Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

26 Aralık '08

 
Kategori
Sinema
Okunma Sayısı
939
 

Türk Gambiti

Türk Gambiti
 

imdb


Bir Rus filmi, senaryoda Osmanlı dönemi yaşanırken, fona Türkçe Cumhuriyet söylemi koyabilmekte ve artısında Plevne’yi 30 Ağustos’a taşıyabilmektedir. Bu, beni çarptı. Ayılmak için bu metni yazdım.

Bu filmi 2. seyredişim. Hem filmi en ez 1 kere daha seyretmek, hem de daha iyi kopyasını izlemek istedim. Haklıymışım. Fark çoktu.

Filmde temelde Türkler aşağılanıyor.

Ancak, çok önemli bir nokta var: Filmin adından anlaşılacağı üzere, Ruslar Türkler’den korkuyorlar, hem de Türkler’in zekasından.

Gülmeyin. Ben gülmedim. Ciddiye aldım.

Bu filmin senaryosu, bir romandan alıntı ki Ruslar’ın Wilbur Smith’i gibi bir adam yazar Akunin (adı Boris ile birlikte Bakunin yapıyor ki bu beni o adın takma olduğu kanısına sürüklüyor).

Çin filmlerinde de vardır, hatta Kore filmlerinde bile: Türkler’den korkarlar ama savaş tekniklerine de saygı duyarlar, çünkü Çinliler’i Dünya’da yenebilen birkaç ulustan biri biziz. Anımsatayım: Ne ABD, ne SSCB Çin’i yenemedi.

Filmin ikinci bir başarısı var: Sinema dilindeki inanılmaz soyutlama düzeyi yüksekliği ki bunun bazı düzeylerini (ikinci seyredişimden sonra bile söylüyorum) bilimkurgu ve siberuzay filmlerinde bile göremedik.

Bu neden böyle?

Henüz bilmiyorum ama öğreneceğim. O öğrenme de, bana kendi biyografimi katmadan, türk gelecekbiliminin tarihi katalizlemesinin ve başkalaştırmasının nasılının bir adımını daha öğretecek.

Ruslar’ın ve Çinliler’in birinci ilkesi şu:

Düşmanını hiç mi hiç küçümseme, hele hele seni bir kereden fazla yeneni.

Düşünebiliyor musunuz?:

Biz şu anda vassal bir ülke olmaktan yakınırken, birileri bizim savaş zekamızı övüyor ama olağandır: 11 Eylül 2001’den sonra ABD’ye Dünya’da ‘hayır’ diyen tek ülke biziz, hala ve henüz. En ironiği de, intikam güme gitti, çünkü hesap büyüdü. ABD, AKP aracılığıyla Türkiye’den hesabı çifte kez alabilirdi ama kartlar yeniden dağıtıldı ve bahtımız kötü gitmedi. En güzeli de, feda edecek çok piyonumuzun olması: Asyatik olmanın yararları.

Filmin zaman akışı doğrusal. Bu bir eksiklik gibi görünebilir ama kadro ilginç bir teknik kullanmış: Upuzuun bir helezonik yay düşünün: Bunu kendi üzerine doğru gererseniz, bir dalga tek yönlü ama aslında ileri geri salınarak ilerler. İşte bu filmin sinemasal anlatısının başarısı burada: Araya çaktığı soyutlamalar aracılığıyla, aksiyonu, o salınmalar aracılığıyla felsefeye dönüştürüyor. Diğer bir deyişle, aksiyonun geometrisi önce mantığa, oradan felsefeye dönüşüyor.

Güzel bir örnek vereyim: Putin bu filmden ders alsaydı, Rus patrikhanesini İstanbul’a taşımayı hayal bile edemezdi, çünkü filmin geçtiği dönem Osmanlı’nın peşpeşe yenildiği dönem, şimdiki gibi yavaş yavaş yenmeye başladığı dönem değil. Bir(kaç) Rus, Osmanlı’nın çöküşünü ve benim öngördüğüm parçalanma karşıtı emperyalizmi yüz küsur yıllık bir tarih içinde bir gambit olarak eylediğini düşünüyor. Sonuç öyle olacak ama süreç öyle değil. Şerh: Kaotik durumlarda, netice denli, Hatice de önemlidir.

Filmin mantıksal hatası da var: Biz Türkler de yenilince, içimizde hain ararız. Ruslar’ın Plevne yenilgisi için, film aynını yapıyor. Oysa, hem yönetmen, hem de Akunin biliyor ki Kurtuluş Savaşı’na Ruslar, hem lojistik, hem parasal destek verdiler. Bunu da ‘Çanakkale geçilmez’in karşılığı olarak ödediler. ‘Çanakkale geçilmez’ dünya askeri kitaplarına ders olarak girdi ama onlar, ‘Plevne geçilmez’den ders almıyor.

Filmin senaryosu, tarihin bir yorumu, hatta aşırı bir yorumu ama 100 gelecekbilim senaryosundan 99’u öyledir zaten. Yani, biz tarihten gelen bilgiyle, çözümlerden değil, çözümsüzlüklerden öğreniriz. Filmin kadrosu, eminim ki attıkları taşla vurdukları kuşun ne olduğunu bilmeksizin (çünkü o zaman bir türk gelecekbilimcisine bu denli yardım etmezlerdi), inanılmaz sakarca, eski filmlerdeki gibi ama bu kez aksiyonel değil, epistemolojik ‘gag’lerle dolu.

Ama yine de öğreniyoruz. Bence, o bize öğretiyor ama bence o böyle (bize öğrettiğini) düşünmüyor, yoksa yapmazdı. Sanırım, 11 Eylül 2001’den sonra böyle oldu. Flechtheim zamanında böyle değildi. Gelecekbilimin kurallarının değişeceği zamanda değiliz ama gerçek bu, değişiyor gibi görünüyor.

Bunun yorumu şu: Tarihi düşünenler artık istemeseler bile tarihe katılıyor ve bu bir novum. Bunun için, indirgeyici bir denklem de eklemeleri gerekli, lambdalı boş değişkenler gibi. Bunu ben yapabiliyorum ama 1.000 stratejist yapamıyor, yoksa beyinsel hapishanede olmazlardı.

Sonuç: 1453’te İstanbul’u hak etmemiş olabiliriz ama şu anda G-8 veya G-20, her kimse hiç kimse İstanbul’u bizden daha az hak etmezlik durumunda değil, başta ABD ve SSCB. Kısacası ‘türk gambiti’ budur: Sıkıyorsa, İstanbul’u gelin ve alın. İstanbul için, Türkiye’yi değil, Dünya’yı nükleer çöle çeviririm ama size bu toprağı vermem; sevdiğimden değil, nefret ettiğimden dolayı...

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
 
Toplam blog
: 2216
Toplam yorum
: 1121
Toplam mesaj
: 127
Ort. okunma sayısı
: 507
Kayıt tarihi
: 16.08.06
 
 

Serbest yazarım. 1960 doğumluyum. BÜ İşletme mezunuyum. ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster