Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

25 Ocak '13

 
Kategori
Gelenekler
Okunma Sayısı
1209
 

Türban ve tesettür paranoyası (IV)

Türban ve tesettür paranoyası (IV)
 

Osmanlı döneminde feraceli bir kadın


TÜRK VE OSMANLIDA GİYİM KUŞAM

Hayvancılık ve avcılıkla geçinen eski Türkler çizme, mintan, gömlek, kaftan, kemer, üstü bol pantolon yada şalvar giyerlerdi. Üstü bol pantolon ya da şalvar ata binmeyi kolaylaştırdığı için tercih ediliyordu.

Türklerde başlıklar genelde yırtıcı hayvanların postundan yapıyordu. Bu başlıkların “börk, sukarlaç, kızıklıg, kuturma” olarak dört çeşidi olduğu bilinir. Börk İran ve Anadolu’ya gelen Türk, Selçuk ve Osmanlı ordularında kullanılırdı. Günümüzde Doğu Anadolu’nun kimi yörelerinde börk benzeri başlık hala kullanılmaktadır.

Osmanlı döneminde giyim kuşamla ilgili ilk yasal düzenleme Kanuni Sultan Süleyman zamanında (1520-1566) yapıldı. Başta kavuk, sarık, külah, börk; ayakta mest, çizme; üstte mintan, gömlek; belde kuşak; altta don, şalvar, potur; en üste ise entari giyilmesi kurala bağlandı.

Türklerin fes ile tanışması 16.cı yüzyıl sonunda olur. Fes, Fas ve Cezayirli Berberi Arapların yöresel başlığıdır.  Cezayir’in fethinden sonra Barbaros Hayrettin Paşa fesi ülkemize getirir. Türban gibi fesin de siperliksiz olması, namaz esnasında alnın yere değmesine izin verdiğinden, Müslümanlar tarafından iştiyakla tercih edilir.

O tarihten sonra fes –Türklükle hiçbir ilgisi olmadığı halde- Avrupalının gözünde bir Osmanlı-Türk simgesi haline gelir. Karikatürlerde bugün bile Türkler fesli gösterilir.  Türk kadınları fesi yemeni, yazma, tülbent, krep gibi örtülerle süsleyerek kullanırlar

17.ci. yüzyılda entari, kaftan, şalvar, başörtü gibi kadın kıyafetlerine ferace adı verilen bol mantolar da eklenir. Ferace, kadınların ev dışında giydikleri kollu, yere kadar uzun, ayak bileklerini örten, bol, arkaya dökülen, vücut hatlarını göstermeyen, mantoya benzer geniş yakalı rop veya üstlüktür. Ferace yaşmak denilen peçeli başlıkla birlikte giyilir Bugünkü tesettürlü kadınların özenti kıyafetlerine benzer. Ya da 13.cü yüzyıldaki Hristiyan kadınların kıyafetine.

1848de devlet dairelerinde çalışan bayanlara bazı kısıtlamalar gelir. Özellikle feracenin yakasının süslenmesinde aşırılığa kaçılmaması için yasa çıkartılır.19.cu yüzyıl başında Kanuni’nin koymuş olduğu giyim yasaları rafa kalkar, onun yerine II Mahmut’un 1820 yılında batılılaşma eylemi kapsamında başlattığı yasal değişiklikler uygulama konur: devlet memurları sarık yerine fes, potur yerine pantolon, mest yerine potin giymeye başladılar.

Kimse “ben illa sarık giyecem” diye inatlaşmaya kalkışmaz. Veya “sarık giyme özgürlüğümüz kısıtlanıyor, sarık giydik de kıyamet mi koptu? ” gibi benzeri söylemlerle devlet ile kavgaya girişmez. Kamusal alanda devlet memurlarının o devirde ne giymesi gerekiyorsa herkes onu giyer.  1827 de fes yasa gereği Türk askerine zorunlu olarak giydirilmeye başlanır.

1839 Tanzimat ve 1876 Meşrutiyet dönemlerinde kadın kıyafetlerine eteklik ve çarşaf eklenir. Cumhuriyetin ilanından sonra 25 Kasım 1925te Şapka Kanunu ile fes kaldırılır.

KARAÇARŞAF NERDEN ÇIKTI?

Çarşaf modasını ülkemize ilk kez, 19.cu yüzyıl başında, Suriye Valisi Suphi Paşa’nın karısı Şam’dan getirmiştir. Arap kadınların, Lübnan ve Suriye’ deki misyoner Katolik rahibelerin kılığına özenerek geliştirdikleri çarşaf Valinin karısının pek hoşuna gider. Çarşaf kullanımı sıcak çöl ikliminde hem ucuz, hem pratik olduğundan, renginin siyah olması esmer tenlerini beyaz gösterdiği ve sık yıkanmadıkları için kir de kaldırdığından Arap bacılar tarafından özellikle tercih edilmekteydi.

Katolik rahibelere gösterilen saygı, onların menopoz sonrası  kutsal görünümleri Şam Valisinin karısını derinden etkilemişti. Neticede, çarşaf giyen kadınlara da Katolik rahibeler gibi büyük saygı ve hürmet gösterilmeye başlanır ve Türk kadınları arasında da Şam çarşafı hızla yayılmaya başlar.

Çarşaf önceleri kare biçiminde büyük ve tek parça bir örtüydü. Kadın evden çıkarken çarşafı bedeni saracak biçimde başına atar, iyice sarınıp bir ucunu belindeki kuşağa sıkıştırırdı. Zamanla ilk biçimi giderek değişime uğrayan tek parça çarşaftan, iki parçalı çarşafa geçilir, yüz yine peçeyle örtülür.

II Abdülhamit döneminde  İstanbul’da saray kadınlarının ayırt edilmesi için ferace giyilmesi halka yasaklanır.  Bunun üzerine sokaklar kara çarşaflı kadınlarla dolar. Fakat bu durum kimlik gizlemeye bir gerekçe oluşturduğundan bu uygulama da ortadan kaldırılır.

İkinci meşrutiyetten sonra (1908) çarşafların boyu  –bir çok kadın çarşafa dolanıp düşmeye başladığından, çarşaflar orasından burasından yırtıldığından, edep ve avret yerleri açığa çıktığından-  biraz kısaltılır, eski bol eteklerin yerini ayak bileğine kadar gelen midi etekler almaya başlar.

Fötr şapka, üç köşeli şapka, çarşaf, türban, ferace ve benzerleri devirden devire, yöreden yöreye, kuşaktan kuşağa değişmiş, kaybolmuş, tekrar ortaya çıkmış, modaya göre gelişmiş, evrime uğramış  gelip geçici giyim kuşam şekilleridir. Bunların bir kısmını işine geldiği şekilde  İslami giyim olarak yorumlamak abesle iştigaldir.

nusret atayman bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 129
Toplam yorum
: 179
Toplam mesaj
: 8
Ort. okunma sayısı
: 1647
Kayıt tarihi
: 27.07.06
 
 

1968 yılından bu yana dinler tarihi, mitoloji, sosyoloji, antropoloji, dinbilim, teozofi, metafiz..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster