Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

07 Ekim '10

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
1173
 

Türban Çankaya’ya girmişse, zaten yasak yok demektir…

Türban Çankaya’ya girmişse,  zaten yasak yok demektir…
 

Ah canım benim!


07.10.2010

Kimi yerlerde kadınlar görüyorum ki, başına bir bez, ya da bir peştamal ya da benzer bir şeyler atarak yüzünü, gözünü gizler ve yanından geçen erkeklere karşı ya arkasını çevirir, ya da yere oturarak yumulur. Bu durumun anlamı, gösterdiği nedir?

Efendiler uygar bir ulus anası, ulus kızı bu şaşırtıcı biçime, bu vahşi duruma girer mi? Bu durum ulusu çok gülünç gösteren bir görünüştür. Hemen düzeltilmesi gerekir."

Mustafa Kemal Atatürk

******

21 Mart 1923 tarihinde Konya Hilaliahmer Kadınlar Şubesi’nin tertip ettiği çay ziyafetinde aynen şöyle söylüyor:

Muhterem Hanımlar, düşmanlarımızı aldatan bu dış görüntü bilhassa kadınlarımızın şeklinden, giyim tarzından ve örtünme şeklinden kaynaklanıyor. Onların aldanmalarına yol açan diğer bir nokta da yabancılarla temas edebilecek mevkide bulunan kadınlarımızın tavır ve hareketlerinin millî tavır ve hareketlerimizin timsali olmayıp, belki Avrupa tavır ve hareketlerinin taklitçisi olarak görülmesidir. Filhakika, memleketimizin bazı yerlerinde, en ziyade büyük şehirlerinde giyim tarzımız, kıyafetimiz bizim olmaktan çıkmıştır. Şehirlerdeki kadınlarımızın giyim tarzı ve örtünmesinde iki şekil tecelli ediyor; ya ifrat, ya tefrit görülüyor. Yani ya ne olduğu bilinemiyen, çok kapalı, çok karanlık bir dış görünüm gösteren bir kıyafet - veyahut Avrupa’nın en serbest balolarında bile dış kıyafet olarak arzedilemiyecek kadar açık bir giyim. Bunun her ikisi de şeriatın tavsiyesi, dinin emri haricindedir. Bizim dinimiz kadını o tefritten de, bu ifrattan da tenzih eder. 0 şekiller dinimizin muktezası değil, muhalifidir. Dinimizin tavsiye ettiği tesettür hem hayata, hem fazilete uygundur. Kadınlarımız şeriatın tavsiyesi, dinin emri mucibince örtünselerdi, ne o kadar kapanacaklar, ne o kadar açılacaklardı. Dînî örtünme, kadınlar için zorluk çıkarmayacak, kadınların toplum hayatında, ekonomik hayatta, çalışma hayatında ve ilim hayatında erkeklerle ortak çalışmalar yapmasına mani bulunmayacak bir normal şekildedir. Bu normal şekil, toplumumuzun ahlak ve terbiyesine aykırı değildir."

Atatürk, Avrupalılar kadar açık kıyafetleri, Araplar kadar kapalı - peçe ve kara çarşaf - türünde kıyafetleri tasvip etmemişti. “Dinimizin tavsiye ettiği tesettür hem hayata, hem fazilete uygundur.”demiştir. Bu sözlerini o büyük deha bundan tam 87 yıl önce söylemiş. Kadınların ne örtünmelerine ne de fazla açık giyinmelerine karşın her hangi bir yasa çıkartmamış sadece onlara aklın, bilimin yolunu göstererek örtünmeyi ve giyimi arzularına bırakmıştır.

Günümüzde iki farklı baş bağlama şekli var ve ikisine de başörtüsü demek haksızlık olur. CHP Lideri Sn. Kılıçdaroğlu türban ve başörtüsünü ayırt ederken sözlerinde çok haklıdır. SN. Başbakan Erdoğan meseleyi (kendi tabiriyle) kendisi sulandırmaktadır.

Çoğumuz biliyoruz ki, 1970 yıllarında İslami terminolojideki ismi 'hicap' olan bu modeli 1970'li yılların başında Lübnan'da yaşayan üst düzeyde İranlı bir din adamı, Hüccetülislam Musa Sadr, Güney Lübnanlı Şii kadınları bölgeye hâkim olan Filistinli gerillaların tacizinden koruyabilmek için yaratmış. 1979'daki İran Devrimi'nin de benimsemesiyle model bütün İslam dünyasına yayılmıştır.

Başörtüsü denilen (Eşarp Fransızcadan geçme)örtü ise Anadolu’da yıllardır mevcut olan bir başın altından bağlanan saçların bir kısmının göründüğü bir örtünme şeklidir. Bunu artık bir ilkokul talebesi dahi biliyor.

Türban dediğimizi de hepimiz biliyoruz. Saçların tek teli görünmesin diyerek tepede toplanıyor ve üzerine bir bone geçiriliyor, sonra onun da üzerine örtülen örtü ya başın altından düğümleniyor ya da iğne ile tutturuluyor.

Birçok otoritenin bu husustaki tartışmalarını izledim ve araştırmalarıma göre de din ile alakası olmayan sıkmabaş, başörtüsü kılıfına sokulmak isteniyor ve ne yazık ki, sadece siyasal simgeye kalkan olarak kullanılıyor.

Aslında bu gerçeği İmam hatipli olan Sn. Başbakan Erdoğan’da bilmektedir ama siyasi sembol olması belki de işine gelmektedir. Zira dinimizde bu şekilde örtünme modeli yoktur.

Bir ülkenin cumhurbaşkanının eşi ve başbakanın eşi bu şekilde örtünüyorlarsa, Türkiye’yi bu şekilde temsil ediyorlarsa o zaman bırakalım genç kızlar da üniversitelerine bu şekilde gitsinler ve rahatça okusunlar diyelim.

Bir ülkede hem demokrasi, hem hukuk devleti olacak, hem de hukuken yasak olmayan bir yasağın uygulanması abesle iştigal olmuyor mu?

87 yıl önce kadına çok değer veren Atatürk yasaklamamış kılık kıyafet kanununda böyle bir yasak yok.

Yıllardır gündemleri bununla değiştirmeye kalkmak oyun içerisinde oyuna dönüşmüş ve bıktırmıştır artık.

Sıkma başın üzerine şapka taktırmak, peruk taktırmak komik olduğu gibi sorunu çözmemektedir. Ayrıca yıllardan beri bazı üniversitelerimize bu şekilde giden öğrencilerin sayıları oldukça fazla değil midir?

Günümüzde birçok resmi iş yerlerinde türbanlı hanımları görmekteyiz. Belediyelerde, hastanelerde okullarda vb.

Yani kanunen yasağı olmayan yasakmış gibi gösterilen bu türban meselesi çoktan hallolmuştur bile.

Genç kızlarımıza gelince: Kimisi inancı gereği... Kimisi siyasal amaçla... Kimisi de kendisine bunun karşılığında maddi bir çıkar sağladığı için örtünüyorlar.

Dini gerçekten uygulamak isteseler, o kıyafetlerle ne bir erkekle el ele sokakta dolaşabilirler ne de flört edebilirler değil mi?

Referandum sonucunda bu tip örtünmelerin arttığını gördüm. O zaman bırakalım örtünsünler istedikleri gibi.

Bunu iyi niyetle söylerken aklıma şu sorular geliyor elbette.

Türban takanlar ile takmayan kesim arasında ileride bir sürtüşmenin yolları açılır mı? Örtülüler arasında örtüsüzlere, “biz Müslüman’ız, siz dinsizsiniz “gibi sözler artabilir mi?

(Referandum çalışmalarımız boyunca bazı sıkma başlı hanımlar bize bunu söylemişlerdi. )

Daha sonraları mahalle baskıları ile türbansızlar örtünme durumunda bırakılacaklar mı?

En çok endişe ettiğim konu, bugün türban diyenler acaba yarın da çarşafı meşru kılmaya kalkacaklar mı?

Herkes dinsel inancını belli edecek biçimde giyinerek sınıfa gelirse, orada özgür bir eğitim ortamı kalabilir mi?.

657 sayılı Kanunun Ek 19. maddesine göre "Devlet memurları Kanun, tüzük ve yönetmeliklerin öngördüğü kılık ve kıyafet kurallarına uymak mecburiyetindedirler” der. Bu yasa kalkınca çarıklılar, sarıklılar cübbeliler ortalarda cirit atmazlar mı?

Siyasal ve inançsal bölünmelerin sınıflara taşınması, giderek önlenemez olur mu?

Dersler arasına namaz kılma saatleri konulması istenir mi?

Ve sonunda özgürlük, daha fazla demokrasi diyerek çağdaşlıktan iyice uzaklaşan ülkemiz bir şeriat yönetimine dönebilir mi?

İşte tüm bunlar kafamda bir sürü istifamlar oluşturuyor.

TÜRKİYE’DE ÖZGÜRLÜK SADECE TÜRBAN KAVRAMINDAN MI İBARETTİR?

Bugün öğrendiğimize göre aylardan beri Ergenekon davası ile tutukluluğu halen devam eden Başkent Üniversitesi kurucu Rektörü Prof. Dr. Mehmet Haberal Amerikan Cerrahlar Koleji Şeref Üyeliği’ne seçilmiş. Haberal, kolejin 97 yıllık tarihinde ödül alan ilk Türk cerrah olmuş. Bundan bir Türk olarak gurur duymamak mümkün mü? Ne yazık ki bizim değerlerini bilemediğimiz insanlarımızı, ne idüğü belli olmayan bir dava ile aylardan beri özgürlüğünden ve hastalarından yoksun bırakabiliyoruz. Bu kocaman bir ayıp değil de nedir? Özgürlük yalnız bir örtü için değil, hak eden herkes için olmalıdır.

Devlet kendisine muhtıra çeken bir generali devlet onur madalyası ile ödüllendirirken, hak edenleri de infaza dönüşmüş tutukluluk haliyle bozuk para gibi harcıyor.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Ne zaman ki cami, tarikat evlerinde para toplanmaz. Türban vs. sorunu diye bir şey kalmaz. Çünkü en büyük DİN PARAdır. Dolar, dinar, şilin vs. tarikatlarıdır. Para sorunları çözmez, sorun üretir Çünkü insanoğlunun nefsini hiçbir şey doyuramaz.. Şekilciliği reddetip putları yıkarak kurulan bir dinin türban diye bir sorunu olamaz, ancak bu işten maddi+manevi= siyasi çıkarı olan tarikatların yarattığı suni sorun.

Veli Filiz 
 16.10.2010 21:48
Cevap :
Sevgili Veli arkadaşım anlayana saz anlamayana davul zurna az demişler. Bu boşuna söylenmemiş bir söz değil mi. Çok teşekkür ederim. Sevgilerimle.  17.10.2010 16:14
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 375
Toplam yorum
: 766
Toplam mesaj
: 47
Ort. okunma sayısı
: 786
Kayıt tarihi
: 30.04.08
 
 

İstanbul Kadıköy doğumluyum. Herhangi bir menfaat grubuna bağlanmadan, açık fikirli, dürüst, önya..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster