Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

18 Eylül '07

 
Kategori
Eğitim
Okunma Sayısı
16041
 

Turfanda mı Yoksa Turfa mı?

EĞİTİMLE İLGİLİ ROMANLAR (25)

TURFANDA MI YOKSA TURFA MI?

Yazarı: Mehmet Murad

Roman Kahramanının Değerlendirilmesi:

Mansur, Osmanlı yönetimindeki Cezayir‘in önde gelen ailelerinden birinin oğludur. Mansur’un her hali ve davranışı, kalabalık içinde bile dikkatleri kendisine çekecek derecededir. Kusursuz dış görünüşü de ilgi uyandırır. Yüz hatları yiğitliğini ve soyluluğunu gösterir. Giyimi kuşamı da gösterişsiz ve zevklidir.

Fransız İhtilali’nden sonra aile üyelerinden bir kısmı yurdu korumak için şehitlik şerbetini içmiş, kimi esir düşerek düşman elinde kalmıştır, kimi de başka ülkelere göç etmiştir. Mansur’un babası Fransız İhtilali’nde şehit olmuş, o da annesiyle kalmıştır. Mansur annesiyle birlikte amcası Ahmet el-Nasır’ın evinde kalır. Amcasının çocuklarıyla beraber konakta Arapça dersi alır.

Mansur, yaradılıştan yüreği pek merhametli ve yumuşak biridir. Mansur’un hayatta tek istediği İstanbul’a gitmek, İstanbul’u görmektir. Öğrenim bahanesiyle Fransa’ya gitmeye ve orada ne zaman fırsat bulursa İstanbul’a göç etmeye karar verir. Fransa’ya gider, İstanbul’a dönmek için fırsat gözeten Mansur, öğreniminde ilerledikçe kültürün değerini anlayarak öğrenimini tamamlamaya karar verir. Sınıfının birincisi, uslu, terbiyeli, davranışlarında incedir. Fransa’da abdest, namaz, ders gibi uğraşlarından dolayı gece geç yattığı için okul müdürü ile tartışır. Bunlara müsaade edilmezse, okulu bırakacağını söyler. Bu derece kararlı ve gözü kara bir delikanlıdır.

Mansur, İslamcı eğiliminin yanı sıra Osmanlıcı eğilimine de kapılmış olduğunu arkadaşlarından saklamaz. Öğrenim hayatını başarılı bir şekilde sürdürür. Öğrenimini tamamladıktan sonra, bir süre bekleyip doktora sınavını verir, hocaları tarafından verilen önerileri reddederek İstanbul’a doğru yola çıkar. İstanbul’da amcası Şeyh Salih efendinin evinde kalır. Fransa’daki başarılı öğreniminden sonra Osmanlıcılık bilinciyle İstanbul’a gelen Mansur, doktorluğun yanı sıra dışişlerinde de memur olarak görev alır. Mansur, sürekli eleştirici bir tavır takınır, kurulu düzenle sürekli çatışma halindedir. Önder olma tutkusu onu, ölçüsüz davranmaya sürükler. Bir idealist olarak atak ve sabırsızdır. O, kimseye yük olmadan, yardım ve koruma kanadı olmaksızın geçim dünyasına girerek, tecrübe sahibi olmak ister.

Mansur, hem tıbbiye mektebine girer, hem de hariciyeye yerleşir. Mansur’un okuldaki konumu birkaç ay içinde önem kazanır. Gündüzleri yoksullara parasız bakar, geceleri de odasında kendi işleri ile uğraşır. Kısa zaman içerisinde saygınlık kazanır, geçimini de fazlasıyla sağlar, herkesin yakınlığını kazanır. Doktorluk mesleğinden, öğrencilerinden, derslerinden, Mehmet efendi ile kurduğu ortaklıktan fazlasıyla memnun olan Mansur, dairedeki memurluğundan tat alamaz. Bürokrasideki aksaklıklar, düzensizlikler ve bütün memurları sarmış olan rüşvetçilik bu görevinden nefretle ayrılmasına yol açar.

Bir gün dairede çalışırken, adamın biri memurlardan biriyle tartışır, adam devletin resmi makamına hakaret eder. Mansur’un sabrı taşar, adama tokat atar. Tekmeyle adamı kapı dışarı eder. Mansur’u uyumlu hale getirmek için maaşına zam yaparlar, görevinden terfi ettirirler; fakat Mansur bunları kabul etmez, görevinden ayrılır.

Mansur’un evlenme gibi bir niyeti yoktur, belki de ömür boyu bekar kalacaktır. Onun amacı devlete hizmet etmek, herkesi okutmak ve eğitmektir. Vatan çocuklarına kültür vermek ve bu kültürün iyi kullanılmasının çarelerini göstermektir.

Ona göre, Cezayir çocukları için İstanbul’da özel bir okul açmak, çağdaş düşüncelerle zihinlerini aydınlatmak, memleketlerinde işe yarayacak sanatlar öğretmek gerekir. Önemli olan milletin çıkarlarını düşünmektir.

İslam ülkelerinin, dünyanın birinci ülkeleri haline gelebilmeleri sanıldığı kadar zor değildir. Tam bir sadakat, çıkara dayanmayan sevgi, ağırbaşlılık, değerlerine sahip olma, doğuştan yetenek, iman gücü, görevini dindarca yapma, eşsiz kanaat, kahramanlık, yurtseverlik müslümanlarda, özellikle Türk milletinde çok yüksek, herkesi imrendirecek derecededir. Eksik olan yalnızca bilgidir. Mansur da bu özelliklere sahip bir Müslüman’dır.

Mansur’a göre düzenli olmaya engel olan; toplumun başına bela olmuş cahillik ile küçük memurların sorumsuzluğudur. Resmi daire hiçbir zaman bir imaret olamaz. Şunu bunu hoşnut etmek için gereği olmayan bir adam resmi daireye alınamaz. Devletin ve milletin ilerleme ve kalkınması, din ve ahlak sayesinde gerçekleşir. Devletin çöküşe uğramasının nedeni, devletin ve padişahın sadık kullarına, sevenlerine hizmet meydanının kapatılmasıdır. Bunun çaresi ise yine bilgidir, yine eğitimdir.

Mansur, İbn-i Galiblerden kimseye benzemeyen biridir. Yurtseverlik ve padişahına bağlılık duygularıyla dolu, coşkulu bir adamdır. Çocukluktan beri kıskançlık ve düşmanlıkla büyüdükleri amcasının kızı Zehra’ya karşı içinde büyük bir sevgi besler. Zehra, Mansur’un aşkına karşılık vermez. Fakat amcalarının konağında beraber yaşadıkları dönemde Mansur’un nasıl biri olduğunu, yaşayışını, hal ve hareketlerini görüp duydukça ona karşı yakınlık hisseder. Mansur ve Zehra’nın namus ve ahlak anlayışları birbirine çok yakındır. Kavuşmalarına Zehra’nın gururu engel olur.

Mansur, amcasından kalan servetini olduğu gibi bankaya yatırır. Kendisine beş kuruş harcamadan, hepsini yayın işlerine ve hayır kurumları için kullanır. Doğruluktan, dürüstlükten, adaletten hiçbir zaman ayrılmayan Mansur, çevresindekilere hak ettiklerini verir. İstanbul’dan ayrıldıktan sonra Manisa’ya yerleşir, kısa zamanda oranın halkıyla kaynaşır. İki öğretmen getirtip, maaşlarını da kendi verip okul açtırır. Köylüler, Mansur’a olan sevgi ve güvenlerinden dolayı çocuklarını okula gönderir.

Mansur, uzun ve zahmetli bekleyişten sonra çocukluğundan beri ilgi duyduğu, Zehra’sına kavuşur. 1877’de patlak veren Osmanlı-Rus savaşına gönüllü olarak katılır. Savaş sırasında orduda gözlemlediği aksaklıkları, düzensizlikleri açıkça eleştirdiğinden dolayı amirlerinin hışmına uğrar, gönderildiği sürgünde hastalanır ve ölür.

Mansur, doğruluk ve dürüstlükten ayrılmayan, Allah’ın rızasını kazanmak için milletine faydalı olmayı, onlara yardım etmeyi amaçlayan bir doktordur. Azimli, kararlı, kendisinden ve prensiplerinden asla taviz vermeyen bir meslek adamıdır.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 425
Toplam yorum
: 282
Toplam mesaj
: 98
Ort. okunma sayısı
: 2892
Kayıt tarihi
: 06.12.06
 
 

Gazi Eğitim Fakültesi, Eğitim Bilimleri Bölümü, Eğitim Yönetimi, Teftişi, Planlaması ve Ekonomisi..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster