Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

10 Şubat '08

 
Kategori
Ben Bildiriyorum
Okunma Sayısı
388
 

Türbanın altında kalanlar!

Türbanın altında kalanlar!
 

İnsanımız başörtüsü masalıyla oyalanırken memleketimizin bir çok öncelikli sorunları çarşaf altına, sümen altına, halı altına süpürülüverdi. Tıpkı, sihirbazın kara örtüsü altına gizlediği tavşanı çıkarması gibi illizyon siyasetine saplanan yurdum insanı uyku modundan çıkamamaktadır.

İki haftalık tatilde pembe gözlüklerimi takıp gezerek eğlenerek dinlenmeyi yeğlemiştim.Aylardır bilgisayardan aldığım stresli ışınları absole etmek istiyordum.Zinde bir şekilde eğitim yaşamımı sürdürmekten başka bir emelim de yoktu.

Çocukluğum ve ilk gençliğim bol karlı ve buzlu diyarlarda geçmişti.Özlemiştim beyaz örtüleri.Biliyordum ki tüm kirlilikleri örterdi buz mavisi karlar.

*Önce Ankara seyahatiyle başladım tatilime.Eş dost ziyaretleri arasında yeğenlerimle kar topu oynamak da nasip olmuştu.İki gün sonra İstanbul'da askerliğini yapan oğlumu ziyaret ettim.Arkasından biraz ziyaret, biraz ticaret amacıyla Bursa, Uludağ gezilerim beni çok mutlu etmişti.

Gözlem yapma , sorgulama ve yazmaya meraklı mizacım nedeniyle de ülkemdeki bazı olumsuzlukları not etmeyi ihmal etmemiştim.''Yediğin, içtiğin senin olsun gördüklerini anlat !..'' dediler.Ben de iki haftalık bir aradan sonra sizlerle paylaşmak istediğim bazı hususları yazmak istedim.
..........

* Uludağ'da herkesin keyfi yerindeydi.Türbanlı, türbansız zenginlerimiz ve onların çocukları memleket sorunlarından ayıklanmış ruhlarıyla kışın ve eğlencenin tadını çıkarıyorlardı.Orası ayrı bir dünya gibiydi.Sorunlar sadece garibanların tekelindeydi sanki.''Zenginin malı, züğürdün çenesini yorar.'' demişler ya geçiyorum bu faslı...

Türban sorunu oralara hiç uğramamıştı...

*Ankara'da işim dolayısıyla ziyaret ettiğim Emekli Sandığı Genel Müdürlüğü, Sosyal Güvenlik adı altında sözümona tek çatı altında görevlerini başarıyla(?) ifa ediyorlardı.Müracaat salonu, ana-baba günü gibiydi.

Eski Sovyet rejiminden manzaraları andıran uzun kuyruklarda bekleşen yaşlı-genç insanlarımızın yüzlerinde bir bezginlik vardı.Memurlar da kargaşa içinde işlerini yürütmeye (?) çalışıyorlar;ancak sık sık müracaatçıları ''Paylamayı'' da ihmal etmiyorlardı.Halbuki iki yıl önce ne kadar düzenliydi orası.

Bendeniz, ana binaya çıkıp işimi çabucak bitirmiştim.Müracaat salonundaki keşmekeşe karşın ana binada insanlar rehavet içindeydi. Kimi sıcak ofislerinde şekerlemelerini yapıyor;kimileri de''İnternette kültürlerini ''artırıyorlardı (?)

Halbuki aşağıdaki(?) insancıkların ne kadar da yardıma gereksinimleri vardı !..


*Kültür Bakanlığında kitap işlerim için ilgilenen dostlarım da olmasaydı küskün dönecektim.Aylardır Kültür Bakanından görüşme için randevu bekleyen aydınların serzenişlerine tanık oldum.Binlerce memur öylece oturuyorlardı.Hepsinin önünde bilgisayarlar ve internet hizmetleri faaliyetini (?) sürdürüyordu.Diğer daireler kimbilir nasıldı ?..

Türban bazılarının kafasına çok önceden geçmiş gibiydi...

*İstanbul yoluna çıkmıştım ki kar yağışı başladı.Bolu tünelinde birbirleriyle yarışan Nilüfer Turizmin iki otobüsünün zincirleme kazaya sebep oluşuna tanık oldum.Tünel çıkışında fazla süratten kayan otobüs bir otomobili altına almış ve bir çocuğun ölümüne yüzlerce yolcunun da soğuktan donacak hale gelmesine neden olmuşlardı.Metro Turizmin bir otobüsü de öndeki otobüslere süratle bindirmişti.Yolcular yaralı ve perişan, şirketlerin yetkilileri ''sırra kadem basmışlardı.''

Gündemde türban , çok ama çok öncelikliydi !..Herkes'' türban maçının'' sonuna kilitlenmişti !..

*Yaralı yolculardan iki üniversiteli kızı yanımıza alıp en yakın dinlenme tesisinde ilk yardım tedavilerini yaptırmıştık.Öğrenciler, liselerini birincilikle bitirmişler, İTÜ Mimarlık Fakültesini başarıyla kazanmışlar ve 3. sınıfa kadar gelmişlerdi.Yoksul aile çocuklarıydılar.Küçük bursların desteğiyle okumaya çalışıyorlardı.

İTÜ Mimarlık Fakültesi Yönetimi'nin akıl almaz bir çağrısıyla, ders seçimi yapmak için karda kışta yola çıkmak zorunda kalmışlardı.Sömestr tatiline çıkmadan yapılması gereken ders seçimlerinin tatilin tam ortasında yapılmasına bir anlam verememiştik.

Empati yoksunu hocaların kaprislerinden azap çeken öğrenciler, haksız yere projelerinin kabul edilmemesini ağlayarak anlatıyorlardı.Derslere gelmediği halde projelerden geçen (?) öğrenciler olduğunu anlatırken geçirdikleri kazanın ikinci ŞOK olduğunu belirtiyorlardı. İTÜ yönetimine bu durum pek yakışmıyordu.Okumak için yaşama tutunmaya çalışan binlerce ''Deniz Yıldızından '' birkaçıydı onlar !..Şimdi bursları da kesilirse belki evlerine dönecek yol parasını da bulamayacaklardı.

İşte , o zaman, onları da kocaya vermek ve evlerine hapsetmek zamanı gelebilirdi!..Milyonlarca çarşafa dolanmış çocuklardan olacaklardı...

Dinlenme tesisinin TV'lerinde politikacılarımızın önceliği olan türban sorunu tartışılıyordu.Yollardaki kazalar ve ölenler umurlarında değildi.

İTÜ hocalarının önceliklerinde türban sorunu vardı ;binlerce kilometreden çağırılan çocukların sorunlarının pek önemi yoktu..

Kazazadelerin imdadına her zaman olduğu gibi Mehmetçikler yetişmişti.Ağır yaralılar hastanelere yetiştirilmiş;hafif yaralıların da ilk yardımları yapılarak dinlenme tesislerine yerleştirilmişlerdi.Sorumlu Kara Yolları elemanları ve otobüs şirketlerinin yetkilileri halen ortada yoktu.Jandarma yetkilileri ifadeleri aldıktan sonra, öğrencileri Ankara yönüne giden otobüslerle evlerine yolcu etmiştik.Canlı yayınlarda, kazazedeler arasında ''Kendimizi'' de izleyivermiştik !..

Mehmetçiğin önceliklerinde İNSAN vardı...

*İki gün sonra telefon ederek durumunu sorduğum İTÜ öğrencisi, Ankara Hacettepe Hastanesinin Acil Servisine gittiğini, orada olağan üstün bir ilgiyle ve sevgiyle karşılandığını anlatıyordu.Hacettepe Hastanesi'nin Hipokrat yeminine sadık üstün insanlık örneği sergileyen Acil Servis Doktorları tüm tedavi ve tetkikleri yapmışlar;hatta Nilüfer Otobüs Şirketiyle ilgili trafik kaza raporlarını bile elde etmişlerdi.Yasal süreç başlamıştı.

Hacettepe Hastanesinin, Acil Servisinde, 28 Ocak Gecesi ve sonrasında görev yapan tüm doktorların ellerinden öpüyorum.Onlar birer insanlık abideleridir.Aynı gece doğal gaz zehirlenmesi geçiren bir yakınımı da yaşama döndürmüşlerdir.

Hacettepe Hastanesi hekimlerinin önceliklerinde ''insan'' vardı ...İNSAN !..

murat ertaş bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Hekimleri, insan yerine bile koymuyorlar, deyip başka bir demiyeceğim, nedenini kendimi tanıttığım satırlarımdaki, satır aralarında bulabilirsiniz. Çarşafın değeri yükseltilirken, giderek "okuma"nın değeri de alabildiğine düşürülüyor ve korkarım bugün ekilenler yarın çok daha "acı" günleri getirecek! Ben bu satırlarda belli duruşun; "Laik Atatürkçü Cumhuriyet" ten yana olmanın sergilenmesinden yanayım. Eminim bir çok günce yazarı da bundan yana. Ama yine de bu sayfalarda, "Kadir Gece" leri kutlanır. Bu son derece masum görünen kutlamalarla bugünlere geldik diye düşünüyorum. Ve yazıyla ilgili olsa bile, "türbanlı ya da çarşaflı kadın resmi" kullanılmasını bile doğru bulmuyorum. Bakalım nasıl aşacağız bunları.

derinmavi.. 
 12.03.2008 11:34
Cevap :
Leyla Tecer için ve Türk Edebiyatı,sanat dünyası için büyük bir onur...Tiyatrosuz kalmamak dileklerimle...Sevgiler...  12.03.2008 21:44
 

Hekimleri, insan yerine bile koymuyorlar, deyip başka bir demiyeceğim, nedenini kendimi tanıttığım satırlarımdaki, satır aralarında bulabilirsiniz. Çarşafın değeri yükseltilirken, giderek "okuma"nın değeri de alabildiğine düşürülüyor ve korkarım bugün ekilenler yarın çok daha "acı" günleri getirecek! Ben bu satırlarda belli duruşun; "Laik Atatürkçü Cumhuriyet" ten yana olmanın sergilenmesinden yanayım. Eminim bir çok günce yazarı da bundan yana. Ama yine de bu sayfalarda, "Kadir Gece" leri kutlanır. Bu son derece masum görünen kutlamalarla bugünlere geldik diye düşünüyorum. Ve yazıyla ilgili olsa bile, "türbanlı ya da çarşaflı kadın resmi" kullanılmasını bile doğru bulmuyorum. Bakalım nasıl aşacağız bunları.

derinmavi.. 
 12.03.2008 11:34
Cevap :
Geniş halk yığınlarının duygularının sömürüldüğü bir dönemden geçiyoruz.Okur-Yazarlara ve aydınlara çok iş düşüyor...Ama meydan boş bırakılıyor gibi..Sevgilerimle...  12.03.2008 21:52
 

Keşke yazdıklarınız da hoş şeyler olsaydı ama ne yazık ki günümüzün ve yaşantımızın gerçekleri. Hala uyuyoruz vede uyutuluyoruz. Geçen haftaki tepkilerden bu hafta eser yok. İş işten geçtikten sonra kafalarımızı kırsak neye yarar? Ne olur kafalarımız dışıyla uğraşıldığı kadar keşke içiyle ilgilenselerdi. Saygı ve selamlar

Gülsüm Tiknaz 
 16.02.2008 21:00
Cevap :
Gülsüm Hanım,Bu millet Atatürk ve Kuvvayı milliye ruhuyla mayalanmış.İrticanın hevesi kursağında kalır !..Bakmayın suskun durduğuna.''Sessiz atın tekmesi PEK olur.''Sizi gördük daha iyi olduk...Sevgilerimle...  16.02.2008 22:51
 

Öncelik her zaman İnsan' dır İnsan olmalıdır zaten. Ama gel gör ki uzun süredir sakız çiğniyoruz...Sevgiler

Esma KAHRAMAN 
 15.02.2008 17:06
Cevap :
Aslında ,bağışlarsanız...''Geviş getiriliyor.''...Şeytanın GÖR dediği yerdeyiz !..Çiğneyip yutuyorlar...Sonra aynısını bir daha çiğniyorlar.Oy uğruna bazıları yarın ''Papaz'' bile olabilirler.Yeter ki ''Aile fertleri mutlu olsun.'' Ülkemizde çok güzel insanlar da var...Her ne kadar perdelenseler de ...Sevgiler...Saygılar...  15.02.2008 17:14
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 1522
Toplam yorum
: 9157
Toplam mesaj
: 558
Ort. okunma sayısı
: 1524
Kayıt tarihi
: 23.06.07
 
 

İnsan yontmakla geçti ömr-ü baharı... Güzel ve canlı heykeller yaptı... Kimisinin içi çabuk boşal..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster