Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

22 Eylül '06

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
4535
 

Turgutreis

Turgutreis
 

Bir tatil yöresi olarak adını duyuran ve artık dünyaca tanınmış bir " marka " haline gelen Bodrum' un sevimli beldesi Turgutreis' i bilir misiniz?

Osmanlı' nın dünyaya hakim olduğu bir dönemde yaşamış büyük Türk denizcisi Turgut Reis' in doğduğu yer olarak tanınır ve adını ondan alır.

1485 yılında bir çiftçinin oğlu olarak dünyaya gelen Turgut Reis, gençliğinde cirit, güreş, ok atmada gösterdiği ustalık ve cesaretiyle çevrede tanınıp Menteşe (Muğla) kıyılarından levent toplayan Hızır Reisin (Barbaros Hayreddin Paşa) adamları tarafından seçilerek, Cezayir levendleri arasına katılır. Pek çok muharebede gösterdiği cesaret ve silâh kullanmadaki maharetiyle büyük kahramanlıklar gösterip, Barbaros’ un takdir ve teveccühünü kazanır ve reis olur.

Preveze' de gönüllü ihtiyat filosuna komuta eden ve zaferin kazanılmasında büyük hizmetleri görülen Turgut Reis, harbin en şiddetli zamanında, yerinde yaptığı çevirme ile Andrea Doria’ nın bütün ümitlerini kırarak onu geri çekilmeye mecbur eder.

1540’ ta Salih Reisle beraber Akdeniz’ deki korsan gemilerine karşı açtıkları mücadele günlerinde, Korsika’ da gemisini yağlarken âni bir baskın yapan Andrea Doria’nın oğlu Giovanni tarafından esir edilir ve forsaya vurulur. Üç yıla yakın eziyet ve sıkıntı içinde kürek çeker. Daha sonra Cenova'ya götürülüp hapsedilir. Bunu haber alan Barbaros Hayreddin Paşa, Cenova'yı kuşatıp Turgut Reis'i kurtarır ve dönüşte yedek gemisini ona hediye eder.

Zamanla filosunu büyüten Turgut Reis, Batı Akdeniz’de kendini kabul ettirerek Cerbe Adasına yerleşir. Akdeniz’de düşmana aman vermeyen gazalarının sonucunda, Kanuni Sultan Süleyman tarafından İstanbul’a davet edilir. Emrinde çalışan gözü pek, yiğit, kahraman silâh arkadaşlarından Kılıç Ali, Gâzi Mustafa, Hasan Reis, Kara Dayı, Kara Kadı gibi kaptanlarla birlikte, sekiz gemiyle İstanbul’a gelip, Sultana bağlılığını arz eder.

Sultan Süleyman kendisine iltifatlarda bulunup Karlıeli Sancakbeyliğini verir. Turgut Reis, bundan sonra bir Osmanlı kaptanı olarak tekrar denizlere açılır

1551’de, Malta şövalyelerinin hâkimiyetinde bulunan Trablusgarb’ı fethi, 1552’de Andrea Doria’ya karşı kazandığı Pestiye Zaferi ve 1553’te Korsika Adasının merkezi Bastia’yı zaptından sonra, Trablusgarb Beylerbeyliğine getirilir.

Bu görevi sırasında seksen yaşındayken, bir savaş sırasında şehit olur. Naaşı, Trablusgarp’ta kendisinin yaptırdığı caminin yanındaki türbesine gömülür.

Dünya tarihinin şahit olduğu eşsiz kahramanlardan ve ünlü denizcilerden biri olan Turgut Reis'i rahmetle anarken, biraz da onun adını taşıyan bu şirin tatil beldesinden sözedelim.

Bu küçük kasabaya ilk gelişim 1973 yılında oldu. O zamanlar henüz bir köy görünümünde olan Turgutreis'te, Türkiye'de ilk kez uygulamaya konulan bir devre mülk sistemine ortak olmuştum.

Planlarına bakarak kağıt üzerinde satın aldığımız yerin nasıl bir şey olduğunu görmek için Bodrum'a gitmeye karar vermiştik. Ben henüz Hukuk fakültesi öğrencisiydim. Şimdiki gibi Bodruma sık sık düzenli otobüs seferleri yoktu. Gece yarısı İzmir'e geldiğimizde, ancak belli bir saatten sonra "Karadeveci" firmasının otobüsleriyle Bodrum'a gidebileceğimizi öğrenmiştik.

Bizim gibi acemi üç-beş kişi daha çıkınca, saatlerce burada beklemektense bir minübüs tutmayı denedik, ama o kadar kolay olmadı. Nihayet sabaha karşı bir minübüs bulup Bodrum'a doğru yola çıktık.

Müthiş bir mehtap vardı. Şoförümüz İstanbul'daki minibüsçüleri aratmayacak şekilde koltuğuna yan oturmuş, tek eliyle direksiyonu kullanarak, yolcular arasındaki kızlara laf yetiştiren bir tipti. Doğrusu biraz tedirgin olmuştum.

"Arkadaş, şöyle önüne dönsen de direksiyona tam hakim olsan.." falan gibi bir uyarıda bulunmak istedim.

"Bir şey mi istedin abiciğim" deyip, direksiyonu tamamen bırakıp arkaya döndü. Koro halinde "Aman kardeşim, yok bir şey istemiyoruz" dedik.

Bize nazire yaparcasına farları söndürüp yoluna devam etti. Gerçi mehtap yolumuzu gündüz gibi aydınlatıyordu ama, o zamanki bilgim, tecrübem, anlayışım ve algılayışımla hayli korkulu dakikalar yaşadığımı söyleyebilirim.

Bodrum'dan Turgutreis'e gitmek ayrı bir problemdi. Zaman zaman jipler gidermiş diye öğrendik. Aklınıza öyle son model "Jeep"ler gelmesin. Bunlar hani askeri törenlerde gördüğümüz üstü açık arazi arabalarıydı.

Öğleye doğru Murat 124 bir taksi, "Turgutreis!" diye seslenmeye başladı. Yaklaşık üç saat sonra beş kişi olunca yola koyulduk. Yol dediysem patika bir toprak yol. İkide bir lastiklerden kayan taşlar pat küt diye arabanın altına vurup duruyorlar.

Şoföre, "şu arabaların bile şanslıları ve şanssızları var. Baksana bazı arabalar şehirlerde asfaltın üzerinde yağ gibi kayıp giderken bu garibim burada ne çileler çekiyor" dedim.

Bir buçuk saat sonra yaklaşık 20 kilometre yol katederek Turgutreis'e vardık. Adam başı beşer lira ödedik.

Kasabada bir kaç ev bir kaç dükkan vardı. Merkezde meydanın ortasında, adını yanlış hatırlamıyorsam İsmail amcanın bakkalına girdik. Burada Soytaş'ın bir tatil köyü arsası varmış, görmek istiyoruz, nerede, diye sorduk.

Bize sahilden 15-20 dakika yürüyerek oraya ulaşabileceğimizi söyledi. Tepesinde "Turgutreis" yazan yamacın dibinde, dedi. Tabii ki yürüdük, gittik ve gördük. Tam İsmail amcanın dediği gibi dağın yamacı bir yer. Sadece yayaların gidebileceği patika bir yolu var.

Buraya nasıl inşaat yapılır, ya da yapılır mı, malzeme nasıl taşınır, bir merak konusu. Ne yapalım, olan olmuş zaten. Gerçi 15 aylık taksitle almıştık ama, kısmet deyip geriye döndük. İsmail amcanın dükkanında bisküviyle filan açlığımızı yatıştırıp geriye dönmeye karar verdik.

Bizi getiren taksi orada bekliyordu. Ancak biz iki kişiydik ve diğer yolcular sanırım buranın yerlileriydi. Dönüş için taksiyi dolduracak müşteri zor çıkacak gibi görünüyordu. Bu da yetmezmiş gibi, şoför alayvari bir gülümsemeyle:

– Dönüş kişi başına 10 lira, demez mi?

Beynimden vurulmuşa döndüm. Kardeşim bu nasıl iş, gidiş beş, dönüş 10 lira olur mu, diye adama çıkıştım.

– İşine gelirse, dedi şoför...

Bu gece burada kalırız daha iyi dedim. Hem değişiklik olur. Yarın nasıl olsa normal tarifeden bir araba buluruz diye düşündüm. Bir taraftan da nerede nasıl kalırız diye kendi kendime sormaya ve etrafı kolaçan etmeye başladım. Sahilde motele benzer bir yer vardı. Tekrar İsmail amacaya gidip durumu anlattım ve nasıl kalabileceğimizi sordum. "Motelin fiyatı biraz yüksektir, sana daha pahalıya patlar" dedi.

Tekrar durağa taksinin yanına gitmek, "tamam 10 liraya gitmeye razıyız" demek de işime gelmiyordu. Malum yiğitliğe leke sürme meselesi... Şöyle gezermiş bahanesiyle yol boyu biraz yürüdük. Şansımıza bir otomobil geldi ve bizi alıp Bodrum'a getirdi.

İki yıl sonra Soytaş tatil köyü bitirildi ve açıldı. İnanması gerçekten zordu ama, bu kısa sürede inşaat tamamlanmış, Turgutreis'ten buraya kadar yol da yapılmış ve tatil köyü hizmete girmişti.

Otuz üç sene sonra tekrar Turgutreis'e giderken bunları düşündüm. Şimdi artık İstanbul'dan, Ankara'dan ve daha pek çok şehirden Turgutreis'e kadar düzenli otobüs seferleri var. Turgutreis de artık o Turgutreis değil. Ogünden bugüne en az bin misli büyümüş bir şehir. Bodrum'la boy ölçüşecek hale gelmiş, hatta güzelliği, sakinliğiyle onu geçmiş bir şehir.

Marinanın da açılmasından sonra Gümüşlükten Akyarlar'a kadar uzanan bir şeritte gelişen şehir, belediyenin de düzenli çalışmasıyla, ilçe olmaya aday bir "kent" görünümüne bürünmüş...

Henüz bir üniversite öğrencisiyken yazın başında ve sonunda iki kez tatil yapma hayaliyle satın aldığım devre, son yıllarda oğlumun okul dönemine rastlayınca, zamanında tatil yapamaz olmuştuk. Bu sefer okullar açılmadan tatilimizi yapma fırsatı bulunca, aynı yerde "kiralık" bir yer bularak tatilimizi yaptık. Eylül'de buraların çok güzel olacağını tahmin ediyordum ama, şimdi bizzat yaşayarak gördüm.

Turgutreis belediyesinin internet sitesinde, "Gümüşlük'te bir akşam yemeği yemeden, Bağla'nın tatlı sularını içmeden, Karaincir'in kumlarına uzanmadan ve mandalinalarımızdan yemeden, Turgutreis'i tam görmüş sayılmazsınız" diyor. Bu görüşe aynen katılıyorum. Tabi mandalina mevsimi henüz gelmediği için onu yiyemedik. Ancak yeri gelmişken hemen söyleyeyim, şehre ilk geldiğim zamanlardaki mandalina bahçelerinden eser kalmamış. Dağ taş hep beton yığını olmuş. Umarım köylerde bu boşluğu dolduracak şekilde mandalina üretimine gerekli önem ve değer verilmiştir.

Güzel bir tatilin sonunda Turgutreis'ten eşim ve oğlumla birlikte dinlenmiş olarak döndük. Bu tatilin bizim için en önemli tarafı, Can'ın yüzmeyi tamamen öğrenmiş olmasıydı. Onunla birlikte yüzmek bizim için gerçekten çok keyif verici bir olaydı.

Hepinizin bu mutluluğu yaşamasını istiyorum...

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 859
Toplam yorum
: 1414
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 944
Kayıt tarihi
: 21.06.06
 
 

Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi ve İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu, ekonomik..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster