Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

09 Ekim '07

 
Kategori
İnançlar
Okunma Sayısı
726
 

Türban inancın gereği midir?

Türban inancın gereği midir?
 

Yukarıda sadece alnı ve saçı görünüyor, kot pantolon giydi diye kadını döven pastarı görüyorsunuz!


Öncelikle unutmayalım ki "Bir şeyin yasaklanması, ona olan arzuyu arttırır". O zaman Kur'an'nın İslamı'nda olmayan Türban ve Başörtüsü konusunda çözüm nasıl sağlanacaktır?

Çözüm düşünce yolu ile her türlü çelişkinin üstüne üstüne gidirek kaynağına inmek ve gerçeklerle yüzleşmek ile olacaktır. Bu gerçekleri çıplak gözle görmek, araştırmak ve gerçeğe dayalı bir karara varmak onlara olan bağımlılığı da kökünden söküp atacaktır.

Bugün İslam dini, bir yığın kendini bilmeyen, bunun hem siyasal hem de maddi çıkar ticaretini yapmada beis görmeyen bir takım kendini bilmezlerin elinde bir çeşit dayatma olarak kullanılmaktadır. İnsanlar İslama ve Kur'ana aykırı olarak "inanan", "inanmayan" diye ayrıştırılmaktadır. İslam dini kendi ilahi görüntüsünden uzaklaştırılarak taasup, bağnazlık ve fanatizm içine girmiştir.

Bunun sonucunda da toplumun kafasına yerleştirilmeye çalışılan Allah olgusu, öfkesi, gazabı bol bir model olarak karşımıza çıkmaktadır. Bir türlü gülmeyen, en küçük hatada, en ufak bir yanlışta büyük cezalar yağdıran, her şeye tepki veren, sağa baktın günah sola baktın günah diyen, çok sıkı kurallar koyan, korkulan, korkutan bir Allah ve din tanımı ile karşı karşıya kalındığıdır. Hele bir de kurallara ve yasaklara uyulmadığında da tüm gazabını dini sömürenler aracılığı ile kullarının üzerine yağdırmağa hazır bir görüntü vermektedir.

Bence tüm bunlar, toplumun çocukluktan başlayıp aşıladığı şartlandırmalarla yalan, yanlış sözde dinsel görüş ve eğitimin bir yansımasıdır. Bu durum özellikle 1950'den sonra Kur'an'nın Arapça "ezberletilmeye" başlaması ile ülkemizde uzun yıllardır yaşanmaktadır. Kur'an genelikle evlerin duvarlarında yüksek bir yerde asılı durmakta ve indirilip okunmamaktadır. Onun yerine Kur'an'a aykırı olarak diğer mezhep kitapları okunmakta, bilgisiz yobaz takımının söyledikleri dinlenmekte ve tüm bunların sonucu olarak da Arap gelenekleri İslam Dini gibi yaşanmaya başlamıştır.

Aynı sorun bir Emevi ve Abbasi geleneği dayatması olan Türban ve Başörtüsünde de vardır.

Kıyafet, zamana, toplumun geleneklerine, iklimin şartlarına, makama, yaşa ve birçok faktöre göre hem toplumlar arası hem de toplum içi çeşitlilik göstermiştir.

Toplum içi kıyafet farklılıklarınına en iyi örneklerinden birisi Osmanlı’dır. Osmanlı’da padişah üç sorguçlu sarık takarken, veziri azam iki sorguçlu, halk ise tek sorguçlu takabilirdi. İki veya üç sorguç halka yasaktı. Saraylının, esnafın, tekkecinin, ayrı din mensubu kadın ve erkeklerin başlıkları, kıyafetleri, renkleri Osmanlı’da hep farklıydı. Bu kıyafetlerin farklılığı kanunlar ile korunurdu. Görüldüğü gibi toplum içi kıyafetlerin farklılığı, gelenek ve şartların bu kıyafetleri oluşturması, zengin malzemeli bir tarih konusudur.

Geleneklerin bir kıyafet oluşturmasının bir mahsuru yoktur. Yanlış olan, tarihin belli bir anının ihtiyaçlarından doğan ve o toplumu ilgilendiren kıyafetlerin, evrensel olan ve binlerce yıllık zaman dilimine inmiş olan dine maledilmesidir. Örneğin, fesi belli bir dönemde erkeklerin kıyafetini tamamlayan bir aksesuar, sıcaktan koruyan bir başlık olarak erkeklerin tümüne yakınının giymesi yanlış değildir. Yanlış olan, fesin dinen kutsal bir giyecek olarak giyilmesi, başkalarına dîni kıyafet diye empoze edilmesi ve Kuran’da hiç bahsedilmeyen bir uygulamanın dine sokulmasıdır.

Görüldüğü gibi sorun belli bir toplumun geleneği sonucu fesin takılması değil, o geleneğin din olarak takdimidir. Bu temel mantığı iyice kavramamız çarşaf, türban, peçe, başörtüsünün nasıl dinselleştirildiğini anlamamızda ve bu kıyafet şekillerini gereği gibi değerlendirmemizde faydalı olacaktır.

Kur'an'daki İslam takip edilirse, topluma açık yerlerde, ulu orta ve herkes görsün diye yapılan ibadetler, türban ve benzeri giyilen üniformalar değil, insanın samimi olarak yaptığı ibadetin Kur'an'nın İslam'ında istendiği ortaya çıkacaktır.

Körü körüne ve bilinçsizce yapılan ibadet ve şekilcilikle, sözde dinsel kurallara uymakla hoşnut edilmeye çalışılan Allah'mıdır? Yoksa bu yolla kendilerini Allah'a daha yakın ve Allah'ın safında kendini gösterme açıkgözlülüğü müdür?

Asıl olan "Şekilciliğin ibadete engel" olduğu gerçeğini anlamaktır...

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Türban diye adlandırılan baş örtüsü, islamiyet gelmeden önce, cahiliye döneminde asil ve zengin kadınların, kullandığı aksesuardır. Aynı zamanda zinet (süslü takılar) yerlerinin örtülmesi için, kur'an-ı kerimde emredilen örtüdür. Kur'an da "maide" ve "nisa" surelerinde kadına "örtün" emri verilmiştir. Neden baş örtüsü? Kadının saçları, kadına güzellik veren süsü dür(zineti). Ayette "zinet ve zinet yerleri" der. Yani saçlar, boyun, kulak, kol ve bacakların örtülmesi anlamına gelir. İslam dini, şekilcilik dini değildir. Kur'an, örtünme şeklini yazmaz, nerden öğreniyoruz!..hadislerden ve sünnetlerden. Baş örtülmesi, islam dinine göre emirdir. Ama Yüce Yaratıcı insanlara özgür irade vermiştir. İsteyen bu emri uygular, istemeyen uygulamaz. Örtü, kesinlikle gelenek değildir. Gelenek, örtme şeklidir. Ayrıca islamda ırk ayırımı yoktur, örtünmek Allah'ın emridir. Arap geleneği veya onların yöresel kıyafeti değildir. Bence, kadın inancından dolayı örtünür, siyasi amaçlı olduğunu düşünmüyorum .

gülayca 
 10.10.2007 3:26
Cevap :
Gülay Hanım, Kur'an'nın İslam'ında Başörtüsü bir emir değildir...Kur'an hükümlerinde açıktır ve detaylı bilgiyi de içerir. Kadını kendi zihniyetine göre yaşatmak isteyen zihniyetin çarpıttığı ayetlerin başında Nur suresi 31.ayet gelir. Bu ayetteki “hımar” kelimesi geniş manalı bir kelime olup örtü manasına gelir. Hımar, başı örterse başörtüsü olur, masaya konursa masa örtüsü olur. Allah eğer “hımar” kelimesi ile başın örtülmesini isteseydi “hımarürres” gibi bir vurgulama ile başörtüsü diyebilirdi: Böylece “res” kelimesi ile baş bölgesi vurgulanır ve örtü kelimesi olan “hımar” ile beraber başörtüsü net bir şekilde anlaşılırdı. Allah'ın emri hem erkek hem kadın için mütevazi giyimdir. Eğer Allah kapanmada da kesin sınırlar koymak isteseydi, bunu en azından bir cümleyle belirtebilirdi. Geçmiş kavimlerin başına gelenleri detaylarıyla anlatan Kuran, her şeyi açıkladığını kendisi söyleyen Kuran, bu konuda detay açıklama yapardı. Yapmamasının sebebi kesin bir sınır koymak istememesindendir.  10.10.2007 12:12
 

Önce insanların kendi tercihlerini yasaklıyor, yanlış olduğunu iddia ediyor, sonra o insanların size inanmasını bekliyorsunuz. Bu yanlış. Kişi önce söyleyene bakar. Kendisinin inandığı değerlere bakış açısını inceler. Yaşantısına bakar. Samimi ve uygun görürse kabul eder. aksi halde doğru da olsa benimsemez. Başörtüsü de öyle. Kur'an meallerinde örtünün ayetiini bizzat okuyor. Artık nasıl olacağını düşünmüyor. Örf adetleri nasıl uygunsa onu kullanıyor. Simdi siz Çevrenizde dinle ilgili işaret bile görmek istemediğinizi göstereceksiniz. Makamınızı kullanarak Kanunlar yönetmeliklerle bu yasakları şiddetle savunacaksınız, sonra çıkıp "inandığınız Kur'anda örtünün derken aslında şöyle demek istiyor" diyeceksiniz..! Kendinizi onların yerine koyun. Siz olsaydınız kabul edermiydiniz? Bence kişi önce Din'ini bizzat, gerçekten öğrenmeli, insanlara da bizzat yaşayarak örnek olmalı, sorularına akılcı, mantıklı, tatminkar cevaplarla ikna edebilmeli. yasaklarla değil. Selam ve saygılar.

akar 
 09.10.2007 12:27
Cevap :
Sevgili Akar, Aynen katılıyorum. Ama dinin sömürülmesine karşı da doğruları gerçekleri anlatmak gerektiğine inanıyorum. Bizler buna hiç yanaşmadık, Kur'an'nın söylediklerine uyduk...Ama dinimizi sömürenlerin pervasızlığı doruk noktasına çıkmakta... Şairin dediği gibi; Dini Türban ettiler, Kafalarına Taktılar, Korkarım ki rüzgar gele, hem örtüyü uçura, hem dini götüre...Dini kalplerine taksalar eyi olur..  09.10.2007 15:51
 

İslam'da dünya imtihan yeridir. İnsanın tekamülü içindir. Mesela, Müslümanın ılımlısı olmaz, çünkü Müslüman zaten ılımlı olmak zorundadır. Yanlış olan Müslüman'ın aşırısıdır. Türban sorunu da yukarıdaki açıklamalarımda gizlidir aslında, bugün Türban takanlar ve destekleyenler maalesef eylemleri ile "Dini Türban Etmişlerdir"...Bu doğru mudur? Şekilcilik ne Hz. Muhammed döneminde ne de daha sonraki 4 halife döneminde vardı...Dediğim gibi "görüntüyle ibadet olmaz"...Din ve inanç ancak kalplerde yaşandığı zaman geçerli olur... Saygılarımla, Celal toroğlu

CELAL TOROĞLU 
 09.10.2007 12:17
 

En basit olarak birinci yazınıza yorum olarak gelen bilgileri, ikinci yazınızda blogun içinde kendi bilginiz veya düşüncenizmiş gibi yazmışsınız. Orada geçen Arapça kelimelerin kendisi bile yanlış. Tercümesinin doğru olduğunu kim garanti edebilir? Şimdi şöyle bir problemle karşı karşıyayız. Dini yanlış anlayan, yanlış yorumlayanlar var, kabul. ama doğru anlayıp doğru yorumlayanlar ortada yoklar. Onlar sadece yanlışları tenkit etmek için ortaya çıkıyorlar. Halbuki gerçek aydınların, kültürlü insanların, dini doğru anlayabilecek ve yaşayabilecek herkesin, bu uygulamaları hayata geçirmesi lazım dır ki, yanlış yapanların yanlışı ortaya çıksın. Bir yolun gidiş istikametinde yüzlerce araba varsa, oraya giren tek tük bir kaç arbaya "ters yola girmişsin kardeşim diyebiliriz. Biz demesek de o zatan farkeder. Ama konvoy halinde bir yolda trafik ters yönde de olsa akıyorsa, bizim dışarıdan sürekli bunlar yanlış gidiyor diye feryat etmemiz bir işe yaramaz. Bu sınırlı köşede ancak bu kadar. Selamla

Ahmet YILMAZ 
 09.10.2007 11:22
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 115
Toplam yorum
: 166
Toplam mesaj
: 40
Ort. okunma sayısı
: 570
Kayıt tarihi
: 29.01.07
 
 

Tarsus Amerikan Lisesi (1984) O.D.T.Ü - İnşaat Müh. (1989) SUNY at Buffalo - Yüksek Lisans (1992) 19..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster