlarını işledikleri takdirde, işledikleri suç, Tunceli ili içinde işlenen suçlarla irtibatlı ise, bunlar ve bunlara yataklık edenler Tunceli ilindeki yetkili mahkemelerce bu kanundaki usule göre takip mahkeme olunurlar. Bu kanunun hükümleri makabline şamildir.”[11]

                            2884 sayılı bu kanun Tunçeli Vilayeti daha kurulmadan önce çıkarılmıştır. Yani 2884 sayılı kanun yürürlüğe girdiğinde 2885 sayılı kanun yürürlükte değildir. 25 Aralık 1935 tarih ve 2885 sayılı kanun[12] ile Artvin, Hakkâri, Bitlis ve Bingöl’le birlikte Tunçeli vilayetleri oluşturulmuştur.

                           Sonrasında peş peşe çıkarılan kararnamelerle sürgün ve zorunlu iskân uygulamaları başlamıştır.[13] 4 Mayıs 1937 tarihinde yapılan Heyeti Vekile (Bakanlar Kurulu) toplantısında “Gayet Gizlidir” kaydıyla;

“…Bu defa isyan etmişolan mıntıkalardaki halk toplanıp başka yere nakil olunacaktır. Ve bu toplanma ameliyesi de köylere baskın edilerek hem silah toplanacak, hem de bu suretle elde edilenler nakledilecektir. Şimdilik (2000) kişinin tertibatı hükümetçe ele alınmıştır(…)  Silah kullanmışolanları ve kullananları yerinde ve sonuna kadar zarar veremeyecek hale getirmek, köyleri kâmilen tahrip etmek ve aileleri uzaklaştırmak lüzumlu görülmüştür.”[14]

İfadeleri bu sürgün ve zorunlu iskân uygulamasının nasıl ve hangi gerekçe ile yapıldığının kanıtlarından sadece birisidir.

              Tunceli Milletvekilliği yapmış olan Av. Hüseyin Aygün, Dersim olayları ve sonrasında yaşanılanlarla ilgili araştırmalarda yapmıştır. Aygün’ün Dersim 1938 ve Zorunlu İskânı adlı kitabında,[15] İstanbul İskân Müdürü Dr. Reşad Tanyeri’nin imzasını taşıyan bir belge, 5000 kişinin sürgünüyle ilgili bir cetvel niteliğinde. Cetvel, sadece 6 Ağustos 1938 tarihli Bakanlar Kurulu’nun Dersim’den 5000 kişinin adı illerine sürgün ve zorunlu iskân kararının nasıl uygulandığını gösteriyor. Cetvelde yer alan bilgilere göre Elazığ İstasyonu’ndan Dersimli 1246 haneden 5000 kişi, 15 batı ilinin 50 ilçesinin 922 köyüne gönderilmiştir.

               Sürgün listesinde isimleri bulunanlar, en yakın demiryolu istasyonuna yürütülerek veya kamyonlarla getirilerek, yük vagonlarına bindiriliyorlardı. Buharlı lokomotiflerin çektiği kara trenler, sürgünleri, iskân edecekleri yerin en yakın istasyonuna kadar götürüyorlardı. Hangi ailenin nereye gideceği, hangi istasyondan trene bindirilecekleri önceden belirlenmişti. Sürgünlerin önemli bir kısmı, Elazığ İstasyonu’ndan trenlere bindirilirken, diğer sevk istasyonları olarak Erzincan, Kemah, İliç ve Divriği göze çarpmaktadır. Sanki demiryolu uzakları yakın etmek için değil, Dersimlileri sürgüne götürmek için inşa edilmişti. Aydınlanmanın araçlarından demiryoluna, adeta bir cezalandırma aracı olma işlevi yüklenmişti.

               İsmet İnönü de hatıralarında bu konuya değinir:

“Dersim meselesini nihayet demiryolu halletti. Bölgenin, güneyinden, kuzeyinden demiryoluna kavuşturulmasından sonra, memleketin herhangi bir yerinde olacak bir asayişsizlik hareketi ile Dersim'de olacak asayişsizlik hareketinin hiçbir farkı kalmadı. Dersim'i bu muvasala imkânı kurtardı. Oraya iki koldan demiryolu gitti ve Dersim'in her tarafına yol yapılarak içindekiler dışarı çıkar ve dışındakiler içeri girer hale geldi.[16]

              Sürgün olayının tanıkları, anılarını anlattıklarında, mutlaka kara tren ve kara vagonlardan bahsederler. Tanıklardan birisi de sonradan demiryollarında çalışan ve Erzincan Milletvekili olarak görev yapan Nurettin Karsu’dur.[17] Karsu, yaşadıklarını anlatıyor:

Kapıları dışarıdan kapatılan, mazgal delikleri hava almamız için bırakılan, hayvansal vagonumuzu çeken buharlı kara tren lokomotifi, içlerimizi parçalayan düdüğünü çalarak puf-puf sesleri çıkarıp istasyondan kalkarken, (…)Kara Trenin kara vagonu bizi Türkiye’nin bir başından diğer başına taşıyordu. (..)Trenin istasyonlarda ne kadar duracağı belli olmadığından, su ve yiyecek gereksinmelerimizi, koşturarak ne zorluklarla aldığımız ve trencilerden ne azarlar işittiğimiz hala belleğimde. Tuvaletsiz bir hayvan vagonunda doğal ihtiyaç giderme başlı başına bir sorundu. Yarı açlık ve susuzlukla geçirdiğimiz çileli bir haftalık yolculuktan sonra, güneşli bir mayıs sabahı gözlerimizi açınca, kara vagonumuzun Aydın Garı’nda, kör bir hat üzerine bırakıldığını gördük.[18]

                 Elazığ İstasyonu’ndan trene bindirilip İzmir-Bergama’ya sürgüne gönderilen Hıdır Şahin’in tanıklığı ise şöyle:

“ Sekiz gün boyunca Elazığ’da tuttular. Sekiz gün sonra bizi toplayıp kara vagona koydular. Etrafımızda kimseler yoktu. Sadece askerler ve kara vagonlar vardı. Bizi nereye götürdüklerini bilmiyorduk. Tek dedikleri “sizi sürgüne gönderiyoruz”(..) Yola çıktık. Epey gittikten sonra vagonu getirip bir yerlerde durduruyorlardı. Artık durak mıydı neydi bilmiyorum. “ Gidin tuvaletinizi yapın” diyorlardı. Biz trenden inerek sağa sola dağılıp ağaç diplerine ve uygun yerlere yapıyorduk. Birden düdük çalıyorlardı. Düdük çalınca bizi toplayıp yeniden içeri koyuyorlardı. Kapıyı da üstümüze kilitleyip gidiyorlardı.[19]

              Tren yolculukları çok zor koşullarda gerçekleşti. Yaşlı, çoluk çocuk, kadınlar hepsi bir arada ilkel koşullarda çileli yolculuklarda ölümler de yaşandı. Bir başka sürgün, Erzincan İstasyonu’ndan trene bindirilip Balıkesir’e sürgüne gönderilen Baba Parlak, tanıklığında buna değiniyor:

“Biz sürgüne gelirken, tren Kemah Boğazı’nda bir tünele girdi. Trenin tünele girmesi ile birlikte yaşlılarımızdan beş altı kişi korkudan öldü. Yolda çok rezillik, çok eziyet çektik.”[20]

               Kendisi de Dersim’den Bilecik’e ailesiyle birlikte sürgüne gönderilen Türk edebiyatının önemli isimlerinden Cemal Süreya “Kişne Kirazını ve Göç, Mevsim” isimli şiirinde sürgünü anlatır:

                  “Bir yük vagonunda açtım gözlerimi,
                    Bizi kamyona doldurdular,
                    Tüfekli iki erin nezaretinde,
                    Sonra o iki erle yük vagonuna doldurdular,
                    Günlerce yolculuktan sonra bir köye attılar,
                    Tarih öncesi köpekler havlıyordu
                   Aklımdan hiç çıkmaz o yolculuk, o havlamalar, polisler
                   Duyarlığım biraz da o çocukluk izlenimleriyle besleniyor belki.
                   Annem sürgünde öldü, babam sürgünde öldü.”[21]

                    Son yıllarda hazırlanan belgesel filmler ve yayınlanan kitaplarda buna benzer çok sayıda tanıklıklara rastlamak mümkündür. Kara Vagon[22] ismini taşıyan belgesel film ve kitap bunlardan sadece birisidir.

                     17 Şubat 2012 tarihinde TBMM Dilekçe Komisyonu bünyesinde oluşturulan Dersim Olayları (1937-1938) ve Sonrasında Yaşananlar Nedeniyle Oluşan Mağduriyetlerin Giderilmesi ile İlgili Dersim Alt Komisyonu, 1937-1938 yıllarındaki olaylarda bölgeden Türkiye’nin dört bir yanına sürgün edilenlerin listesini ortaya çıkardı.[23]

                     Tunceli’den batı illerine zorunlu göç ve zorunlu iskân, 2510 Sayılı İskân Kanunu ve bu kanunlarda değişiklikler yapan diğer kanunların Bakanlar Kurulu’na verdiği yetkilere dayalı olarak gerçekleştirilmişti. Belli bir yasal düzenleme ya da kararın, aynı yolla geri alınması ilkesi gereğince, Tunceli’den zorunlu göçe tabi tutulanların dönüşlerine de aynı yolla izin verilmesi gerekmekteydi. Dolayısıyla, Tunceli’ye geri dönüşte TBMM’nin 2510 Sayılı İskân Kanunu ve sonrasında çıkarılan ilgili kanunları değiştiren yeni bir kanun çıkarılması ile sağlanmıştır.[24]

                     1947 yılında çıkarılan 5098 Sayılı Kanun ile zorunlu iskâna tabi tutulanların nakledildikleri yerde oturma zorunluluğu kaldırılır.[25]

                     Kanun, Dersim’e geri dönüşün önünü açtığı halde dönmeyen aileler de olur. Dönen aileler için ise yine kara trenler devrededir. Öncekinden farklı olarak bu defa trenlere askerler refakat etmemektedir. Dönüşte, sürgün Dersimlileri, doğup büyüdükleri topraklarına taşıyan trenlerin duraklarından birisi de eski Tunceli, yeni Tanyeri İstasyonu’dur.

                   Bir zamanlar Tunceli isimli bir istasyonumuzun olduğu artık pek bilinmiyor. Ancak Dersim sürgünlerini taşıyan kara tren ve kara vagonlar unutulmadı, unutulmayacak gibi de.     

[1] Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi, BKKK. 030.18.01.02.37.45.8.

[2]  Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi, BMGMK, 030.10.149.62.1.  İlerleyen süreçte Sansa İstasyonu’nun ismi Demirkapı, Tercan İstasyonu’nun ismi ise Mercan olarak değiştirilmiştir.

[3]Erzincan’ın İşletmeye Açılışı, TCDD, Ankara Son teşrin 1938, s.24. Sivas-Erzurum demiryolu hattının Sivas-Erzincan kısmının açılması nedeniyle basılan kitapta, istasyonun ismi, Sarıkaya İstasyonu olarak geçmektedir.

[4]Tunceli-Geçit demiryolunun 967+404 ve 972+607 km’leri arasında, yaklaşık 5 km boyunca demiryolu Tunceli ili sınırlarından geçmektedir.

[5]Mutu Durağı, Ankara-Erzurum demiryolu km: 971+400 de bulunmaktadır. Demiryoluna paralel giden Erzurum- Erzincan karayolundaki araçlar, buradaki yol ayrımında Tunceli’ye giden karayoluna geçmektedir.

[6]Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi, BATDB. 030.11.1.0.249.6.16.

[7]http://www.tunceli.gov.tr/tarihce Erişim Tarihi: 25.09.2017. Tunceli Valiliği’nin internet sitesinde 1935 yılında Tunceli Vilayeti’nin teşkil edildiğinden bahsedilmektedir. Oysaki Kanunda yeni vilayetin ismi Tunçeli’dir. Daha sonra kanuni bir düzenleme olmamasına karşı Tunceli ismi kullanılmaya başlanılmıştır.

[8]Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi, BKKK. 030.11.01.166.6.4.

[9]Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi, BATDB. 030.11.1.0.249.6.16.

[10]Resmî Gazete, 02.01.1936, S: 3195.  Toplam 38 madde olan bu Kanunun yürürlük süresi uzatmalarla, en son olarak çıkarılan 25.12.1945 tarih ve 4809 Sayılı Kanun’un verdiği yetkiyle 1946 yılı sonuna kadar sürdürülmüştür. Bu Kanun dışında 25.06. 1927 tarih ve 1164 Sayılı Umumî Müfettişlik Teşkiline Dair Kanun,  14.06.1934 tarih ve 2510 Sayılı İskân Kanunu, 29.12.1934 tarih ve 2650 Sayılı İskân Kanununun 44’ncü Maddesine Bir Fıkra İlavesine Dair Kanun, 18.11.1935 tarih ve 2848 Sayılı İskân Kanunu’nun Bazı Maddelerinin Değiştirilmesine Dair Kanun, 18.11.1935 tarih ve 2849 Sayılı İskân İşlerinin Sıhhat ve İçtimai Muavenet Vekilliği’ne Devrine ve Ayrı Bir Bütçe ile İdare Olunmasına Dair Kanun, 25.12.1935 tarih ve 2885 Sayılı Yeniden Dokuz Kaza ve Beş Vilayet Teşkiline ve Bunlarla Otuz İki Nahiyeye Ait Kadrolar Hakkında Kanun, zorunlu sürgün ve iskân uygulamalarının altyapısını oluşturuyordu.

[11]Reşat Hallı, Türkiye Cumhuriyetinde Ayaklanmalar, Genelkurmay Harp Tarihi Başkanlığı Resmi Yayınları Seri No:8, Ankara Genelkurmay Basımevi 1972, s.489-490.

Umum Müfettişlikler için Tuğba Korhan, Cumhuriyet Döneminde Umum Müfettişlikleri ile İlgili Bir Değerlendirme,  Dicle Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, S:7 (Nisan 2012), s.138.  06.01.1936 tarih ve 23823 Sayılı Kararname ile Dördüncü Umum Müfettişliği resmen kurulmuş (BCA 030.18.01.61.1.8.) ve ardından 06.06.1936 tarihinde merkezi Tunceli olmak üzere Elazığ, Tunceli, Bingöl illeri Birinci Genel Müfettişlik ’ten ayrılarak Dördüncü Genel Müfettişlik Bölgesi’ne katılmıştır. 10.01.1936 tarihli bir belgeye göre de Dördüncü Umum Müfettişlik uhdesinde bulunmak üzere Sekizinci Kolordu Komutanı Korgeneral Hüseyin Abdullah Alpdoğan, 229 sayılı tezkere üzerine İcra Vekilleri Heyeti’nce Dördüncü Umum Müfettişi olmak üzere atanmıştır.

[12]Resmî Gazete, 04.01.1936, S: 3197.

[13]Sonradan çıkarılan 20. 05. 1937 tarih ve 2/6662 Sayılı, 06.08.1938 tarih ve 2/9409 Sayılı,  23.12.1938 tarih ve 2/10105 Sayılı, 03.06.1939 tarih ve 2/11158 Sayılı, 23.09.1939 tarih ve 2/12015 Sayılı Kararnamelerle sürgün ve zorunlu iskân kararları verilmiştir.

[14]Reşat Hallı, s.49.

[15]Hüseyin Aygün, Dersim 38 ve Zorunlu İskân Telgraflar, Dilekçeler, Mektuplar, Fotoğraflar, Dipnot Yayınları, 4. Baskı, Ankara 2010. Aygün’ün konuyla ilgili ayrıca Dersim 1938 Resmiyet ve Hakikat, Dersim 1938 ve Hacı Hıdır Ataç'ın Defteri isimli kitapları da vardır.

[16]İsmet İnönü, İsmet İnönü'nün Hatıraları Cumhuriyetin İlk Yılları II (1923-1938), Yenigün Haber Ajansı Basın ve Yayıncılık A.Ş, İstanbul Kasım 1998, s.36.

[17]Nurettin Karsu, 1967-1973 yılları arasında TCDD Malzeme Dairesi Başkanlığı ve 1973-1980 yılları arasında da 15.ve 16. dönem Erzincan Milletvekilliği yapmıştır.

[18]http://www.nurettinkarsu.com/?p=106Erişim Tarihi:29.09.2017

[19]Özgür Fındık,  Kara Vagon Dersim-Kırım ve Sürgün, Fam Yayınları, İstanbul 2012, s.97.

[20]Age, s.187.

[21]   Cemal Süreya, Sevda Sözleri: Bütün Şiirleri, Yapı Kredi Kültür Sanat Yayıncılık, İstanbul 2005, s.81.

[22]Özgür Fındık tarafından hazırlanan Kara Vagon belgeseli ve kitabı(2012), Bunun dışında Çayan Demirel’in “Dersim 38” isimli belgesel filminde de trenle sürgüne gönderilen Dersimlilerin tanıklıkları görülmektedir.

[23]http://www.milliyet.com.tr/iste-dersim-surgun-listesi-gundem-1534295/Erişim tarihi: 29.09.2017. Listeye göre, toplam 32 İl’e 2907 aileden, 14411 kişi sürgün edildi. Kişi sayısı itibariyle en çok sürgün edilen illerin başında Bursa yer aldı. 1861 kişi Bursa’ya sürgün edilirken, 2. sırayı 1264 kişi ile Konya, 3. sırayı ise 1087 kişi ile Balıkesir aldı. Komisyon, Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü’nün gönderdiği binlerce belgenin tasnifini yaptı. Tasnif sonucunda bölge halkının başta Marmara ve Ege bölgesi olmak üzere Türkiye’nin birçok yerine sürgün edildiğini gösteren bir belgeye ulaştı.  Konya’ya 212 aile, Balıkesir’e ise 240 aile gönderildi. Dördüncü sırada ise 248 aile ile 1015 kişilik sürgün sayısıyla Manisa yer aldı. Manisa’yı Aydın, Bilecik, Çankırı, Denizli ve Eskişehir izledi.

[24]Murat Zeytinli, Zorunlu Göçler ve Türkiye’de Dersim 1938 Örneği, İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Uluslararası İlişkiler Anabilim Dalı Basılmamış Doktora Tezi, İstanbul 2012, s.340.

[25]Resmî Gazete,  24. 06.1947, S: 6640. 18.06.1947 tarih ve 5098 Sayılı Kanun Geçici Madde 1. “Bu Kanunun yürürlüğe girmesinden önce Bakanlar Kurulu kararıyla nakledilmiş olanların mürettep  yerlerinde oturma mecburiyetiyle haklarındaki bütün kayıtlar kaldırılmıştır” hükmünü taşıyordu.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 19
Toplam yorum
: 1
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 780
Kayıt tarihi
: 10.02.13
 
 

1963 Kars Selim doğumluyum, 1980 yılında TCDD Meslek Lisesinden mezuniyetle TCDD'de çalışmaya baş..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster