Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

05 Eylül '10

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
350
 

Türbelik duygular

Türbelik duygular
 

<ı>Halkım Türbelerde ağlamayı çok sever…


<ı>Bilmek gerekli elbet neye ağladığını... Fakat bilmek kadar hissetmek, duymak da önemli bence insan için... Farkı var mı derseniz bilmek ile duyumsamanın, hissetmenin arasında, elbet var derim... Bu gün hissetmek, duyumsamak bilmenin ötesine geçti... Gaipten gelenler, gizemli olanlar (sanılan/bilinmeyen) insanları daha çok hislendiriyor, ağlatıyor...
<ı>Nasıl oldu demeyin, elbet cevabım inanmaktır... İnanmak insanı öyle bir hale getirdi ki duyumsa, hisset, gerisini düşünme... Duyumsa, hisset! Bilmesen de olur… Ama bizim istediğimizi duyumsa, bizim istediğimiz gibi duygulan…

<ı>Bilmek, nesnel şeylerin oluşumunu, gelişimini ve sonuçlarını zaman içinde ve zamanın şartlarında öğrenmek anlamına geliyor bana göre...

<ı>İnsanlarımız bir şeylerin üzerinde oturduğundan emin... Kuşkuları yok bundan... Ve üstünde oturdukları kültür öyle derin ki, katmanları öyle çok ki ... Kazıyorsun toprağı, kültür gözükmeye başlıyor... Biraz daha kazıyorsun kültür akmaya başlıyor... Az daha kazarsan akan kültür derelerini göreceksin... Akan kültür dereleri korkutuyor insanları... İnsanlar o derelerden korkuyor işte... Hep korkmuşlar, korkutulmuşlar çünkü ... İlk gelenlerde korkmuş, şimdi yanında yaşayanlarda korkuyor... Bilmiyorlar, uzaklar bu doğru ama hissediyorlar, duyumsuyorlar... Perge, Aspendos, Efes ve Pamukkale; Oraların halkı için oradaki uygarlıklar sadece gelenlere incik boncuk satmaya yarayan yerlerdir öteden beri... Oraları ne bilirler nede oralardakiler için ön yargıları vardır... Yabancıdırlar o kültürlere… Yinede o kültürlere bilinmezlikle duygusal bakarlar… Peki bizden saydıklarına farklımı bakarlar? Mesela Mevlanaya? Mesela çaput bağladıkları ağaçlara? Mesela mum diktikleri kiliselere, sirkeli ekmek getirdikleri yatıralra çokmu farklılar? Hiç değil... Asla derine bilmek istemez, o inanmak istediklerini doldurur kafasına... O inançları onu duygulandırıyor, uçuruyor...

<ı>Gözleri dolar, ağlamaklı olur benim insanımın çoğu, bilmedikleri karşısında... Fakat o güzel denene güzel demeye inandırılmıştır... İyi denene iyi demeye inandırılmıştır... Sorumluluk, Vatan, Millet ve Kardeşe kodlanmıştır o... Ve o onları taşır yüreğinde ve onlar karşısında duygulanır, ağlar... Ama bilmez neye ağladığını... Bildiği karşısında duygulanmaz insanoğlu...İnsan bildiğinden etkilenir, alkışlar, ona katılır, hatta bir adım ileri götürür, fakat onu her gördüğünde ağlamaz... Gurur da olabilir, gururla duygulanır... Onurdur ve onurlu şeyle karşısında duygulanabilir... Beğenir diyelim... Beğenileri uyuşursa da mutlu olur..

<ı>Ağlamak, duyumsamaktır .. Duyumsamak inanmaktır... Başka yönü ise; Kendine acımaktır, kendine, ezikliğine ağlamaktır... İçindekilere ağlamaktır... Onlarla o dönemler de, o kutsal eylemlerin içinde yaşayamadığına ağlar çoğu... <ı>Halkım çok sever türbelerde duygulanmayı… Ağlamayı da...

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 615
Toplam yorum
: 1395
Toplam mesaj
: 33
Ort. okunma sayısı
: 921
Kayıt tarihi
: 25.06.10
 
 

1959 Denizli doğumluyum.. İ.Ü. İktisat Mezunuyum.. Emekliyim ve hala çalışıyorum.. Yaşam bizden önce..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster