Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

05 Eylül '07

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
437
 

Türbanı karantinaya almak

Türbanı karantinaya almak
 

Türban takmak bir tercih midir? Benim duruş noktamdan bir tercihtir. Ancak bana göre doğru bir tercih olduğu anlamına gelmez elbette. Hatta samimi şekilde fikrimi söyleyecek olursam kötü bir tercih olduğunu ifade etmem lazım. Ancak benim o tercihi bu şekilde değerlendirmem, yine de onun bir tercih olduğu gerçeğini değiştirmez. Elbette bana göre.

Peki, birde türban takanın durduğu noktadan bakmaya çalışalım. Türban takan için türban takmak bir tercih midir? Görünüşte bir tercih olsa da, temelinde epey bir miktar zorunluluğun olduğunu söyleyebiliriz. Burada elbette iki yönlü bir zorunluluk mevcut; İlki inancın yarattığı bir zorunluluktur. İnanç mukayeseye, sorgulamaya, aklı devreye sokmaya müsaade etmediği için kuralları emir niteliğindedir ve inananın çokta fazla tercihte bulunma şansı yoktur. İkinci zorunluluk noktası ise, inanç gruplarının içerisinde oluşan ve inancın yapısından kaynaklanan sert disiplindir.

Yani benim açımdan tercih olan bir uygulama büyük olasılıkla uygulamanın sahibi tarafından bir tercihten çok bir zorunluluk olarak algılanıyor. Hatta daha da kötüsü, inançlı kişi bunu, yalnızca kendisine ait bir zorunluluk olarak görmez ve kendi çevresi içinde bu zorunluluğun var olmasını talep eder. Bunun adı da "mahalle baskısıdır" ve din adına söylenen tüm hoşgörü ifadelerine karşın, gerçek yaşamda toplum içinde elle tutulmayan bir baskı oluşur.

Olaya bu açıdan baktığımızda – ki büyük bir kesim tarafından bu açıdan bakılıyor zaten– türban kullanımı kendi bulunduğumuz noktadan da tercih olarak değerlendirmek hata olabilir. Çünkü tercih dediğimiz şey, kişinin kendi bilinci, zihinsel tartısı, kültürel birikimi, hayat tarzı, ekonomik ve sosyal altyapısı, eğitim düzeyi vs ile iki veya daha fazla, hatta bazen sınırsız seçenek arasında birisini yeğlemesidir. Ve bu yeğ tutma işlemi sabit değildir. Hayatın dalgalı akışı içerisinde her zaman konum değiştirebilir.

Tercih ancak demokrat bir ortamda var olabilir. Çünkü insanın kendi kaderini tayin hakkı vardır. Ancak kurallar tercihe yer bırakmaz ve kişi kendi bilinci ile karar veremez. Bu anlamıyla bir zorunluluğun ifadesidir ve kuralların hayatın her alanına el attığı düzenlere de totalitarizm denir.

Bende kişisel olarak, toplumda dini inançların yaygınlaşmasını, ama daha çok dinsel kuralların bireysel tercih noktasından, genel siyasal sisteme sıçramasını bir tehdit olarak algılarım. Ancak toplumda türban kullanımının artmasının bu konuda tek başına bir belirti olmayacağını düşünürüm. Bugün değinmek istediğim nokta bu değil. “Türban takma eğilimi dinsel bir totaliter rejimin belirtisi midir, değil midir?” tartışmasına hiç girmeden ve şu an toplumda yaygın olan korkunun gerçek olduğunu üzerinden hareket etmek istiyorum. Bugün demokrat bir sistemin, dindar insanlara ve dinsel totalitarizmden gelen tehdide dair takındığı ve takınacağı tavrı incelemek istiyorum.

Demokrasinin düşmanı olan totaliter eğilimlerin panzehiri yine demokrasi midir yoksa totaliter eğilimlere anladığı dilden mi yanıt verilmelidir? Yasaklar sistemi kurmak isteyen bir anlayışa karşı yeni yasaklar geliştirmek kimin işine yarar?

Örneğin türbanı “kamu alanı” olarak tanımladığınız alana sokmamaya çalışmak, ileride iktidarı eline geçirmesi durumunda muhafazakâr kesimin kendi adlarına yeni yasaklar koymasını meşru kılmaktan başka bir işe yarar mı? Ya da yasakları arttırmanız, korumak istediğiniz sistemi demokrasi olmaktan çıkarıp başka türlü bir totaliter rejim haline getirmez mi?

Totaliter rejimlerin panzehirinin demokrasi ve özgürlük olduğu fikri liberal bir anlayıştır. Bunun aksi yönde, yani totaliter eğilimlere onun kendi mantığı ile yanıt vermek ise daha fazla tutucu, statükocu, kapalı sistemler yaratır. Bu da zamanla demokrasiyi bir olasılık olmaktan çıkarır. Örneğin üniversitelerde türban yasağı ve bu konunun sürekli gündemde olmasının kimin işine yaradığı her seçim döneminde bir kez daha ortaya çıkmıyor mu? Yani yasak sistemi ne yazık ki, demokrasiyi değil, totaliter eğilimleri besliyor.

Demokrat olmak birazda aptalca davranmaktır. Yani demokrasi bir nebze de, karşı gücün gizli planlarını görmezden gelen, onun sizi kandırmak için giriştiği işleri bilmezden gelen, kendine güvenli, babacan, hoşgörülü, geniş yürekli, sakin, soğukkanlı ama beraberinde uyanık, kurnaz, olgun ve işbilir bir sistemdir. Bu yapısıyla da her sorunu kendi bünyesi içinde çözme becerisi gösterir. Her an paniğe girip savunma kalkanlarını devreye sokmak demokrasinin hareket tarzı değildir. Elbette tüm bu davranış kalıplarının gelişmesi için demokrasinin gelişmiş bir sosyo-ekonomik taban üzerinde yükselmesi gerektiği söylenebilir. Ancak ülkemizin bu noktada olmadığını söylemek, en başta 80 yılı deviren Cumhuriyetimize ve dünyanın en büyük ekonomik hacime ulaşanlar listesinde ilk 20 içinde yer alan iktisadi yapımıza hakaret olmaz mı?

Tüm bu gerçekler göz ardı edilerek, toplumda laikliği savunan kesimlerin, türban takanlara bakışının, artık objektiflik ve demokratlık sınırının dışına çıkmaya başladığı kesin. Uzun bir süreden beridir türban takanları vebalı olarak görme eğilimi yaygınlaşmıştı ve karantina önlemleri talep edildi, yaşama geçirildi. Ve devlet gibi virüsü toplumun en küçük birimlerine bile bulaştırma yeteneği olduğu varsayılan bir mekanizma, sürekli olarak bu virüse karşı steril tutulmaya çalışıldı. Oysaki ne yazık ki, toplum bilimin kuralları ile biyoloji biliminin kuralları birbirine uyum sağlamıyor. Belki bir virüsü toplumdan uzak tutarak bir fayda üretebilirsiniz. Ancak toplumsal sistemde bir arıza olması durumunda onun çözümü arızalı kısmı toplumdan yalıtmak değil, tam aksine arızalı kısmı toplumun geneli ile iletişim halinde tutabilmektir.

Totaliter anlayışlar kapalı mekanizmaların tek yönlü gelişen ideolojik beslemeleri ile kendini büyütür. Oysaki toplumun farklı yapısıyla temas eden her akım değişime, uyuma, törpülenmeye açıktır. Bu nedenle türbanlı bir bayanın değişiminin önünü açmanın yolu onun üniversitenin özgürlük ortamında var olmasını sağlamakken, onu üniversite kapısının önünde siyasetçilerin oyuncağı haline getirmek, değişmemesini garanti etmenin en kısa yoludur.

Adı laik düzenimizin oldukça uzun bir zamandır kendi cellâdını kendi eliyle beslediğini umarım anlamaya başlamışızdır.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Sevgili bibliyofil, aslında değinmek istediğiniz konu değil de diğeri yani türbanı kendi tercihiyle yani inancı gereği takma istemi mi yoksa inanmak adına koyulan katı kurallar sonucunda getirilen takma zorunluluğu ve bunun akabinde uygulanan çevre baskısı dikkatimi çekti. Ben inanç adına koyulan kurallar sonucunda türban takmayı tercih etmek zorunda kalanların sayısını daha fazla görüyor bunun çözümünü de özgürlük ve demokraside görüyorum. Yasaklı caziptir misali üniversite kapılarında ki yani hizmet verilen değil de hizmet alınan mekanlarda hizmet alanın türban yasağının kalkması , mevcut duruma göre türbanlı bayan sayısını eminim düşürecektir. Yazınızda değindiğiniz noktalar, duruş noktanız tamamıyle objektif ve ölçülü olmuş. Devamı eminim gelicektir.:)) ellerinize sağlık..

elif elvan 
 05.09.2007 16:51
Cevap :
Elif Hanım, açıkcası bahsettiğiniz konu üzerinde bir saha çalışmasına yani anket veya gözlem çalışmasına denk gelmedim. Zaten bir anket yaptığınız takdirde de, kimse kolay kolay "ben çevre baskı ile takıyorum aslında takılması gerektiğine inanmıyorum" diyemez. İnsan psikolojisi ve mevcut verili sosyal doku, kişi bu şekilde düşünse bile bu şekilde cevap vermesine imkan vermez.Bu tip sonuçlara ancak hissi düzeyde ulaşabiliriz. Bu nedenle ne doğru demk mümkün ne de yanlış demek ama ben kişisel olarak tahmininize katılıyorum. Ama bence bu bir geçiş aşaması ve bu konuyu da bir sonraki yazımda işlemek istiyorum. Sebep her ne olursa olsun, özgürlük uygulamalarının toplumda bir denge yaratacağına inanıyor ve bu noktada da görüşünüze katılıyorum. Ayrıca yazım için övgülü sözlerinizi için teşekkür ederim. Umarım yüzünü kara çıkarmam. Bu ölçüde objektif ve ölçülü yazılar ortaya çıkarabilmek için daha fazla emek sarfetmek zorunda kalacağım artık. Yani oldukça sorumluluk yüklediniz:-))Saygılarımla,  05.09.2007 19:53
 

Çercevesi iyi çizilmiş zengin içerikli bir yazı olmuş. Özünde özgürlük, demokratlık olmayan nesnelerin ya da kurumların demokrasinin gereği olarak görülmesi gerçekten gülünç. örneğin tarikatlerin serbest bırakılması, örneğin türban'ın kadınların tercihi ve özgürlüğü olarak nitelendirilmesi. oysa ki tarikatler kendi içlerinde bile demokratik değildirler baskıcı ve sinsidirler. İnançlarını topluma zorla kabul ettirmek isterler. türban ise daha çok küçük yaşlarda nasıl ortamlarda kızlarımıza takılmak zorunda bırakılıyor hepimiz biliyoruz. işte önce bunun bilincine vardırılmalıdır insanlarımız. kadınlar erkeklerin kölesi değildir. demokrasi eşitlik diyoruz ama kadınlar erkeklerle eşit değil bir defa. neresinden bakarsanız bakın çelişki var. sevgiler ve selamlar.

Atatürkiye1919 
 05.09.2007 13:17
Cevap :
Sayın Laik_Türk, yazımla ilgi övgüleriniz için teşekkür ederim. Çerçevesine elimden geldiğince özen göstermeye çalıştım. Görüşlerinizin önemli bir kısmına katılıyorum. Ancak yazımın belki orta kısımlarına kadar olan bölümde anlaşsakta sanki ikinci kısma kadar olan kısımda görüş farklılıklarımız var gibi. Elbette bende din kurumunun kendisinin ve uzantı yapılarının demokrasi kriterlerine uygun olmadığını düşünüyorum ama bir yanıyla da onların demokrasi cetveline tabi olmadıklarını ve bu nedenlede demokrat olmamakla suçlanamayacaklarını söylüyorum. Evet türban onlar için bir tercih değil zorunluluktur. Ama bu onlar adına bir zorunlulukta olsa bizim, yani demokratların, onların zorunluluğunu bile bir tercih olarak değerlendirmek ve saygı duymak zorunda olduğumuzu düşünüyorum. Bu nedenle de bu tip uygulamalara kurallar getirerek engel olmanın sakınca doğuracağına inanıyorum. Çünkü bu uygulamaları kurallara bağlamanın kendi sisteminizi de bir başka dine dönüşeceği kesindir. saygılarımla,  05.09.2007 14:03
 

Sevgili bibliyofil, bence dünyada hiç bir sistem (adı ne olursa olsun) kendini yok etmeye yönelik çalışmalara kayıtsız kalamaz ve görmezden gelemez. Burda şu soruyu sorabiliriz, türban takan insanların rajimi değiştirmek gibi bir kaygıları var mı? Bu sorunun cevabı kişiye göre değişmektedir. Ama bugün türban takan kimse belki açıkca söyleyemese de böyle bir bilinçaltı olmadığını söylemek bence en hafif deyimiyle saflık olur her halde. Ve asıl yapılması ve olması gereken de sistemin türban takan insanlarla uğraşmak yerine devletin bütün yapısına bulaşmış ve devlet imkanlarıyla sisteme karşı organize çalışmalar yütüten vakıf, okul, yurt vb oluşumları temizleyebilmektir. Sorun inançları için örtünen insanlar değil, onların kalkanlarıyla kendine imparatorluklar ve ordular yapan insanlardır. Sevgi ve saygılarımla...

kartal0634 
 05.09.2007 13:06
Cevap :
Sevgili eagle0634, bir kez daha anlaşamamış olmanın üzüntüsünü yaşıyorum. Çünkü yazımda doğru bulmadığım uygulamaların yorumunda savunulduğunu görüyorum. Elbette son derece çetrefilli bir konu da tek bir doğrudan bahsedilemez. Ve kesin doğru konusunda kanaat oluşamaz. Bu konu da öyle bir mevzuu. Ben olaya özgürlük temelli yaklaşan birisiyim. Senin yazında bahsettiğin uygulamaların, yani devleti steril hale getirme çabasının ne mümkün ne de doğru olacağını düşünüyorum. Yazımda da bahsettim demokrasi sitemi biraz da saflık ve aptallık sistemidir. Yani senin inanmak saflık olur dediğin şeyi yapmak durumundadır. Karşısındakinin niyetini bilip, bilmezmiş gibi davranmak gerekir. Örneğin ABD tarikat kaynamaktadır, hatta bazı tarikatvari gruplar iktidara bile gelebilmekte ama bu toplum sistemi üzerinde bir tektipleşmeye neden olmamaktadır. Demokratik sistem, radikal olanı merkeze yaklaştırır ama beraberinde kendi merkezi de değişir. Bu devletle toplum arasında sağlam bir kurar. Saygılarımla,  05.09.2007 14:13
 

Blogunuzun tamamına katılıyor ve destekliyorum. Bence de türban kötü bir şeydir ama türbanın kullanılmasını yasaklamak sadece kötü değil, etik açıdan da asla savunulamayacak bir dayatmadır. Tabi elbette türbanın kullanımını zorunlu bir hale getirmekde aynı şekilde kabul edilemeyecek bir dayatmadır. Kimsenin başka bir kimsenin inançları, ibadet biçimi veya giyim biçimi üzerinde bir söz hakkı olamaz, çünkü birbirimizin özeline müdahale etmeye bir kere başlarsak kendimizi faşizmin göbeğinde buluruz. Umarım ülkemizde yakın bir gelecekte laiklik kavramının ve uygulamasının gerçek anlamı ve işlevi anlaşılacaktır. Sevgiler, selamlar

Matilla 
 05.09.2007 11:25
Cevap :
Merhaba Sevgili Matilla, aslında bu faşizm meselesine bende bu yazı da değinmek istedim ama açıkcası senin kadar uzun yazmaya cesaret edemediğimden konuyu sınırlamak istedim. Bence son derece haklısın, türban meselesi iki totaliter rejim tercihinden birinin tarfı olmaya zorluyor insanları ve bir süre sonra ortalıkta demokrasiyi savynan kimse kalmıyor. Çünkü bu yasaklama ve baskı eğilimleri genellikle bir başlarsaa, iki güç arasında bu politikalar varoluş-yokoluş ikilemine kadar gider. Güçlerden birisi iktidarı kaybettiğinde diğerinin kendisine yaşam hakkı tanımayacağını, çünkü kendisinin de diğerine aynı işlemi yaptığını bilir. Oysa özgürlüğün ve demokrasinin hakim olduğu bir ortamda toplumsal güçler her zaman bir dengeye kavuşur ve eğer demokrasinin altyapısı güçlü ise her zaman orta sınıf ve merkeze yakın değerlerin hakimiyeti korunur. Ancak demokrasiden sapıldıkça, totaliter eğilimler güç kazanmaya başlar. katkın için çok teşekkürler, saygılarımla,  05.09.2007 16:44
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 453
Toplam yorum
: 1886
Toplam mesaj
: 174
Ort. okunma sayısı
: 1736
Kayıt tarihi
: 14.11.06
 
 

36 güneş yılı. 27 yıl G.antep, 9 yıl İstanbul. İstanbul, 90’lı yıllarda yaşandı, bitti.  Hep şe..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster