Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

04 Eylül '11

 
Kategori
Mizah
Okunma Sayısı
369
 

Türk, Avrupa'lı ve Şarkılar

Uzun yıllardır yurt dışında yaşayan biri olarak, adım başında aklıma takılmış olan bir soru vardır.

Hemen her vesileyle, kendi karşılaştığım veya çevremdeki insanların başına gelmiş olan olaylarda, kendimi bu sorunun çözümünü ararken yakalarım.

Sorunun cevabını hep ararım ama kesin verilmiş bir cevap bulmuşluğum da şimdiye kadar olmamıştır. Ancak çeşitli ara çözümler, kısmi cevaplar bulurum tabii.

Ne midir o hep kafamı kurcalayan soru?

Anlatmaya çalışayım: Efendim, nedir acaba şu “mantalite farkı” denilen şey? Örneğin, her hangi bir olay karşısında, neden bir Türk şöyle düşünür ve hareket eder de, bir Avrupa’lı veya bir Çin’li böyle düşünür ve hareket eder?

Tabii ki bu sorunun, kültür farkı, yetişme tarzı, toplum değerleri vesaire vesaire gibi bilinen genel açıklamaları vardır ama bütün bu açıklamalar, “mantalite farkı” denen o çok komplike fenomeni bütün ayrıntıları ile açıklamaya yine de yetmez. Çünkü bu farklılığı yaratan binlerce faktör arasında, iklim, coğrafi şartlar, beslenme, hatta genlerin yapısı gibi, bir yanda doğal çevrenin etkilerinden, diğer yandan da biyolojik mirasın sonuçlarından kaynaklanan bir sürü karmaşık öge de bulunur.

Haydi fazla uzağa gitmeyelim de, bir Avrupa‘lı ve bir Türk ile yetinelim. Tabii Avrupalı derken, bu kıtada yaşayan her bir insanın tornadan çıkmış gibi birbirinin ayni olduğunu düşünmüyoruz. Onların da elbette bir ülkeden diğerine, hatta ayni ülke içinde bölgeden bölgeye göre, birbirlerinden muazzam farkları vardır. Ama bir Türk‘ün mantalitesi ile karşılaştırıldığında, onların birbirlerinden olan farklılıkları hızla küçülüp yokoluyor ve hepsi sanki ayni kaba dökülüp homojen hale geliyorlar ve farklılık kendisini Avrupalı’ya göre Türk olarak ifade ediyor.

Bu soru üzerinde ciddi ciddi düşünebilir, kitaplar karıştırabilir, önceden yazılmış çizilmiş olanları anlamaya çalışabilir ama kendinizi bir türlü istediğiniz gibi “kavramış” hissedemezsiniz.

Ama bazen de, yaşamın içinde bir yerlerde, sorunun cevabına, birden “nirvana” ya ulaşıp da aydınlanmış gibi elinizi uzatsanız tutacakmışcasına yaklaştığınızı farkedersiniz.

Geçen sabah bana da işte aynen öyle oldu.

Efendim, evde yalnızdım ve tek başıma kahvaltımı ederken, fırsattan istifade, her zaman yapamadığım bir şeyi yapmak istedim ve uydu antenden yakaladığım bir Türk radyo istasyonundan Türk pop şarkıları dinlemeye koyuldum.

Radyo istasyonu kendisini aşk şarkıları radyosu olarak tanıtıyordu ve peşpeşe bu tarz şarkılar çalıyordu.

Eski sevgilisini seneler sonra tesadüfen gören aşığın tazelenmiş acısı, sevgilisini terketmeye hazırlanan bir genç kadının vedası, başka bir aşığın aşk üzerine düşünceleri vesaire vesaire. Kahvaltıdan sonra, çeşitli ev işleriyle meşgul olurken de radyoyu açık bıraktığımdan, yaklaşık bir saat kadar sonra, dışarıda pırıl pırıl parlayan güneşe ve güzel yaz gününe rağmen, boğazıma kadar hüzne batmış olduğumu ve gırtlağıma düğümlerin, gözlerime yaşların dizildiğini dehşetle farkettim.

İlk düşüncem, “Aman Yarabbi, bunlar ne kadar kapkara, ne kadar ağlamaklı, ne kadar umutsuz şarkılar böyle!” oldu. Üstelik bu dinlediklerim, yöresel ezgiler değil, düpedüz batı anlayışıyla bestelenmiş müziklerdi.

Sonra da bunun neden böyle olduğu üzerine kafa yormaya çalıştım. Neden bu kadar ağır bir hüzün, hatta keder vardı bu şarkılarda? Türk yapısı, neden kederin dibine kadar batmayı seviyordu? Yalnız şarkılarda mı? Örneğin TV dizileri. Aile dramları, aşk felaketleri, göz yaşları ve yine göz yaşları ve böyle dizilerin reytinginin tavan yapması. Veya gündelik yaşamda, aile içi veya aileler arası veya kişiler arası ilişkilerde, en küçük meselelerin bile dram haline getirilişi, göz yaşları ve yine göz yaşları.

Ama öte yandan, madalyonun diğer yüzü de var. Yine ayni Türk yapısı, son derece ciddiye alınması gereken konularda da, şu bilinen “ bize birşey olmaz” düşüncesiyle hareket ediyor, başka bir mantalitenin esaslı biçimde sıkıntıya düşeceği bir noktada, en genişinden bir tebessümle boşveriyor en ciddi durumlarda bile. Yaptığı işi şarkılarla türkülerle ifa ediyor, en küçük fırsatta çalıp oynamaya başlıyor. Gündelik ilişkilerde, konuşmalarda herşeyi matrağa alma eğilimi, yalnızca gelişme çağındaki gençlerin alışkanlığı değil.

Bir yanda hüznün, kederin dipsiz kuyusu, öte yanda hemen herşeyi hafife almanın, herşeye boşvermenin rahatlatan hafifliği.

Bu iki kutup arasında sürekli gidip gelmek, ayni zamanda bu iki kutbun birbirini nötralize etmesini sağlıyor, yani kederin diplerinden kişiyi, herşeyi hafife alan ruh hali çıkarıyor veya tersine; havalanıp uçmakta olan kişiyi realiteden tamamen kopup kaybolmaktan, bir an sonra kendiliğinden ortaya çıkacak olan keder eğilimi, tekrar paçalarından tutarak aşağıya çekiyor olmasın sakın?

Mekanizmanın gerçekten de böyle işliyor olabileceği ihtimali, bir anda Türk yapısının ve mantalitesinin, hiç değilse küçücük bir ayrıntısını kavrayabilmiş olmanın olasılığı, işte o anda içimde bir “nirvana” hissinin doğmasına yol açıverdi. Bunu düşündüğümde, az daha “Eureka” diye bağırarak sokağa fırlayacaktım.

Bu düşünceye erişmiş olmak, gelecekte karşıma çıkan olaylarda, neden bir Türk’ün böyle, ama bir Avrupalı’nın şöyle davrandığını anlamama yardımcı olacak mı, şimdiden birşey söylemek mümkün değil ama, en azından bunu anlamaya çalışırken, bir anda kederlenip ağlarken, onu takibeden anda herşeye boşverip havalanan bir yapıyı gözümün önüne getirmemin, bazı şeyleri daha kolaylaştıracağını kuvvetle tahmin ediyorum.

Olmazsa da, bunu anlamaya çalışmak için nasıl olsa daha bir ömrün sonuna kadar vakit var.

 

Erhan Tigli bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Ben Türkü nerede görsem tanırım ! İngilizce, Rusça konuşmaya başladığı anda yakalarım, jöleli saçlarından, bayansa ağır parfüm kokusundan tanırım. Ne olursa olsun, Türk kendini mutlaka ele verir. Nereden mi tanırım ? Tabi ki öncelikle kendimden :) Çok uzun zamandır yurtdışında yaşıyorum. Yakınlarımda birçok Türkiye'de üniversite bitirmiş Rus var. Genç yaşlarını Türkiye'de üniversite okuyarak geçiren Ruslar'ın da Türklere benzediğini biliyor muydunuz ?! Örneğin; geçen gün onlardan biri Tarık Akan'ın bir filmini seyrettiğini, çok beğendiğini, filmin sonunda gözlerinden yaşlar döküldüğünü söyledi. Söylemek istediğim şey, olayın milliyet ile ilgisi yok. Olay, yaşadığın toplum ve alışkanlıkları ile ilgili. Yoksa Türkiye'deki bu kadar milletin benzer davranışlar göstermesi nasıl açıklanır ki ! Örneğin; Almanya'da yaşayan Türklerin şiveli konuşmaları (karadeniz-orta anadolu vs.) ve davranışları, dilin ve kültürün öncelikle aileden sonra çevreden alındığını göstermiyor mu ? Saygılarımla.

Murat Çakmak 
 14.10.2011 0:51
Cevap :
Sevgili Murat bey, "Milliyet" ile açıklanmaz tabii ki. Zaten yazıda "kültür farkı, yetişme tarzı, toplum değerleri"nin yanı sıra "doğal çevre ve biyolojik miras" tan söz ediyoruz. Ama bir bilgede veya belli sınırlar içinde yaşayan insanlara verilen isimler var. Almanlar, Fransızlar gibi ve tıpkı onların da benzer ve tamamen ayrı yönleri olduğu gibi. Yakın bölgelerde veya birarada yaşayan insanlar bir şekilde birbirlerine benzerler, ayrı milletlerden olsalar da. Ama yine de ayrılıkları vardır. Çok ilginç bir konu bu ve uzun uzun incelenmeye değer, öyle değil mi?Siz de yurt dışında yaşadığınıza göre, bu konuda bir yığın gözleminiz vardır.Katkınıza ve yorumunuza çok teşekkür ederim. Selam ve sevgilerimle.  14.10.2011 19:49
 

"Fırtına dindi" başlıklı yazıda sizin de yorumunuz var, değil mi? Sanırım siz de diğer arkadaşlar gibi "hızlı" okuma yaptınız:) Oluyor işte bazen, insan "özü" kaçırıveriyor. "Avrupalı" olmanın çeşitli "kriterleri" var yani. Konuyu yeniden ele alırsanız durum sizin için netleşecek tabii. Selamlar:)Not: Şark duygusallığı kadar bir de "ŞARK KURNAZLIĞI var malumunuz. Keşke yazınızda bu konuya da değnseydiniz:)

Ümit Culduz  
 05.09.2011 1:26
Cevap :
İlahi Ümit bey, ne suç işlemişim diye gidip söz konusu yazıdaki yorumuma tekrar baktım. Kötü bir kasırga atlatmış bir şehirde yaşayan bir blogdaşıma "geçmiş olsun" demişim meğer. İşin diğer yanı beni pek ilgilendirmemiş. yani bana göre "öz" değilmiş. Birçokları görüş açıkladı, bu da o blogdaşın görüşü nihayet, olayı para temelinde inceliyor.:) "Avrupalılık kriterleri" ile bu işin bağlantısını pek çözemedim ama vardır bir bildiğiniz:) Sözünüz bana ise, benim zaten böyle bir iddiam yok, komik olmak istemem. "Şark kurnazlığı" na gelince, o da başka bir yazı konusu, isterseniz siz yazın. Açık yazayım, sizin kaleminizden ve konumunuzdan aslında blog didişmeleri dışında, analiz eden, ışık tutan yazılar bekliyorum ben. Blogda kimin ne hata yaptığı vesaire ilgimin dışında. Şimdi isterseniz kızın bana.:) Selam ve sevgilerimle  05.09.2011 16:42
 

Yazınızın ortalarına geldiğimde, hani "birden hüzne batmış olduğumu ve gözlerimden yaşlar aktığını.." diyen paragrafınızda gülmeye başladım.:)Kesinlikle sizin hüznünüze değildi gülümsememin nedeni! Daha yazının başında Türkçe aşk şarkıları dediğiniz an"Aha! Bakalım hangi dakika garabet ruh hali içine girecek, yahut da acaba ona değinecek mi?"diye düşünmemdendi.Maalesef aynen belirttiğiniz gibi, aşkın sevinç ve mutluluk veren yanından ziyade, acı veren, kahreden hatta mümkünse öldüren yanıdır Doğu toplumlarının sevdiği tarz. Buna basitçe, "Doğu mistisisizmi ile Batı realitesi arasındaki fark" diyorum ben ama aynen dediğiniz gibi bu kadar da basit değil aslında.Çünkü alt etmenler çok fazla. Belki de Doğu toplumlarının kaderci yaklaşımları hatta bu dünyada ne kadar azap çekerlerse öte tarafta o kadar onurlandırılacaklarına olan inançları da vardır altında. Ama hiç hoşuma gitmediğini de belirtmeliyim. Len bi mutlu olun di, mi? Gülmekten kim ölmüş allasen?:)) Kaleminize beyninize sağlık..!

Emine Supçin 
 04.09.2011 18:25
Cevap :
Sevgili Emine hanım'cığım, belki de kendini mutsuz hissetmenin de verdiği bir çeşit tatmin vardır, ne bileyim?:) Yoksa insanlar ne diye ağıt yakan müzikler eşliğinde, içki sofralarında saatlerce ah ederek vakit geçirirler? Zorlayan mı var?:) Batıda insanlar içki sofrasında biraraya gelip, konuşur, şakalaşır, danseder, eğlenirler, ağlaştıklarını hiç görmedim.:)Sorunu olan ise ya kendi kendine veya ailesi ya da arkadaşları ile veya da profesyonel bir kişinin yardımı ile sorununu çözme yoluna gider normalinde. Doğu ile batı mantalitesinin farkları üzerinde düşünmek bana hep çok ilginç gelmiştir. Daha da çok düşüneceğim herhalde:) Katkınıza teşekkürlerim, çok sevgi ve selamlarımla.  04.09.2011 18:57
 

Bu soruyu evire çevire hep sormuşumdur. Bulduğum cevapların hiçbiri beni tam olarak tatmin etmedi. Makro ve mikro olarak baktığımda gördüğüm tek şey; dünyanın çelişkilerin yaşandığı bir yer olması... Ruhlarımıza yansıyan da bu olsa gerek. Henüz gelişimini tamamlamamış 'dengeye oturmamış' bir ülkenin insanları, dolaylı olarak dengesiz olabiliyor:)) Gerçi sen buna kibarca iki ruhlu demişsin ama... (ya da ben öyle anladım) Ayrıca bizler acıyı seviyor bunun prim yaptığına inanıyor elimizden geldiğince sömürüyorz. Fakir edebiyatı yapan ya da "Acı var mı acı?" diye soru sorarken içinden, 'inşallah bolca vardır'ı geçiren kaç avrupalı olabilir ki. Yerim dar olduğundan kısa kesiyorum. Anlamaya kavramaya çalışan her insan için derin, güzel bir konu. Üzerinde çok çok tartışılabiliriz. Sevgilerimle.

Saime Eren 
 04.09.2011 15:03
Cevap :
Saime'ciğim, benim sık sık üzerinde kafa yorduğum konulardan biridir bu, nereden gelir bu farklılıklar? Herhalde konumum itibariyle uğraşıyorum bununla ister istemez:) Mesleki olarak da hep bu farklılıklarla karşılaşmak zorundayım. Türkler duyguları çok derinlemesine yaşıyor, kederi de, sevinci de, ivme büyük yani. Bu duygularla, davranışları da ona göre oluyor tabii. Dediğin gibi araştırmaya ve tartışmaya değer bir konu. Yorumuna sevindim. Beni unuttuğunu düşünmeye başlamıştım:) Çok selam ve sevgilerimle.  05.09.2011 17:04
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 165
Toplam yorum
: 554
Toplam mesaj
: 96
Ort. okunma sayısı
: 1354
Kayıt tarihi
: 03.08.07
 
 

Uzun yıllardır yurt dışında yaşıyor. İsviçre'de Adalet Bakanlığı'ndaki mesleği yanında tiyatro ya..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster